Akciğer kistleri
31 July 2009 Yazan admin
Kategori Genel Sağlık
->
Akciğer kistlerine nerede rastlanır ?
Bunlar genellikle doğuştan beri var olan bozukluklardır ve hava veya sıvı ile dolu olan zarları zayıf torbacıklardan meydana gelmektedir. Bazı akciğer kistleri herhangi bir belirti göstermezken başkaları, ciğerin etrafındaki dokularda baskı yaparak bu dokuların harap olmasına yol açabilir.
Akciğer kistleri enfekte olup apseler meydana gelebilir mi ?
Evet. Bazıları da patlayarak göğüs boşluğuna hava kaçırmasına yol açabilir.
Akciğer kistleri nasıl tedavi edilir ?
Belirti gösteren kistler cerrahî müdahale ile çıkarılmalıdır. Böyle bir ameliyatla kist ve etrafındaki ciğer dokuları alınacaktır. (Segmental reseksiyon)
Akciğer kistlerinin alınması için yapılan ameliyatlar genellikle başarılı olur mu ?
Evet. Bu gibi ameliyatları olan hastaların büyük çoğunluğu kısa bir süre içerisinde tamamen iyileşirler.
Akciğer tümörleri
31 July 2009 Yazan admin
Kategori Genel Sağlık
Bütün akciğer tümörleri kanserli midir ?
Hayır. Bazen selim tümörlere akciğer adenomlarına rastlansa da habis türleri çok daha fazla görülmektedir.
Selim akciğer tümörlerinin tedavi yöntemleri nedir ?
Ameliyat öncesi selim ve habis tümörler arasında bir ayrım yapılmasına imkân olmadığından selim ve habis tümörlere aynı ameliyat usulleri tatbik edilmektedir.
Akciğer kanseri fazla rastlanan bir durum mudur ?
Evet, özellikle erkeklerde en çok görülen kanser türüdür.
Sigara kullananların kullanmayanlardan fazla akciğer kanseri olma ihtimali var mıdır ?
Şüphesiz evet. Fazla sigara kullananların, kullanmayanlara oranla akciğer kanseri olma ihtimalleri on misli fazla olarak kabul edilmektedir.
Akciğer kanserinin erken görülen belirtileri hangileridir ?
a.İnatçı öksürük.
b.Göğüste sancı.
c.Kan tükürülmesi.
d.Röntgen filmi çekilince akciğerde bir gölgenin belirmesi.
Bir kişide akciğer kanserinin gelişmekte olduğu nasıl anlaşılabilir ?
En iyi usul yılda bir kez göğüs röntgeninin alınmasıdır.
Akciğer kanserinin tedavisi nasıl yapılır ?
Ciğerin hastalanmış kısmının ameliyat usulüyle alınması (lobektomi) veya ciğerin bütünüyle alınması (pnömoektomi)
Akciğerden bir lop ameliyat yoluyla alınmışsa hasta normal şekilde nefes alabilir mi ?
Evet. Ancak yorucu fizikî hareket yapma imkânları azalır.
Bir hasta bütün bir akciğerinin alınmasından (pnömonektomi) sonra rahat nefes alıp normal bir hayat sürdürebilir mi ?
Bu gibi hastalar fazla fizikî hareketler yapmaktan kaçınmalıdırlar. Ancak bunun ötesinde normal bir hayatları olabilir. Kendilerini fazla yormadıkları takdirde nefes alma imkânları normal olur.
Bir akciğerin bir kısmı veya bütün bir akciğer ameliyatla alındığı takdirde göğüs boşluğunun boşalan kısmı nasıl dolar ?
Göğüs duvarı çökmeye yüz tutunca diyafram göğüs içerisinde yükselir ve boş kalan kısım bağ dokusu ile dolar.
Göğüs boşluğuna veya akciğerlere yapılan ameliyatlarda yara izleri çok çirkinleştirici mi olur ?
Göğüsün arkasından önüne uzanan 30 ilâ 35 santim uzunluğunda bir .yara izi kalır. Ancak bu iz genellikle iyileşir ve görünürde yalnız incecik bir çizgi belirtisi kalır.
Bir akciğerden bir lop veya bütün bir akciğer alındığı zaman göğüs boşluğunun şekli bozulur mu ?
