Alzheimer’a çare özel karışımlı süt

29 August 2009 Yazan admin  
Kategori Vücudumuz

Alzheimer hastalığının tedavisinde özel bir karışımla hazırlanan sütün yararlı olabileceği belirlendi. Alzheimer Derneği Başkanı Prof. Dr. Murat Emre, “Omega-3, antioksidan ve B vitamini gibi 7-8 farklı besin öğesi içeren süt ile yapılan araştırma, ümit verici sonuçlar içeriyor” diye konuştu.

Alzheimer Derneği Başkanı Prof. Dr. Murat Emre, Alzheimer hastaları üzerinde Omega-3, antioksidan ve B vitamini gibi 7-8 farklı besin öğesi içeren süt ile yapılan araştırmanın ümit verici sonuçlar içerdiğini belirtti.

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Davranış Nörolojisi ve Hareket Bozuklukları Birimi Başkanlığını da yürüten Emre, yaşamsal aktivitelerde azalma ve bilişsel yeteneklerde bozulma ile kendini gösteren, ilerleyen bir hastalık olan Alzheimer’ın mevcut tedavi yöntemleriyle ancak belirtilerinin ortadan kaldırılabildiğini söyledi.

Hastalığın ilerleyişini geciktirecek bir yöntem geliştirilmesinin hastalar açısından büyük önem taşıdığını ifade eden Emre, son zamanlarda bu hastalığın tedavisi konusunda yürütülen bazı çalışmalardan olumlu sonuçlar elde edildiğini kaydetti.

Bir süre önce ABD’nin Şikago şehrinde düzenlenen Dünya Alzheimer Kongresinde açıklanan “Kokteyl” tarzındaki süt ile yapılan çalışmanın bunlardan birisi olduğunu bildiren Emre, “Omega-3, antioksidan ve B vitamini gibi 7-8 farklı besin öğesi içeren süt ile yapılan araştırma, ümit verici sonuçlar içeriyor” diye konuştu. Emre, erken dönemdeki 212 hasta üzerinde, “Souvenaid” diye isimlendirilen süt ile uygulanan tedavide, beyin hücreleri arasındaki bağlantının güçlendirilmesinin hedeflendiğini anlattı.

ABD’deki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden bilim adamlarının da katıldığı, Hollanda ve orta Avrupa ülkelerinde yürütülen çalışma çerçevesinde, bir grup hastaya 3 ay süreyle söz konusu içecekten, diğer gruba ise eşdeğer kalori içeren süt verildiğini anlatan Emre, şunları söyledi: “Bu süre sonunda aktif içecek verilen hastaların diğer gruptakilere oranla daha iyi durumda olduğu, yani, karışımın erken dönemdeki hastalara belirli bir fayda sağladığı saptandı. İçeceğin hastalar üzerindeki etkisiyle ilgili kesin bir şey söylemek için henüz erken. Daha ileri çalışmaların devam ettirilmesi planlanıyor. Bunları da bekleyip görmek lazım.”

Emre, 2000 yılından beri amiloid aşısı geliştirilmesi amacıyla bir çalışma yürütüldüğünü ancak bu çalışmanın başarısızlıkla sonuçlandığını anlattı. Bununla ilgili bir “pasif aşı” çalışmasının daha gündeme geldiğini kaydeden Emre, bu çalışmayla amiloide karşı dışarıda geliştirilmiş antikorların vücuda damar yoluyla enjekte edilmesinin amaçlandığını ifade etti. Emre, “Erken ya da orta erken dönemdeki 4 bin 100 hasta üzerindeki çalışmada aşının olumlu etkileri olduğu gözlendi. Aşı 6 aylık süre sonunda olumlu sonuçlar verince, çalışmanın sürdürülmesine karar verildi” dedi.

