Sertleşememenin sebebi genelev

19 September 2009 Yazan admin  
Kategori Cinsel Sağlık

Araştırmalara göre, ilk cinsel ilişki deneyimini genelevde yaşayan erkeklerin büyük çoğunluğu ilerki yaşamlarında “sertleşme problemi” çekiyor.

Kadınların cinsel bozuklukları üzerine yapılmış pek çok araştırma olmasına rağmen, erkeklerdeki bozukluklar “erkekliğe laf gelmesin” diye midir bilinmez, pek fazla irdelenmiyor.

Kadınlarda cinsel işlev bozukluklarının kişilik özellikleriyle ilgisi üzerine pek çok çalışma yapılmasına rağmen, literatür taramalarında erkeklerle alâkalı çok az çalışmaya rastlanması bunun bir ispatı.

Hayat kadınıyla

Araştırmalar, erkeklerin en büyük korkusu olan “sertleşememe” probleminin sebebleri arasında ilk cinsel deneyimlerini genelevde yaşamalarının geldiğini gösteriyor.

“Sertleşme bozukluklarında kişilik özellikleri” konulu araştırmanın sahibi Dr. Mustafa Güveli’nin 34 yaşın üzerindeki 33 sertleşme problemi çeken erkek üzerinde yaptığı araştırmada, ilk cinsel ilişkilerini kiminle yaşadıkları sorusuna erkeklerin 3 tanesi hiç cinsel deneyimi olmadığını, 16 tanesi ilk cinsel deneyimini genelevde yaşadıklarını dile getirmişler.

Hastaların 9 tanesi ilk cinsel deneyimlerini şimdi evli oldukları kişiyle yaşadıklarını, 5 tanesi ise evlilikten önce yaşadığını belirtmiş.

Genelevde…

Araştırmada ilk cinsel deneyimlerini “nerede” yaşadıkları sorusuna 23′ü “genelev”, 16’sı “ev” cevabını vermiş.

İlk cinsel deneyimlerini genelev gibi anksiyete ve fiziksel şartlar açısından kötü bir ortamda gerçekleştirdiğini belirten 16 kişi, bu sırada ciddi sıkıntı yaşadığını, 10 kişi de başarısız olduğunu söylemiş.

Bu olumsuz deneyimlerin sonrasında cinsel yaşamlarında performans anksiyetesi doğurduğu ortaya çıkmış.

Çapkın erkek iktidarsızdır!

19 September 2009 Yazan admin  
Kategori Cinsel Sağlık

Ünlü ürolog cerrah Cristina Vargas’a göre, bir erkeğin çok çapkın olması, onun cinsel problemleri olduğuna dair bir işarettir. Geçtiğimiz günlerde Türkiye’ye gelen ünlü Brezilyalı ürolog-cerrah Cristina Vargas, “Türkiye’nin de içinde bulunduğu Latin ülkelerinin erkekleri çok çapkın gözükür. Ancak, her 100 kadından 70′inde seksüel problemler vardır,” diyor.

“Erkeklerdeki İktidarsızlık Kongresi” için Prof. Halim Hattat’ın davetlisi olarak İstanbul’a gelen ünlü seksoloji uzmanının tüm dünyada satış rekorları kıran üç kitabı bulunuyor. Vargas’la kadın-erkek ilişkileri ve seksüel konuları konuştuk…

Bir kadın olarak niye ürolojiyi seçtiniz? Bu sahada tek kadın mısınız?
Tek değilim. Kuzey Amerika’da da bir kadın ürolog olduğunu biliyorum. Aslına bakarsanız, bir erkeği tedavi ettiğimde bin kişiyi mutlu ettiğimi düşünüp, çok mutlu oluyorum.

Büyük bir kuruluşun başında, iktidarsızlık sorunu olan bir patronun olduğunu düşünün… Bu kişinin iktidarsız olması nedeniyle çocuklarına, karısına, kadınlara, emrindeki insanlara ne kadar kötü davrandığını düşünün. İşte bu kişinin sorunlarını çözünce, bunca insanın yüzünü güldürmüş olursunuz. Kuşkusuz, ilk başlarda beni kabul etmeleri pek kolay olmadı. Hem meslektaşlarım, hem de hastalar yadırgadılar. Sorunları çözmeye başladıkça, daha çok gelmeye başladılar. Artık, kadın veya erkek olmam fark etmiyor. Mühim olan sorunların çözülmesi. Bence, özellikle damar cerrahisi, bir kadın işidir. Kadınlar, damarları gergef gibi işler. Bu iş, kadın eline daha yakışır.