Hayır. Böyle bir hasta giyinik olduğu vakit böyle bir ameliyat geçirmiş olduğu katiyen belli olmaz.
Torakoplasti (birçok kaburga kemiklerinin ameliyat yoluyla alınması) ameliyatından sonra göğüs boşluğunda şekil bozukluğu olur mu ?
Hayır. Böyle bir şekil bozukluğu ancak hasta soyunuk olduğu zaman göze çarpar.
Göğüs ameliyatlarında anestezinin rolü önemli midir ?
Evet. Usta bir anestezistin bu gibi ameliyatlarda görevlendirilmesi şarttır.
Bir akciğerin veya bir akciğerin bir kısmının ameliyatla alınması için ne kadar süre hastanede kalınması gereklidir ?
Yaklaşık iki hafta.
Böyle büyük bir ameliyattan sonra hastalar yataktan kaç gün sonra kalkabilirler ?
İki veya üç gün içerisinde.
Aşağıda gösterilen hastalıklarda ameliyattan sonra tamamen iyileşme şansları nedir ?
a.Verem: Mükemmel. Ameliyat olanların büyük çoğunluğu iyileşmektedir.
b.Akciğer kistleri: Mükemmel. Yaklaşık bütün vakalar tam olarak tedavi edilir.
c.Akciğer tümörleri: Selim tümörlerde tamamen iyileşmek imkânları mükemmel olarak kabul edilmektedir. Erken teşhis ve gelişen ameliyat teknikleri sayesinde akciğer kanseri ameliyatlarında da iyileşen hastaların, oranı çok artmıştır.
Aile planlaması
Aile planlaması, ailelerin istedikleri sayıda, istedikleri zamanda ve sağlıklı aralıklarla, bakabilecekleri kadar çocuk sahibi olmaları demektir. Aile planlaması çocuk sayısını kısıtlamak demek değildir. Aile planlaması çalışmaların temel amacı ailenin sağlığını korumak ve onların mutlu yaşamalarını sağlamaktır. Aile planlaması çalışmaları ile,çiftlere gebe kalmak ve doğum yapmak için en uygun koşulların neler olduğu öğretilir. Gebelikler arasında belli bir süre bırakılarak anne ve çocuk sağlığının korumaktır. Bu hizmet, ailedeki kişi sayısını sınırlandırma anlamı taşımaz!
Çocuk yapmada aileler, tamamen serbest olup, kendi iradeleri ile istedikleri, bakabilecekleri, yetiştirebilecekleri sayıda çocuk sahibi olabilirler. Önemli olan ailelerin bilinçli olarak, sorumluluk taşıyarak karar vermeleridir. İstediği halde çocuk sahibi olamayan kısır çiftlere yardım edilir,yol gösterilir. Aile Planlaması, eşlere çocuk yapmak istedikleri veya istemediklerinde yol gösterir. Onlara çocuk sayısı ve doğumlar arasındaki süreyi belirlemelerinde yardımcı olur.
Başka bir deyişle Aile Planlaması evli çiftlerin ekonomik olanaklarına ve kişisel isteklerine göre çocuk sayısını tayin etmelerini ve doğumların ana-çocuk sağlığına uygun aralıklarla olmasını sağlayan koruyucu bir hizmettir.
Aile Planlaması, eşlere çocuk yapmak istedikleri veya istemediklerinde yol gösterir. Onlara çocuk sayısı ve doğumlar arasındaki süreyi belirlemelerinde yardımcı olur.
Bununla birlikte iki yıldan sık aralıklarla yapılan doğumlar ile annenin çok genç ya da yaşlı olması anne ve çocuk sağlığını olumsuz etkilemektedir. Her yıl dünyada yarım milyondan fazla kadın gebelik ve doğumla ilgili sorunlar yüzünden ölmekle geride bir milyondan fazla anasız çocuk bırakmaktadır. Aile Planlaması ile bu ölümlerin çoğu önlenebilirdi. Yine istenmeyen gebelikler de ana ölümüne neden olmaktadır.
Yine bu nedenle her yıl ülkemizde 500 binden fazla kadın kürtaj olmakta, daha da tehlikelisi kürtajla ilgili 50 binden fazla kadın yaşamını yitirmektedir. Etkin Aile Planlaması yöntemlerinin kullanılması ile ülkemizde yılda l500 annenin ve 60 bin bebeğin ölümü engellenebilir. Yine çok ve sık doğuma bağlı kadın hastalıkları, kansızlık; zor doğum ve bunlara bağlı olarak ana ölümleri artmaktadır.