Emre, Rusya’da uzun yıllar önce antihistaminik olarak kullanılan “Dimebon” isimli maddeyle 1 yıl süreyle yapılan araştırmanın sonuçlarının da “ümit verici” olduğunu belirterek, “Çalışma, 1 yıl sonunda bu ilacın verildiği hastaların, verilmeyenlere göre daha iyi durumda olduğunu ortaya koydu. İlacın etkinliği hastalığın gidişatını yavaşlatıyor. İlacı alanlarla almayanlar arasındaki 6 ay sonundaki fark, 1 yıl sonunda daha da artıyor. Bu bizim için yeni bir şey. Daha önce başka maddede görülmemişti” diye konuştu.

ABD firmasının ilacın patentini aldığını, daha büyük çaplı araştırmanın ise devam ettiğini belirten Emre, “Bu çalışma sonunda da etkinlik saptanırsa, 1-1.5 yıllık süre sonunda yeni bir Alzheimer ilacımız olabilir. Şu andaki tedavilerin semptomların giderilmesine yönelik olduğu düşünülürse, bu çok iyi bir gelişme olur” dedi.

Emre, Alzheimer hastaları için bir başka sevindirici gelişmenin de halen kapsül şeklinde alınan “Ivastigmine” etken maddeli ilacın yara bandı (plaster) şeklinde satışa sunulması olduğunu söyledi.

Söz konusu ilacın 6 aydan beri ABD’de bu formda kullanılabildiğini belirten Emre, “Vücudun sırt, omuz gibi herhangi bir bölgesine yerleştirilen bu bant 24 saat süreyle etki sağlıyor. Emilimi yavaş ve düzenli olduğu için etkisi sürekli oluyor. Bu formda hem yan etkiler daha aza iniyor hem de ilacı ağızdan almakta zorlanan hastalar için bu sıkıntı ortadan kalkıyor” diye konuştu.
Emre, ilacın yeni formunun yıl sonuna kadar Türkiye’ye gelmesinin beklendiğini sözlerine ekledi.

Kırmızı ve mor meyveler Alzheimerdan koruyor

29 August 2009 Yazan admin  
Kategori Vücudumuz

Hafızanızı Alzheimer riskine karşı korumak istiyorsanız, mor renkli çilek ve frambuaz gibi meyveleri bol bol tüketin. Böylece dün gece ne yediğinizi hiç unutmazsınız. Akşam yemeğinde ne yediğinizi hatırlamıyorsanız, karanlık şeyler yakın geleceğinizde sizi bekliyor olabilir.

Siyah kuş üzümü ve boysenberry (Böğürtlen ile ahududunun birleşmesinden doğan bir meyve) ise ilk ‘American Idol’ün kim olduğunu ve bu sabah vitaminlerinizi alıp almadığınızı hatırlamanıza yardımcı olur. Bu besinlerden elde edilen takviyelerin her ikisi de Alzheimer’ın, kanser ve yaşlanmanın gelişmesine yardımcı olan oxdative stres ve DNA’nın hasar görmesiyle savaşır. Ayrıca, vücudunuzun zaten sahip olduğu ve yiyeceklerden aldığınız antioksidanların sizin için yararlı olup olmayacağını belirleyen üç antioksidanı da artırır…

Hepsi antioksidan zengini
Siyah kuş üzümleri küçük, sulu, koyu mor renkte meyvelerdir. C vitamini açısından zengindirler ve keskin ama tatlı bir lezzetleri vardır. Boysenberry ise genetik olarak siyah kuş üzümlerine çok benzer. Her ikisini de özel kılan, hastalıklara karşı savaşan güçlü ‘anthocyanin’ antioksidanları açısından zengin olmalarıdır. Anthocyanin açısından zengin olan meyveler genellikle koyu kırmızı ya da mor renkte olurlar.