Seks sorunları en çok kimi etkiliyor? Kadınlar mı mutsuz, erkekler mi?
Tabii ki kadınlar. Siz bakmayın Türkler’in de içinde bulunduğu Latin erkeklerinin playboy veya sizlerin deyişinizle hovarda görünümüne, bu ülkelerin kadınları son derece mutsuz. Bunlar, rakamlarla sabit. Yaptığım araştırmalarda, kadınların yüzde 70′inde çeşitli boyutlarda seksüel sorunlar olduğunu gördüm. Her üç kadından ikisinde orgazm sorunu yaşanıyor. Değişik oranlarda istek eksikliği, frijitlik, vaginusmus gibi sorunlar da görülüyor.

Erkeklerde durum ne?
Erkeklerin playboy olması insanları aldatmasın. Hatta çok çapkın görünen erkekte, bilin ki cinsel bir problem vardır. Bu kişilerin büyük açlığı, kendilerini daha sonra stres ve depresyona götürüyor. Eğer bir kadın, erkeğinin kadınlara çok ilgi duyduğunu anlarsa, bir şeylerin iyi gitmediğini bilmelidir. Erkek, kendisinde eksiklik gördüğü zaman kadınlara daha fazla saldırır. “Bu kadında olmadı, diğer kadında nasıl olacak?” diye birinden diğerine koşar. Ancak sonunda doktora gitmek zorunda kalır.

Ülkelere göre kadın sorunları
Vargas, ülkelere göre kadınların cinsel problemlerini şöyle özetliyor: “Kadınların sorunları tüm dünyada aynı. Her 100 kadından 70′inin seksüel sorunları var.”

HİNDİSTAN: Dört asır önce Kamasutra’nın icat olduğu ve uygulandığı bu ülkede kadınlar çok mutsuz. Seks konusunda çok serbest olması gerekirken, Hintli kadınlar, eğer evliyse dokunulmazlıkları daha şiddetli hâle geliyor. İlişki sırasında hareket bile edemiyor, ölü gibi yatıyor.

JAPONYA: Japon kadınlarında da, dokunulmazlık ve hareketsizlik söz konusu. Üstelik Japonya’da kadınlar çalışmaya başlamasına rağmen sosyal hayat ve ev işleri onların üzerine yıkılmış durumda. Buna, bir de cinsel sorunlar eklenince pek fazla mutlu olanı yok.

KUZEY AMERİKA:Kadınların bu tür sorunları yok. Orada roller ve görevler eşit olarak paylaşılmış durumda. Ancak Amerika’da kadınlar ve erkekler cinsel hayatlarında da hızlılar. Fast-food terbiyesi almış toplum, cinsellik sürelerini de büyük bir hız içinde kullanıyorlar.

TÜRKİYE: İnsanlar konuşurken dokunmayı çok seviyor. Bu, insanları rahatlatıyor. Dokunma bir duygudur, o olmazsa hiçbir şeyi hissedilmez. Hiçbir şey hissedemezsen de seks yapamazsın. Örneğin öpüşürken, sinirler beyine mesaj gönderir. Bu da canlanmaya, ateşlenmeye yol açar.

Seks alerjisi

19 September 2009 Yazan admin  
Kategori Cinsel Sağlık

Eğer, eşiniz her ilişkiden sonra baygınlık geçiriyorsa, bunu her zaman mutlu geçirilen saatlere bağlamamanız gerekir. Bakın, Cincinati Üniversitesinde bin kadın üzerinde yapılan çalışmada, yüzde 12′lik bir oranda kadınlarda sprem alerjileri bulunduğu saptandı.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim dalınden Doçent Emre Akkuş da, kadınların bu allerjilerinin kısırlık nedeni de olduğunu belirtti.

Sıcak basması, yüzde bazı deri reaksiyonları ve şişmelerin yanısıra kaşıntıların en belirgin allerjik reaksiyon olarak açıklandı. Bu arada sürekli hapşırık da, dikkat çekici olmalı.

Bakın, uzmanlar, hastalığın gerekçelerini nasıl sıralıyorlar:

“Fizyolojik olarak sperm sıvısına karşı bazı kadınlarda allerjik reaksiyon olması mümkündür. Çünkü, sprem sıvısı içinde sadece döllemeyi sağlayan spermler değil, o spermlerin döllenme kabiliyetini, kapasitelerini, hızlı hareketlerini uyaran, canlılıklarını ve yumurtayı dölleme sürecindeki yaşamsal enerjilerini sağlayan proteinler bulunur. Bu proteinlerin özellikle bazı aşırı duyarlıktaki insanlarda, allerjik reaksiyonlara yol açması mümkündür.