Çocuk sağlığı da çok ve sık doğumdan etkilenmektedir. Şöyleki; Doğumlar arasında geçen süre 2 yıldan azsa, bir önceki çocuğun ölüm tehlikesi yaklaşık %50 oranında artmaktadır.
En az iki yıl ara ile doğan çocuklar daha sık aralıklarla doğan çocuklara göre fiziksel ve zihinsel açıdan daha iyi gelişmektedirler.
iki yaşın altındaki bir çocuğun sağlığını ve gelişimini tehdit eden en büyük tehlike, ailede yeni bir bebeğin dünyaya gelmesidir.
Bir anne bedeninin gebelik ve doğum etkilerinden tam olarak kurtulabilmesi için iki yıllık bir sürenin geçmesi gerekir.
Eğer bir anne doğumdan sonra iki yıl geçmeden tekrar gebe kalırsa, yeni bebeğin zamanından önce doğması ve anne karnında iyi beslenemediği için düşük kilolu doğma ihtimali artar. Çok ve sık doğum sonucu çocuklar sık hastalanmakta, kansızlık artmakta, sonuçta fiziksel ve zihinsel açıdan iyi gelişememektedirler.
Anne ise çok ve sık doğum sonucu yıpranmakta ve çocuklarına karşı ilgisi azalmakta, bunlara ek olarak ekonomik zorluklar da eklenince çocuğun yaşamına verilen değer azalmaktadır.
Aile planlamasının amacı
Çok ve sık gebelikleri önlemek,
Çok ve sık doğumların anne ve çocuk sağlığına olan olumsuz etkilerini gidermek,
İstenmeyen gebeliklerde tehlikeli yollarla yapılan düşükleri önlemek,
Çocuğu olmayan ailelerin çocuk sahibi olmaları için yol göstermek,
Ailelere gebelikten korunmanın modern ve tibbi yollarını öğreterek ana sağlığı ve çocuk sağlığı düzeyini yükseltmek.
Anne sağlığına faydaları
Çok ve sık doğuma bağlı gebelikleri önler,
Çok ve sık doğuma bağlı kadın hastalıklarını önler,
Kansızlık ve kansızlığın neden olduğu hastalıkları önler,
Zor doğuma bağlı tehlikeleri önler,
Erken ve geç yaşta olan doğumları önler,
İstenmeyen gebelik ve düşükleri önler,
Anne sağlığı için zararlı, iki yıldan kısa aralıklarla olan doğumları önler,
Annenin ruh sağlığını korur,
Sonuçta; ANNE ÖLÜMLERİNİ AZALTIR, TOPLUMDA SAĞLIKLI VE MUTLU ANNE SAYISI ARTAR
Bebek cinsiyet tayini
Antik Çin, Mısır ve Yunan uygarlıklarından beri insanoğlu doğacak bebeğinin cinsiyetini doğmadan önce saptayacak ve istediği cinsiyette bebek sahibi olmasını sağlayacak fomüllerin peşinde koşmuştur. Bu konuda sayısız hurafe, halk öyküsü ve sihirli öneriler ortaya atılmıştır. Günümüzde bile bazı “otoriteler!” ve “konunun uzmanları!” çiftlere istedikleri cinsiyette çocuk sahibi olabilmeleri için yüzdeyüz garantili! öğütler vermeye devam etmektedirler. Maalesef sadece bizim toplumumuzda değil en gelişmiş toplumlarda bile bu tür hokkabazlar rağbet görmektedir. Erkek bebek için Y kromozomu taşıyan, kız bebek için ise X kromozomuna sahip spermin yumurtayı döllemesinin gerektiği bir asırdan beri bilinmesine rağmen1970′lerde Y kromozomu taşıyan spermlerin X’lerden ayrılabileceğinin keşfi ile isteyene istediği çocuğu vermenin bilimsel ve gerçekçi yolu açılmıştır.