Aslında en önemlileri; Kuzey Amerika’ya ait bir meyve ağacının meyvesi olan ‘chokeberry’ ve ‘elderberry’ (mürver ağacı) meyvesidir. Bu meyvelerle hiç karşılaşmadığınıza eminiz çünkü her ikisi de çiğ olarak yenemez. Ama ’süper yiyecek’ statülerine sahip olan bu meyvelerin isimlerine, hazır meyve sularının reklamlarında veya meyve suyu, reçel, ekmek gibi ’sağlıklı besinler‘ diye satılan ürünlerde rastlayabilirsiniz. Alzheimer riskini azaltmak için ‘anthocyanin’ler üzerine yapılan çalışmalar henüz başlangıç aşamasında. Ama hiç şüphe yok ki; koyu kırmızı ve mor meyveler, (Özellikle de bu yazıda belirttiklerimiz) bu hastalığa yakalanma riskini azaltmak isteyenler için akıllı seçimler olacaktır. Koyu rengin iyi olduğunu unutmayın… Bu çilek ve frambuaz gibi meyveler için geçerlidir.

Bu 5 yöntem Alzheimer’dan koruyor

29 August 2009 Yazan admin  
Kategori Vücudumuz

Yeni bir araştırma, hafıza güçlendirici olarak bilinen şifalı bitki ilacı Gingko’nun, sanıldığı gibi Alzheimer‘a iyi gelmediğini ortaya koydu. İlaç yetkilileri aksini söylese de, beyin ve yaşlanma üzerine çalışan ve kendi annesi de Alzheimer hastası olan Prof. Edythe London bu ilacın etkisiz olduğunu, ancak Alzheimer’a engel olmak için yapılacak başka şeyler olduğunu söylüyor.

Yapılan açıklamalara göre, araştırmalarda ortaya çıkan bulgular, kalp sağlığını koruyan fiziksel egzersizlerin beyin sağlığını da koruduğunu gösteriyor ve bu durum profesörün iddialarını destekler nitelikte…

İşte serebral korteks (beyin korteksi) ve hipokampüs gibi beyninizin hafızayla ilgili kısımlarını güçlendirecek bazı yöntemler:

- Antioksidanlar: A, C, E vitamini gibi antioksidanlar hücrelerin zarar görmesini engelliyor ve yaşlanmaya dayalı hastalıkları yavaşlatıyor. Bu antioksidanların bunamaya engel olduğunu ortaya koyan çalışmalar var.

- Balık yağı: Yaşlanan beyinde iltihaplanmalar meydana geliyor ve balık yağı iltihaplanmayı önleyici bir özelliğe sahip.

- Köri: Yapılan bazı çalışmalarda haftada bir kez köri tüketenlerin hafıza konusunda daha iyi sonuçlar elde ettiğini ortaya çıktı.

- Beyninizi çarpraz eğitim ile güçlendirin: Uzmanlar beynin egzersiz ile güçlendirilebildiğini ama tek tip egzersizin yetersiz olduğunu söylüyor. Zihinsel egzersizlerin en azından Alzheimer’ın başlangıcını geciktirdiğine dair pek çok bilimsel kanıt var. Örneğin bulmaca çözmek çok faydalı ama yeterli değil ve hesap makinesi yerine kafadan hesap yapmak, beyni geliştirmeye yönelik bilgisayar oyunları oynamak da işe yarayabilir.

- Fosfatidilserin: Vücutta doğal olarak bulunan lipit (yağ) takviyesinin bunamaya engel olabileceği söyleniyor.

Yaş farkından kaynaklanan sorunlar

26 August 2009 Yazan admin  
Kategori Aile Sağlığı

Her ilişkide zaman zaman problemler yaşanabiliyor ama yaş farkının büyük olduğu beraberliklerde durum biraz daha farklı. Uzmanlar, yaş farkı kaynaklı sorunların eşler arasında karşılıklı anlayış ile çözülebileceğini ifade ediyor.

Uzmanlar, eşler arasında büyük bir aşkın ve ortak noktaların olduğu müddetçe yaş farkının çok da büyütülmesi gereken bir sorun olmadığını belirtiyor ve bir ilişkinin yürümesi için derinliğinin önemine dikkat çekiyor.

Özellikle cinsel çekimin yoğun olduğu birlikteliklerde yaş farkının pek önemi kalmıyor ve diğer ilişkiler gibi mutlu bir şekilde devam edebiliyor.