Bu reaksiyonlar, tıpkı bazı besinlere, havadaki tozlara bağlı insanlarda oluşan allerjilere benzer belirtilerle kendisini gösterebilir.

Bu arada, kadınların vajinasında veya rahim ağzında spermlere karşı müdafa ve direnç oluşturan bazı maddeler de salgılanabilir. Bu maddeler, spermlere karşı antikorlar oluşturarak spremlerin fonksiyonlarını engeller.

Bu olaya bağışıklık mekanizmasına bağlı “kısırlık” denir. Böyle bir durumu tespit edebilmek için cinsel ilişkiden sonraki bir -iki saat içinde rahim ağzından alınacak sıvının laboratuvar tetkiki (Post-koital test) yapılmalı.

Zührevi hastalık tehdidi her geçen gün artıyor

17 September 2009 Yazan admin  
Kategori Cinsel Sağlık

Dünya’da her yıl 250 milyon insanın çeşitli zührevi hastalıklara yakalandığı belirtilerek, ahlaki çöküntü içerisinde bulunan toplumların geleceğinin de tehlike altında bulunduğu bildirildi.

Ürolog Operatör Dr. Ender Siyez, kısa adı WHO olan Dünya Sağlık Teşkilatı tarafından hazırlanan raporda dünyada her yıl 250 milyon insanın çeşitli zührevi hastalıklara yakalandığını dile getirerek, bu hastalıklardan birçoğunun tedavisinin de mümkün olmadığını söyledi.

Ürolog Operatör Dr. Ender Siyez, “Gayri meşru ilişkilerde bulunan insanlar, frengi, frengi çıbanı, bel soğukluğu, genital ülser ve AIDS gibi hastalığa yakalanıyor. Bu hastalıkların birçoğunun ise tedavisi mümkün değil. Bilhassa Avrupa insanının yakalandığı zührevi hastalıklar bu toplumları tehdit ediyor” diye konuştu.

Yeni nesiller tehdit altında

Avrupa insanının büyük bir ahlaki çöküntü içerisinde bulunduğunu kaydeden Dr. Siyez, bu toplumlarda zihinsel ve fiziksel hastalıkların yanında kısırlık, ölü doğum, düşük ve ölüm oranlarında zührevi hastalıklar nedeniyle büyük bir artış gözlendiğini belirtti.

Dr. Siyez, “Gayrı meşru ilişkiler toplumlarda büyük bir ahlaki çöküntü meydana getiriyor. Zührevi hastalıklarla pençeleşen toplumlarda birçok psikolojik depresyondan kaynaklanan hastalıklar da gözleniyor.

Şu anda Avrupa ülkelerinin büyük bir ahlaki çöküntü içerisinde bulunduğunu gerek yazılı, gerekse görüntülü basında izliyoruz. 15 – 16 yaşındaki çocuklar bir özenti olarak uyuşturucuya başlayıp, fuhuş bataklığında kendilerini buluyorlar. Bunda en büyük etken ise aile bağlarının zayıf olmasıdır.

Kendi çocuklarına gerektiği kadar ilgi göstermeyen ailelerde otorite sağlanamamakta ve çocuklar her türlü rezalete karışmaktadır. Eğitim ilk önce ailede başlar. Çocuğa, iyi ve kötü en güzel şekilde öğretilirse kötü alışkanlıkların hiçbirine toplumda karşılaşılmaz” dedi.

Dr. Siyez, toplumlarda büyük bir inanç boşluğu olduğundan dolayı her türlü kötü alışkanlığın arttığını vurgulayarak, zührevi hastalıkların önüne geçilebilmesi için küçük yaştan itibaren iyi bir dini terbiyenin verilmesi gerektiğini söyledi.

Müslüman ülkelerde zührevi hasta sayısının çok düşük olduğuna işaret eden Dr. Siyez, “Belli bir dini terbiye almış insanlar kendilerini gerek fuhuştan, gerekse diğer kötü alışkanlıklardan koruyabiliyorlar. Ailenin bu terbiyeyi küçük yaştan itibaren çocuklarına vermesi ve okullarımızda da dini terbiye ile beraber kötü alışkanlıkların neler meydana getireceğinin öğretilmesiyle gençler bilinçlendirilebilir. Bu terbiyeyi ve eğitimi alan nesillerle de geleceğe ümitle bakabileceğiz. Çünkü milletlerin geleceğinin teminatı olan nesillerin her türlü kötü alışkanlıktan uzak durarak berrak bir zihinle büyük işler başaracağı tartışılmaz” dedi.