Zaman içerisinde yüksek teknolojiler geliştikçe X ve Y spermlerinin özellikleri daha iyi anlaşılmış ve bunları ayırmak için değişik teknikler gelişmiştir. 1998 yılında Virginia’a da yapılan bir çalışmanın sonuçları spermlerin ayrılmasında yeni bir tekniği dünyaya duyurmuştur. Bu teknik X ve Y spermlerin içerdikleri DNA oranlarına göre Y spermlerinin daha küçük ve hafif olmasına ve hareket hızlarına dayanmaktadır. Erkeğin ejekulatı (menisi) filtre edilmekte ve daha sonra basınç altında çok ince ve çokuzun bir tüpe verilmektedir.Bu spermlerin neredeyse tek tek boruda ilerlemelerini sağlamaktadır. Tüpün diğer ucu ikiye ayrılmakta ve birtkım teknikler ile X ve Y içeren spermler ayrılmaktadır. Bu sistemin başarı oranı X yani kız için %85 iken erkek yani Y içinse %65 olarak bulunmuştur.
Teknoloji gerektirmeyen ve kişilerin kendilerinin uygulayabileceği bir yöntem de 1989 yılında tanımlanmıştır. Bu sistemde de Y spermlerinin daha küçük ve hızlı olduğu varsayımından yola çıkılmakta ve ilişki zamanlaması ile istenilen cinsiyette bebek sahibi olmak için öneriler verilmektedir. Buna göre erkek bebek isteyen çiftler öncelikle yumurtlama anını saptamak için piyasada satılan kitleri günde 2 defa kullanmalı, testteki renk değişimine göre ovülasyonun 24 saat içinde olacağı saptandıktan sonra tek bir sefer ilişkde bulunmalı, bu ilişki renk değişiminden sonraki 24 saat içinde olmalı, ve derin penetrasyonu sağlayacak pozisyonlar tercih edilmelidir. Bu sayede hızlı yüzen Y spermleri daha çabuk tüplere varabilecektir. Kadının erkeğin boşalmasından önce orgazm olması da şansı arttıracaktır.Kadının orgazmı vajendeki pH dengesini alkali yönde değiştirerek sperm ile serviks salgılarının temasını güçlendirecektir. Ek olarak ilişkiden 1 saat önce kafein içeren içeceklerin alınması spermlerin hızını arttıracaktır. İlişkiden önce 3-4 gün süre ile erkeğin boşalmaması şarttır. Bu sayede erkeğin sperm sayısı yükselecektir. Kız isteyenler için de bunun tam tersini yapmak gerekmektedir. Ovülasyonkitine gerek yoktur ve adet kanaması sona erdikten sonra sık cinsel ilişkide bulunmak yeterlidir.
Ancak son zamanlarda yapılan çalışmalar bu yöntemin Tabiat Ana’nın verdiği olaslıklardan daha yüksek başarılar vermediğini ortaya koymuştur.
İstenilen cinste bebek sahibi olmanın en garantili yolu embryo seçimidir. Tüp bebek uygulamalarında embryo birkaç hücreli hale geldiğinde hücrelerden biri alınarak Y kormozomu baklır ve eğer istenilen cinsiyette ise rahimne yerleştirilir. Bu yöntemin başarı şansı %100 dür.
Etik Yönü
Cinsiyet tayininin en önemli engelleyicisi işin etik yönüdür. Herhangi bir sebep olmadan çiftlere istedikleri cinsiyette bebek sahbi olmaları konusunda yardımcı olmak doğanın hassas dengelerini bozacaktır.Değişik toplumlarda farklı istekler olmasına rağmen özellikle ülkemizde erkek çocuğa olan merak geri dönüşü mümkün olmayan zararlar doğurabilir. Bu yöntemler sadece belirli hastalıkların varlığında kullanılmalıdır. Örneğin X-e bağlı geçiş gösteren kromozom bozukluğu olan çiftlerden doğacak kız bebekler %100 hasta olacağından bu tür çiftlerde yoğun çocuk isteği var ise değişik yöntemler ile kız bebek sahibi olmaları engellenebilir.
Diyabet obezitenin sonucudur
Bu ülkede her yirmi kişiden biri, yani 16 milyon Amerikalı diyabet hastası. Nüfusumuz şişmanladıkça bu sayı artıyor. Diyabet beslenmeyle alakalı bir hastalıktır; beslenme yöntemleriyle hem engellenebilir, hem de iyileştirilebilir (Tip II diyabet söz konusu olduğunda) bir rahatsızlıktır.