Erkeğin korkusu cinsel yetersizlik
Uzmanlar genelde kadınların kendilerinden yaşça küçük erkeklerle birlikte olmaktan çekindiklerini belirtiyor. Kadınlar, genç erkek tarafından terkedilme korkusunu daha yoğun yaşadıkları için, böyle bir ilişkiden uzak duruyor.

Erkekler ise bu endişeyi pek taşımıyor. Onların en büyük korkusu; cinsel yetersizlik. Yaşça küçük kadın tarafından artık çekici bulunmama endişesi birçok erkeği korkuya ve bunalıma sürükleyebiliyor. Aslında uzmanlar, eşler arasında en fazla 10 yaş fark olmasının doğru olduğunu belirtiyor. Daha büyük bir yaş farkı, ilişkinin bir noktasında tehlike çanlarının çalmasına yol açabiliyor.

İlişkilerde yaş farkının olumsuz yanları
Aralarında 15 – 20 yaş fark olan çiftler, genelde ayrı kültürlerde yetişiyor. Yetiştirilme tarzları başka olduğundan, dolayısıyla hayat görüşleri de farklı oluyor. Birbirlerini çok etkilemese de, çocuk olduktan sonra ilişki çıkmaza girebiliyor.

Bir diğer önemli konu; yaş farkından dolayı ikisinin de düşünce tarzlarının genelde ayrı olması. Bu aslında çok normal. 70 yaşındaki bir erkek belki yavaş yavaş ölümü düşünmeye başlarken, 55 yaşındaki bir kadın, kendini henüz hayatının baharında hissedebiliyor. Bu da çiftler arasında iplerin kopmasına yol açabiliyor.

Cinsel sorunları yok
Araştırmayı yapan uzmanlara göre; bu çiftler cinsel açıdan çok büyük sorunlar yaşamıyor. Çünkü birçok kadın, sürekli seks isteyen bir erkeğin etraflarında bulunmamasından hoşnut iken, erkekler de genç kadınlarla yeni tecrübeler yaşamaktan oldukça zevk alabiliyor.

Çocuk aile mutluluğu için önemli

26 August 2009 Yazan admin  
Kategori Vücudumuz

9 ay karnınızda taşıdıktan sonra kucağınıza aldığınız o muhteşem canlı, hem sizin hem de çevrenizdekilerin hayatlarına mutluluk katar. Büyümeye başlayan çocuğunuzla aranızdaki iletişim daha da farklılaşır. Bu ilişki, ailenizin mutluluğu için de önemlidir. Bunun için de size büyük görev düşüyor…

Anılarınızı paylaşın

Annenin çocuğuyla büyük bir ilgiyle bir şeyler yapması, ona hikâyeler okuması, çocuğun sağlıklı gelişimi açısında çok önemlidir. Bu şekilde, anne çocuğuna yaşama sevinci aşılar.

Sıradan gibi görünen güzel anların paylaşılması, çocuğun hayatı boyunca sürecek olan bir sevgiyi büyütür. Bu sevgi, sadece çocuğun mutlu bir birey olarak yetişmesini sağlamıyor. Aynı zamanda, ona kendine ve başkalarına güvenmeyi de öğretiyor.

Ergenlik çağı önemli

Öte yandan çocuğunuzun cinsiyeti de aranızdaki ilişkinin kurulmasında önemli. Erkeğin hayatındaki ilk kadın olan annenin, oğlunun gelecekteki ilişkilerinde belirleyici bir rolü vardır.

Örneğin annesiyle arasında bir mesafe olan çocuk, ileriki yıllarda beraber olacağı kadına da mesafeli davranır. Tersine, annesiyle çok yakın ilişkide olan erkek çocuğun, beraber olduğu kadına da yakınlığı artar. Bu nedenle annenin duygularını nasıl ifade ettiği önemlidir.

Kız çocukları ise anneleri ile daha çok arkadaş gibidir. Bu nedenle, özellikle ergenlik döneminde kızlarınızla yakından ilgilenin.