Hekimden korkulmamalı

Toplumumuzdaki insanların hekimden korktuğunu ve zührevi hastalıklara yakalanan insanların utancından dolayı bir doktora tedavi olmak için gitmediğini dile getiren Dr. Siyez, herhangi bir nedenden dolayı zührevi hastalıklara yakalanan insanların vakit geçirmeden bir hekime gitmesi gerektiğini belirtti.

Dr. Siyez, insanlara hastalıkların tedaviyle ortadan kalkabileceğini anlatmak gerektiğini kaydederek, “Hemen hemen her zührevi hastalığın zor da olsa tedavisi vakit geçirilmeden hekime gidildiği takdirde mümkündür. Fakat bu, ‘herkes gayri meşru ilişkide bulunsun, nasıl olsa tedavisi vardır’ zihniyetiyle hareket etsin demek değildir. Bu hastalıkların kişide derin psikolojik rahatsızlık meydana getireceği de akıldan çıkarılmamalıdır.

Fertlerin gayri meşru ilişkilerde bulunmaları, kendi iç dünyalarındaki birçok değeri de silip götürür. Artık milletçe aziz sayılan değerler, bu fertler için sıradan hadiseler haline gelir ve topluma duyarsız bir tavır takınır” şeklinde konuştu.

Doğum kontrol hapları kısırlık yapar mı?

17 September 2009 Yazan admin  
Kategori Cinsel Sağlık

Kontrol hapı kısırlığa ve tüylenmeye neden olmaz. Hapın her gün aynı saatte alınma mecburiyeti yok. Doğum yapmayan kadın da spiral takabilir. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Operatör Dr. Kağan Kocatepe, çeşitli doğum kontrol yöntemleri hakkında halk arasında bazı yanlış inanışların bulunduğuna belirterek, “Özellikle doğum kontrol haplarının kilo aldırdığı, kısırlığa neden olduğu, spiralin doğum yapmamış kadınlara takılamayacağı gibi pek çok yanlış inanış, çiftlerin kontrol yöntemlerine inancını azaltmaktadır” dedi.

Doğum kontrol haplarının içinde bulunan progesteron türevi maddelerin vücutta su tutulmasına neden olabileceğini hatırlatan Kocatepe, “Yine haplar beyinde açlık merkezine etki ederek iştah artışına neden olabilir. Bu da kişiden kişiye değişmekle beraber günümüzde kullanılan düşük dozlu (yani 35 mikrogram ve daha düşük miktarlarda östrojen içeren) hapların anlamlı bir iştah artışına ve buna bağlı olarak gıda alımının artması sonucu kilo artışına neden olmaları beklenmez” dedi.

Doğum kontrol hapları hormon bozmaz
Kontrol haplarının tüylenme yaptığına ilişkin inanışın da yanlış olduğuna değinen Kocatepe, “Aksine tüylenme tedavisinde doğum kontrol hapları birinci basamak tedavi olarak uzun zamandan beri kullanılmaktadırlar. Bu yüzden hapların tüylenmeyi artırması sözkonusu daeğil” ifadesini kullandı.

Kocatepe, bu hapların kısırlığa neden olmayacağının altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hap bırakıldıktan sonra kan hormon seviyes kısa zamanda azalır ve günler içinde hap almadan önceki seviyelerine geri döner. Hapların kalıcı hormon bozukluğu yaptıklarına dair hiçbir bilimsel veri yoktur ve bu teorik olarak da mümkün değildir. Dikkat edilmesi gereken nokta, kadının doğum kontrol hapını kullanma süresidir. Örnek olarak 30 yaşında hap kullanmaya başlamış bir kadın kullanıma 5 yıl sonra son verdiğinde gebe kalabilirliği azalmış olacaktır. Bu azalmanın nedeni 5 yıl boyunca hap kullanması değil, gebe kalabilirlikte yaşa bağlı olarak görülen azalma eğilimidir. ”

Kontrol haplarının rahim ve yumurtalık kanser riskini azalttığını kaydeden Operatör Dr. Kocatepe, “Rahimağzı kanseri üzerinde hapların bir etkisi yoktur. Altını çizme ihtiyacı duyduğum bir konu da şudur ki; hap kullanan kadınlar yıllık jinekolojik muayenelerini aksatmadıkları için olası bir kanser oluşumu hemen fark edilerek erken müdahale yapılabilmektedir” dedi.