Diyabet kalp krizine, felce ve başka ciddi komplikasyonlara yol açarak ağır bedeller ödetebilir. Tip II diyabetli yetişkinlerin yüzde 70′inden fazlası kalp krizinden ve felçten ölüyor. İstatistiklere baktığınızda insanların doktor kontrolü altındayken kilo alıp diyabetlerinin arttığını ve buna bağlı komplikasyonlar geliştirdiklerini görerek daha büyük hayal kırıklığına uğruyorsunuz.
İnsanlara diyabetle yaşamayı ve onu kontrol etmeyi öğrenmeleri öğütlenir, çünkü iyileşmez. “Hayır, hayır ve yine hayır” diyorum. “Onunla yaşamayın, birçok hastam gibi zayıflayın ve ondan kurtulun.”
Temel olarak iki çeşit diyabet vardır: Tip I ya da çocuklukta başlayan diyabet ve Tip II ya da yetişkinlikte başlayan diyabet. Tip I genelde erken yıllarda ortaya çıkar. Çocuğun ensülin üreten ve salgılayan pankreas organında hasar meydana gelir, bu yüzden ensülin noksanlığı baş gösterir. Tip IF’de ise en yaygın olanıdır ensülin normale yakın düzeyde üretilir ancak vücut buna karşı tepki gösterir, böylece kan şekeri ya da glikoz artar. İki tipte de sonuç aynıdır, hastanın kanında glikoz düzeyi yüksektir.
İki tip diyabet de vücudun yaşlanmasını hızlandırır. Diyabet, damar sertliği ve kardiyovasküler rahatsızlıkları büyük ölçüde desteklemesi yanında, böbreklerin ve diğer vücut sistemlerinin yaşlanmasına ve bozulmasına yol açar. Diyabet böbrek yetmezliğinin ve yetişkinlerde körlüğün başlıca nedenidir. Günümüzde birçok Tip II diyabetlilerin berbat komp-likasyonlar geçirdiğini görüyoruz: Amputasyona maruz kalıyorlar, periferal nöropati (bacaktaki acı verici sinir tahribatı), retinopati (diyabet körlüğünün temel nedeni) ve nepropati (böbrekte hasar) rahatsızlıklarına yakalanıyorlar. Durumları Tip I diyabetliler kadar kötü.
Tipi ne olursa olsun, diyabetliler, genel nüfusla karşılaştırdığınızda daha yüksek trigliseride ve LDL kolesterolüne sahiptirler. Diyabetlilerin kalp krizi geçirme sayısı, diyabetli olmayanlara göre dört kat daha fazladır. Ensüline bağımlı (Tip I) diyabetlilerin üçte-biri elli yaşından önce kalp krizinden ölmektedir. Damar sertliğindeki bu hızlanma ve sonucunda artan ölüm oranı her iki diyabette de mevcuttur.
Basit bir mantıkla, diyabetliler için tasarlanmış herhangi bir diyetsel önerinin kalp krizi, felç ve diğer kardiyovasküler riskleri en azından engellemeye çalışmasını beklersiniz. Ne yazık ki diyabetlilere verilen beslenme programı, kalp hastalarında işe yaramadığı görülen diyetin aynısıdır. Bu çeşit bir diyet bütün insanlar için zararlıdır, ancak diyabetliler için çok tehlikeli, hatta ölümcüldür. Rafine tahılların, işlenmiş ürünlerin ve hayvansal gıdaların bileşimi hastaneler ve acil salonlarına sürekli bir akının garantisini verebilir.
Tip I hastalar daha sert ve ilerleyen bir beslenme yaklaşımı izlediklerinde, diyabetlilerin başına gelen birçok komplikas-yondan kurtulabilirler. Normal bir yaşam süresi umabilirler, çünkü bu kasvetli istatistikler sadece diyabetli olmanın değil; diyabet ile, rahatsızlıklara yol açan modern diyetin etkileşiminin bir sonucudur. Tip I diyabetlilerin her zaman ensüline ihtiyacı olabilir; ancak benim hayat kurtaran programımı uygulayan hastalarda ensülin alımlarının yarıya indiğini sıkça gözlemledim. Şekerleri deli gibi bir aşağı bir yukarı hareket etmiyor ve daha az ensülin aldıklarından potansiyel olarak tehlikeli hipoglisemik rahatsızlıklara yakalanma olasılıkları azalıyor.