Emzirme anneleri kanserden koruyor

26 August 2009 Yazan admin  
Kategori Aile Sağlığı

Yapılan araştırmalarla çocuk emziren kadınların, meme kanserine yakalanma riskinin diğer kadınlara göre daha az olduğu kanıtlandı. Uzmanlar, emziren annelerin kansere yakalanma riskinin diğer kadınlara nazaran yüzde 5 daha az olduğunu tespit etti.

Meme kanseri birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de kadınların en korkulu sağlık sorunları arasında yer alıyor. Dünya Kanser Araştırmaları Fonu, bugüne kadar gerçekleştirilen 7 bin araştırmayı inceleyerek, emziren annelerin kansere yakalanma riskinin yaklaşık yüzde 5 daha az olduğunu tespit etti.

Dünya Kanser Araştırmaları Fonu’ndan Doktor Rachel Thompson, bir yıl çocuk emziren kadınlarda meme kanserine yakalanma riskinin büyük ölçüde azaldığını belirtti. Emzirmenin kanser yapan hormonları azaltarak yenileme sağladığını ifade eden Thompson, annelere bebeklerini emzirebildikleri kadar uzun emzirmelerini tavsiye etti.

Emzirmenin hem bebeğe hem anneye yararı var

Emzirmenin bebeğe olan faydalarının bilindiği kadar anneye olan faydalarından yeterince haberdar olunmadığını ifade eden Thompson, annelere bebeklerini altı ay boyunca yalnızca emzirerek beslemelerini, daha sonra da mamayla birlikte emzirmeye devam etmelerini önedi.

Birleşik Krallık Kanser Araştırmaları’ndan Doktor Lesley Walker da, bazı faktörlerin kadınların göğüs kanserine yakalanma riskine etkilerine dikkati çekti.

Walker, kadınların hangi yaşlarda ve kaç çocuk sahibi oldukları, adet dönemlerinin başlama yaşı ve menopoza girme yaşlarının kansere yakalanma riski ile yakından ilgili olduğunu ifade etti. Resmi olmayan son rakamlara göre, Türkiye’de her yıl 30 bin kadın meme kanserine yakalanıyor.

Akciğer kanserinden sonra meme kanseri kadınlarda ikinci ölüm sebebi olarak biliniyor. Görülme oranındaki hızlı artışa rağmen erken teşhis ve doğru tedavi ile meme kanserinde ölümlerin azaltılması söz konusu. Dünyada 8, Türkiye’de her 10 kadından biri meme kanserine yakalanıyor.

Diyabette ağız sağlığının önemi artıyor

24 August 2009 Yazan admin  
Kategori Ağız Sağlığı

Kontrolsüz diyabet; kan şekerini yükselten, damarsal ve sinirsel değişiklikler nedeniyle kalp, böbrek ve göz gibi organlarda hasara yol açan bir hastalık olarak nitelendiriliyor.

Vücudun genel sağlık durumunu etkileyebilen diyabette, ağız sağlığı da olumsuz etkileniyor. Diş Hekimi Doç. Dr. Özen Doğan Onur’un verdiği bilgilere göre; kontrolsüz diyabette tükürük yüksek seviyede şeker içerdiğinden, diş çürüğüne sıkça rastlanıyor. Kontrol altındaki diyabette ise şeker içeren gıda alımı kısıtlandığında tükürükteki şeker seviyesi düşüyor ve çürümeler azalıyor.

İltihaplı diş etleri
Diş etleri sağlığı da diyabetik kontrol ile çok sıkı ilişki halinde. Yüksek kan şekeri seviyesinin kan damarlarında kalınlaşmaya ve tıkanmaya neden olduğu, bilinen bir gerçek. Bu bozukluklar, kan damarlarının oksijen taşıma ve metabolizma artıklarını uzaklaştırma faaliyetlerini zayıflatarak, dokuların beslenmesini olumsuz yönde etkiliyor. Bu durum, diş etlerinin iltihaplanmaya karşı direncini düşürüyor. İltihaplı dişetleri ile diyabeti kontrol altına almak güçleşiyor.

Dişler sallanmaya başlıyor
Bazı bakteriler, şeker olan ortamda daha hızlı gelişiyor. Bu nedenledir ki, tükürüğün yüksek seviyelerde şeker içerdiği hastalarda diş eti iltihapları şiddetleniyor. İltihap, kan şeker seviyelerini yükselten önemli bir etken. Diş etlerinde iltihap engellenemediğinde, olduğu yerde sınırlı kalmıyor, dişlerin etrafındaki alveol kemiğini de yavaş yavaş eriterek dişlerin sallanmasına, diş eti iltihabının şiddetlenmesine, çiğneme sırasında ağrılara ve sonunda dişlerin kaybına yol açıyor. Bu süreç yaşanırken hasta, ağrı ve dişlerde sallanmanın yanı sıra, diş etlerinde kanama ve ağızda kötü koku hissediyor. Bu süreçten kurtulmak için; diyabet kontrol altına alınmalı ve iyi bir ağız bakımı sağlanmalıdır.

Ağız sağlığı deyince:
- Çürüksüz dişler
- Sağlıklı diş etleri
- Dişler etrafında yeterli alveol kemiği desteği
- Sağlıklı ağız mukozası (ağız boşluğunda her yeri kaplayan yumuşak dokular)
- Yeterli ve kaliteli tükürük akla gelmelidir.

Ağız ve diş bakımı nasıl uygulanmalı?
Tüm bireyler, sabah kahvaltıdan sonra ve akşam yatmadan önce olmak üzere günde en az 2 kez yumuşak bir diş fırçasıyla küçük dairesel hareketler eşliğinde dişlerini 3′er dakika fırçalamalı. Dişler fırçalandıktan sonra diş ipi ile dişlerin araları temizlenmeli ve işlem sonrası ağız su ile çalkalanmalı. Diş ipi, dişler arasına yerleştirilirken diş etine fazla bastırılmamalı. Eğer daha önce hiç diş ipi kullanılmadıysa, kullanımdan sonraki ilk günlerde diş etlerinde ağrı hissedilebiliyor. Ne bu ağrı, ne de diş etlerinde kanama, hastayı diş fırçalamaktan ve diş ipi kullanmaktan alıkoymamalıdır. Hastalar, ağızlarında diyabete bağlı daha başka problemler de yaşayabiliyor. Diyabetli hastalar, tükürüklerindeki şeker nedeniyle ağızda mantar enfeksiyonlarına açıktır. Bu sorunun en basit şekli, dudakların birleşim yerinde çatlak ve kızarıklar halinde kendisini belli ediyor. Sigara kullanımı ve takılıp çıkartılabilen protezlerin bütün gün ağızda taşınması, mantar gelişimini daha da hızlandırabiliyor. Ağızda mantar enfeksiyonunun tedavisinde ilaçlardan faydalanılıyor, sigara kullanımı durduruluyor. Protezlerin temizliğine dikkat ediliyor, geceleri de çıkartılması yoluna gidiliyor.

Diş hekimine gitmeden önce…
Diyabetli hastalar diş hekimine gitmeden bir gün önce mutlaka açlık kan şekeri seviyelerini ölçtürmeli ve bu bilgiyi diş hekimine bildirmeli. Kan şekeri seviyeleriyle ilgili sorulara da doğru yanıtlar vermeli. Unutmayalım ki, kontrolsüz diyabette ve yüksek kan şekeri seviyesinde yara iyileşmesi gecikiyor, iltihaplanmalar şiddetleniyor. Herhangi bir cerrahi müdahaleden önce hastanın kan şekeri seviyesinin 180 mg/dl’nin altında olması isteniyor. Kan şeker seviyesinin 180 mg/dl’nin üzerinde olduğu hastalarda ancak acil enfeksiyon müdahalesi yapılıyor. Çünkü enfeksiyon, kan şekerini daha da yükseltiyor. Bunun dışındaki diğer tüm tedaviler kan şekeri seviyesi düşürülene kadar erteleniyor.