Bu yaklaşımı takip eden Tip II diyabetli hastalar, diyabetten kurtulup iyileşebilir ve hatta mükemmel bir sağlığa kavuşabilirler. Diyabetten ömür boyu kurtulmuş olabilirler. Neredeyse bütün Tip II diyabet hastalarım ilk ayın sonunda ensülin almayı kestiler. Mükemmel beslenmeleri sayesinde bu hastaların kan şekerleri ensülin kullandıkları döneme göre çok daha iyi (düşük) hale geldi. Başlarına gelebilecek diyabet belalarının yolu kesildi.
Aynı zamanda, bana diyabetik retinopati ve periferal nöropati ile gelen hastaların durumlarının iyiye gittiğini ve sonunda iyileştiklerini de gözlemledim. Dr. Milton da hastalarında benzer bulguları kaydetmiştir: Bitki yoğunluklu vejetaryen bir diyeti takip eden yirmi bir hastadan on yedisinin periferal nöropatisi tamamerı iyileşmiştir.
Diyabet için ensülin kullanmak her şeyi daha kötü yapar
Ensülin yağlı yiyeceklerle beslenen ve kilo alan insanlar üzerinde daha az etkilidir. Kilo vermenin yanında daha az yağ içeren diyetler, ensülin duyarlılığını artırır. Diyabetli olsun olmasın aşırı kilolu birinin daha çok ensüline ihtiyacı vardır. Aslında aşırı kilolu insanlara daha fazla ensülin vermek, daha fazla kilo almayı destekleyerek onları daha fazla hasta eder. Diyabetleri ilerler. Bu süreç nasıl işliyor? Pankreasımız vücut tarafından talep edilen kadar ensülin salgılar. 1 cm.den daha az göbek çevresi yağı olan normal kilodaki bir kişi, X kadar ensülin salgılayacaktır. Diyelim ki bu kişi 7 kilo aldı. Bu halde nerdeyse iki kat daha fazla ensüline ihtiyacı olacaktır. Çünkü vücuttaki yağ, hücrelere ensülin alımını engelleyecektir.
Eğer kişi obezse, yani 18 kilodan fazla ek yağ ağırlığı varsa, vücudu pankreastan yüklü derecede, normal kilodaki bir insandan on kat daha fazla, ensülin talep edecektir. Peki pankreas beş, on yıl bu şekilde çalışmaya zorlanırsa ne olur dersiniz? Evet bildiniz: Tükenir.
Vücudun yüksek talebine karşın pankreas daha az ensülin salgılamaya başlar. En sonunda kan akışındaki glikozu hücrelere taşıması gereken ensülin azahnca, kandaki glikoz miktarı artmaya başlar ve kişiye diyabet teşhisi konur. Birçok vakada bu bireyler, normal ağırlıktaki insanlarla karşılaştırıldığında, hala yüksek miktarda ensülin salgılarlar, ama bu kendileri için yeterli değildir. Kendilerini daha az zorlayan bir diyet uygulayıp kilo verdiklerinde şekeri kontrol etmek için fazladan ensüline ihtiyaçları kalmaz.
Bütün bunlar Tip II diyabetin, pankreaslarında daha az ensülin salgılayan hücre rezervi bulunduran kişilerin kilo almasıyla ortaya çıktığı anlamına gelir. Hassas kişilerde 3 ila 7 kilo fazlalık bile bir fark yaratabilir. Fazladan kiloların atılması bu kişilerin kendi vücutlarının kapasiteleri içinde yaşamalarını sağlayabilir. Birçok Tip II diyabetli, normal kilolarını koruyup zayıf kaldıkça, normal dengeleri korumaya yetecek kadar ensülin üretirler.
Yaşam süresini uzatmak isteyen bir kişinin yapması gereken en önemli şey, benim programımı takip etmek. Bilinçli kilo kaybının diyabetlilerin kan şekeri, yağ ve tansiyonunda iyileşme meydana getirdiği uzun yıllardır bilinmekte. Son çalışmalardan biri kilolarını düşüren diyabetli hastalarda yaşam süresinin önemli derecede arttığını ve erken ölümlerin oranının yüzde yirmi beş azaldığını belgelemiştir.” Mükemmel bir beslenme programıyla erişilecek zayıflığın getireceği sonuçları hayal edin bir de.
Ensülin Tip II diyabetliler için tehlikeli bir ilaçtır. Bu insanlar her şeyden önce aşırı kilolu insanlardır. Ensülin tedavisi onların diyabetlerinin artmasına neden olacak bir kilo alımına yol açar. Böylece hastanın kilo aldıkça genellikle daha fazla ensüline ihtiyaç duyduğu bir kısır döngü başlar. Beni ilk defa görmeye geldiklerinde aşırı dozda ensülin kullanıp bunu ağızdan aldıkları ilaçlarla desteklemelerine rağmen şekerlerini kontrol etmenin imkansız olduğunu söylerler. Bu cebinizde her an patlamaya hazır bir bomba ile dolaşmaya benziyor.
Diyabetinizi kontrol etmeyin – ondan sonsuza dek kurtulun
Programa başlayan hastalarda ensülini genelde yarıya indiririm. Daha sonra başlangıçtaki durumlarının derecesine ve verdikleri tepkilere bağlı olarak birkaç gün ya da hafta içinde ensülin yavaş yavaş devreden çıkarılır. Birçok hasta ilk birkaç gün içerisinde ensülini tamamen bırakabilir. Bu programı uygulayan hastaları ve doktorları bir konuda uyarıyorum; ne kadar etkili olabileceğinin tahmin edemezsiniz. Eğer ilaçla tedavi ve özellikle ensülin önemli miktarda azaltılmazsa, fazla ilaç alımı yüzünden tehlikeli hipoglisemik reaksiyonlarla karşılaşılabilir. Başta az ilaç kullanıp glikoz seviyesinin biraz tırmanmasına izin vermek daha güvenlidir. Gerekirse bir miktar daha ilaç kullanılabilir. Bu hipoglisemi riskini ya da vücut şekerinin çok aşağılara düşmesini engeller. Bu diyet, diyabet ve beslenmesel umarsızlıklar yüzünden oluşan diğer rahatsızlıklar üzerinde çok kuvvetli bir etkiye sahip olduğundan, ilaç dozajınızı çok dikkatli bir şekilde düşürmede size yardımcı olacak bir doktorla çalışmanız büyük önem taşır.
Ben genelde Glucophage (metformin) ya da diğer benzeri ilaçlara devam eder ya da onlarla başlarım. Kilo vermeyle ilgisi olmayan yeni ilaçlar, diyabetlilerin daha önce kullandığı eski ilaçlardan daha güvenilir. En sonunda bu hastalar daha fazla kilo kaybettikçe ilaç kullanmadan normal glikoz seviyesine dönebilirler. Daha stresli ve göbek bağlatan bir diyetle eskiye dönmek mümkünse de bu şekilde diyabetten kurtulabilirler.
Gerardo Petito on ay önce görmeye başladığım bir hastaydı. Kendisi diğer hastalarda düzenli olarak yakaladığım sonuçlara örnek bir vaka. Gerardo bana gelişindeki asıl nedenin diyabetini daha iyi kontrol edebilmek olduğunu söyledi. 2000 yılının 18 Ocak’ında bana geldiğinde üç ilaç kullanıyordu: tansiyon için 20 mg.lik Accupril ve diyabet için günde iki tane Glucophage 500 ve günde iki kez 15 ünite ensülin. Ensülini 7 senedir kullanmaktaydı. Bu perhizle sabahları açlık şekeri 175 civarında dolaşıyordu. Tansiyonu 140/85, kilosu 95′ti.
Uzun bir tartışmadan sonra Gerardo benim diyetimi uygulamaya karar verdi. Ensülini o akşam on üniteye indirmesini istedim. Sabahleyin beş üniteye indirecekti. Daha sonra hiç ensülin kullanmayacaktı.
Gerardo bana iki hafta sonra ikinci kez geldiğinde 88 kiloya inmişti, sadece iki haftada yedi kilo vermişti. Sabah şekeri ortalama 115 civarındaydı ve tansiyonu 125/80′e inmişti. Kayıt için bir kan testi ve bir EKG dışında programda hiçbir değişiklik yapmadım. Diyetin tadını çıkarıyor ve tavsiyelerimi harfiyen yerine getiriyordu.