En uygunu sabah saatleri
Diyabetli hastalara diş müdahalesi için en uygun zaman kahvaltıdan sonraki sabah saatleridir. Yapılan tedavi, hastanın beslenme düzenini ve ilaç kullanım saatlerini aksatmamalı. Bazı geniş cerrahi müdahalelerde, hastanın hekimi ile görüşülerek hem beslenmede hem de ilaçların dozunda değişiklik yapılabiliyor. Sağlıklı bir ağız elde edebilmek için hem hastanın hem de hekimin emeğine ihtiyaç var. Kontrollü beslenme, düzenli ilaç kullanımı, ihmal edilmeyen ağız temizliği ve diş hekimi kontrolleriyle, ağız sağlığını korumak ve kendi dişlerimiz ile yaşamak daha kolay ve keyifli olacaktır.

Meyveleri soymadan yemek daha yararlı

24 August 2009 Yazan admin  
Kategori Ağız Sağlığı

Soyulmadan kabuğu ile yenilen meyvelerin diş sağlığına katkı sağladığı, bol miktarda C vitamini içerdiği için de beden sağlığı açısından faydalı olduğu belirtiliyor.

Özellikle kabuklu elma ve havuç gibi sert meyveler, diş temizliğini sağlayıp ağızdaki asit miktarını azalttığı gibi, dişlere masaj etkisi de yaparak diş minelerini rahatlatıp diş etlerini kuvvetlendiriyor.

Elma kabuğu başrolde
Vitamin deposu olan meyvelerden daha fazla yararlanmak için kabuğuyla yenmesi gerektiğini söyleyen uzmanlar, şu açıklamayı yapıyorlar:
“Elma kabuğu, dişleri temizleme ve ağızdaki asit miktarını azaltmada başrol oynayan bir meyvedir. Bu nedenle dişlerin sağlığı için elmanın soyulmadan kabuğu ile birlikte yenilmesinde fayda var.”

Ağızda biriken mikropların, besin parçalarından asit açığa çıkarması sonucunda diş ve dişeti hastalıkları ortaya çıktığını kaydeden uzmanlar, bu hastalıklardan en iyi korunma yönteminin düzenli fırçalama ile yapılan ağız temizliği olduğuna dikkat çekiyor.

Uzmanlar, içeceklerin içerisinde bulunan asidin diş minesindeki kalsiyumu çözdüğünü ve diş eti hastalıklarına sebep olduğunu söylüyor. İçecekteki asit miktarı ne kadar fazla olursa, diş minesi de o kadar fazla yumuşuyor ve hastalık riski de artıyor.

Diş çürüklerine karşı anti bakteri üretildi

24 August 2009 Yazan admin  
Kategori Vücudumuz

Amerikalı araştırıcılar diş çürüğüne neden olan bakterileri öldüren anti bakteriyi laboratuar ortamında üretmeyi başardı. Böylece diş çürüklerine son verme 21. yüzyılın mucizesi olarak tıp tarihine geçiyor.

Avrupa Florence Nightingale Hastanesi Ağız Çene ve Diş Hastalıkları Bölüm Başkanı Dt. Dr. Hasan R. Edalı’nın verdiği bilgilere göre; bilim adamları gen teknolojisiyle değişime uğratılmış bu bakterileri ağız içine yerleştirmeye çalışmaktadır. Böylece özel bir zehir salgılayan mikroplar, sebep olan bakterileri öldürerek, diş çürümelerini ömür boyu önleyecek.

Diş çürümesi nasıl olur?
Streptococcus Mutans (S. Mutans) adı verilen bu bakterileri türünün milyonlarcası dişlere yapışır. Dişteki çürümelere engel olmak için diş fırçalamak, diş ipi kullanmak ve ağız hijyeninin iyi olması hep önerilmiştir. Bunları uygulayan kişilerde diş çürümeleri asgariye indirilmiştir. Bilim adamları genleriyle oynanmış bu bakterileri ağız içine yerleştirmeye çalışmaktadır.