Gerardo bir ay sonraki üçüncü ziyaretinde 82 kiloya düşmüştü. 52 günde 13 kilo zayıflamıştı. Sağlıklı diyetini uygulamaya devam ettiği bir gemi yolculuğundan gelmişti. Sabah şekeri ortalama 80 civarında seyrediyordu (tamamen normal), bu yüzden Glucophage’ı kestim, tansiyonu 88/70′ti, ben de tansiyon ilacı Accupril’e devam ettirmedim.
Gerardo ilk ziyaretinden on ay sonra 78 kiloydu, yani toplamda 17 kilo vermişti, kolesterolü 134, tansiyonu 112/76′ydı. Bir diyabetik kontrol ölçütü olan hemoglobin Al C’si diyabetik olmayan bir seviyeye denk gelen 5.3′tü. Hiçbir ilaç kullanmıyordu.
Tansiyonunu ve diyabetini kontrol etmekle kalmaktansa benim tavsiyelerime uydu ve ilaçlarla ilgili sorununu kökünden halletti.
Diyabet hastalarına tavsiyeler
Bu kitapta verilen genel tavsiyeler birçok diyabetli için yeterlidir. En önemli hedef kilo vermektir, yoksa şekeriniz kısa vadede biraz yukarı çıkmış biraz aşağıya inmiş çok fark etmez. Bir sonraki bölümde kilo vermekle ilgili verdiğim katı rehberi takip edin. Eğer programımı harfiyen uygularsanız diyabet yiyeceklerinin yerlerini değiştirmek ve kalorileri saymakla uğraşmayacaksınız. Çoğu kişi porsiyonları da tartmak zorunda değil. Hedefleriniz koroner damar rahatsızlığı çekenlerle aynı: Zayıflamak ve risk etmenlerinize sert bir şekilde tepki vermek. Zamanla vücudunuz rakamlarınızı normale döndürür. Aşağıdaki maddeleri aklınızda tutun:
1. Beyaz ekmek ve makarna gibi rafine nişastalar özellikle tehlikelidir; onlara el sürmeyin.
2. Meyve suyu ya da kurutulmuş meyve tüketmeyin. Uygun miktarda meyve dışında şekerden uzak durun. Kahvaltı için iki ya da üç meyve iyidir; öğle yemeği ve akşam yemeğinden sonra bir tane idealdir. En iyi meyveler daha az şekerli olanlardır: greyfurt, portakal, kivi, çilek ve böğürtlenler, kavun ve yeşil elma.
3. Bütün yağlardan uzak durun. İşlenmemiş fındık, cevizlere izin var; ancak 30 gramdan fazla değil.
4. Diyetinizin adı “yeşiller ve bakliyatlar diyeti”, bu yüzden diyetinizin çoğunu sebzeler ve bakliyatlar oluşturmalı.
5. Hayvansal gıda alımını haftada en fazla iki balık servisiyle sınırlayın.
6. Düzenli bir şekilde ve sürekli bir şekilde ilaç alıyormuş gibi egzersiz yapın. Sıkı bir programa oturtarak tercihen günde iki kez yapın. Merdiven tırmanmak en önemli kilo verme egzersizlerinden biridir.
Bu kitaptaki bilgiler sizin sağlık reçetenize dönüştürülürse kalp krizlerinin ve felçlerin önüne geçilebilir. Eğer bu diyet toplumun geneli tarafından benimsenirse bu hastalıklar nadiren görülmeye başlar ve diyabet tamamen ortadan kalkar.
‘Hiperaktivite’ tanısında yeni yöntem
31 July 2009 Yazan admin
Kategori Genel Sağlık, Çocuk Sağlığı
Üstün zekalı çocuklarla dikkat eksikliği ve hiperaktivite sorunu bulunan çocukların beyin yapıları Türkiye’de ilk kez fonksiyonel MR görüntüleme tekniğiyle incelendi. Uzmanlar, yeni tekniğin tanısı zor konulan dikkat sorunlarına kesin sonuçlar getirmede yüksek başarı göstereceğini belirtiyor.
Devamını oku
Şişmanlık doğum kontrol hapının etkisini azaltıyor
31 July 2009 Yazan admin
Kategori Genel Sağlık, Sağlık Haberleri
Doğum kontrol hapı en güvenilir korunma yöntemlerinden biridir. Fakat son bir araştırma kilolu kadınların hapın etkisine çok fazla güvenmemeleri gerektiği şeklinde sonuçlandı.
Devamını oku