Streptokoklar insan vücudunun devamlı konuklarıdır. Bunlar süt dişleri çıkar çıkmaz ağız içine yerleşmeye başlar. Son dişimizi de kaybedene kadar ağız içinde ve dişlerin üzerinde varlıklarını sürdürmeye devam eder. İnsanlar, tatlı ve diğer gıdalar aldığında bu mikroplar harekete geçmektedir. Dişler üzerine yerleşmiş koklar gıda içindeki şekeri laktik aside dönüştürerek ağız pH’sını değiştirerek diş çürümesi için gerekli ortamı hazırlamış olur.

Gözlerinizi 10 dakika arayla dinlendirin

22 August 2009 Yazan admin  
Kategori Görme Sağlığı

Uzmanlar, bilgisayar karşısında çalıştığı için gün boyunca ekrana kilitlenen gözlerde oluşan yorgunluk için gün içinde gözlerinizi 10 dakika arayla dinlendirmemizi tavsiye ediyor.

Florence Nightingale Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Yard. Doç. Dr. Özgür Artunay, bilgisayara bağlı göz yorgunluğuna azaltmak için şu önerilerde bulunuyor…

- Gözlerinizi mümkün olduğu kadar kırpın. Sigara dumanından uzak durun. Direkt kuru hava gözü rahatsız ettiğinden klimadan uzak durun.

- Ekranınızın renk ve parlaklık ayarını ayarlayın ve öyle kullanın. Bilgisayarın monitör ayarında parlaklık düşürülerek göze gelen ışımayı azaltın ve göz yorgunluğunun önüne geçin.

- Bilgisayar kullanırken gözlerin kurumasını ve çabuk yorulmasını önlemek için, göz kırpma sayısını bilinçli olarak arttırın.

- Monitörü göz hizasının 10- 15 derece altına olacak şekilde yerleştirin. Bunun ayarı monitörün üst kenarının göz seviyesinin biraz altında kalmasını sağlayarak yapılabilir.

- Ayrıca 10-20 dakikalık aralar verip uzağa bakın.

- Oturuş pozisyonunuzu ayarlayın ve dik oturun.

- Ekranın zemin renginin açık renk seçin. Çünkü koyu renkli zemin etraftaki açık renkli objelerle (beyaz kağıt, açık renk mobilya) kontrast yapacak ve gözünüzü yoracaktır.

- Belirli aralıklarla ekrandan farklı yere bakarak göz kırpma refleksini normale döndürün.

- Lenslerinizi mümkün olduğu kadar az kullanın ve bakımını iyi yapın. Eğer kuruma varsa yapay göz yaşı kullanın.

- Yaşadığınız ve çalıştığınız ortamlarda havalandırma ve ışığın durumuna dikkat edin. Az ışığın gözü yorduğu gibi yoğun ışık ve kuru havanın da yorgunluk oluşturduğunu unutmayın.

- Kirpik diplerinizde biriken artıkları düzenli sıcak su ile temizleyin. Bu gözyaşınızın da daha sağlıklı olmasını da sağlar.

- Kuru göz hastalığınız varsa bunun için sürekli yapay göz yaşı kullanın.

- Odada aydınlatmada kullanılan ışık kaynağı ne kadar parlak ve size direkt geliyorsa problem o kadar artacaktır. Arkanızdan ve omuz hizanızdan çapraz olarak gelen bir ışık kaynağı kullanın.

- Gözlerde kuruma yaratacak uzun süre bilgisayarla çalışmak, okumak, araba kullanmak, televizyon seyretmek gibi işleri dinlenerek yapın. Televizyon en az 3 metre uzakta olmalı. Okurken ve bilgisayar karşısında 10-20 dakikada bir gözü dinlendirip uzaklara bakın.

Sonraki yazılar »