Spiral ve tüp
Kocatepe spiralin doğum yapmamış kadınlara takılamayacağına ilişkin düşüncenin de son derece yanlış olduğunu belirtti ve gebe olmadığından emin olan her kadının spiral takabileceğini söyledi. Bir diğer doğum kontrol yöntemi olan tüplerin bağlanması durumunda kadının menopoza girmeyeceğinin altını çizen Dr. Kocatepe, sözlerini şöyle tamamladı: “Tüplerin bağlanmasıyla menopoza girme arasında bilinen bir ilişki yoktur. Tüplerin bağlanması sonrasında yumurtalıklardan hormon salgılanmaya devam etmektedir. Öte yandan bu yöntemin adet düzensizliğine neden olduğu gibi bir inanış vardır ki bu da yanlıştır.”

Orta yaştaki kadınların sinsi düşmanları

17 September 2009 Yazan admin  
Kategori Cinsel Sağlık

Özellikle orta yaştaki kadınları etkisi altına alan pek çok hastalık var. Bunlarla mücadele edebilmek ve sağlığınızı korumak için her şeyden önce erken teşhisin önemini bilmelisiniz. Sadece kadınlara has pek çok hastalık çevrede kol geziyor. Bunlara karşı erken alınmayan önlemler, ilerde çok daha ciddi sağlık problemlerine yol açıyor.

Özellikle orta yaşın üzerindeki kadınların hastalıklara yakalanma riskleri çok yüksek. Alınacak tedbirleri bilip, buna göre yaşarsanız, kendinizi koruma altına da almış olursunuz. Özellikle vücudunuz size ters giden bir şeyler olduğu sinyalini verir vermez hemen bir doktora görünmeyi sakın ihmal etmeyin. Doktor Murat Taşdemir, en çok rastlanan kadın hastalıkları konusunda bilgi verip, teşhis ve tedavi yöntemleri hakkında aydınlatıyor.

Adet düzensizliği
“Sağlıklı bir kadında adet dönemleri arasında 21-35 gün kadar fark olur. Adet kanaması ise 2-7 gün devam eder. Adet kanamaları dışında gerçekleşen ya da adet kanamasının sınırlarını aşan kanamalar normal değil. Düzensiz kanamaların sebebi, gebelik ya da rahim tümörlerine bağlı olabilir. Ayrıca adet dönemini kontrol eden hormonların düzensiz salınımı da kanamalara yol açabilir. Bu durum, kanamayı durduran ilaçlarla tedavi edilir. Nadir durumlarda cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyulur.”

Aşırı tüylenme
“Yüz, göğüs, karın, sırt, kol ve bacakların üst kısmında uzun, kalın ve sert tüyler çıkabilir. Bu durum kozmetik bir problemin yanı sıra hormonal bir düzensizliği de gösterir. Bunun nedeni kandaki erkeklik hormonlarının artması ile açıklanabilir. Erkeklik hormonu ise, menopoz döneminde, genetik olarak, ilaçların yan etkileri, yumurtalıklarda oluşan kistler, yumurtalık tümörleri, böbrek üstü bozuklukları ile artabilir. Tüy dökücü kimyasal maddelerle, epilasyonla tüylerden kurtulunabilir. Özellikle doğum kontrol hapları da sıkça tavsiye edilir.”

Osteoporoz
“Özellikle 30 yaşından sonra, kemiklerde kalsiyum kaybı başlar ve kemikler incelip zayıflar, kolaylıkla kırılır. Menopoza erken giren, vücut ağırlığı düşük olan, egzersiz yapmayan, sigara ve içki içen, kalsiyumdan düşük diyetle beslenen kadınlarda görülür. Menopozdan sonra hemen östrojen tedavisi uygulanırsa kemik kitlesi korunur.”

Yumurtalık kanseri
“Karın ağrısı ve karın şişliği görülür. Adet düzensizliği ve kanama şikayetleri olur. Cerrahi girişim en etkili tedavi yöntemidir. İleriki evrelerde cerrahi tedaviye, radyoterapi ve kemoterapi de eklenir.”

Yumurtalık kistleri
“Kasık ağrısı ve düzensiz adetler en önemli belirtisidir. Çapı 5 cm’den küçük kistler kendiliğinden kaybolur. Bu kistlerin küçülmesini sağlamak için doğum kontrol hapları kullanılır. Kaybolmayan kistler ameliyatla çıkarılır.”

Menopoz
“Ortalama olarak 51 yaş civarı kadınlarda görülür. Yumurtalıklarda yumurta gelişimi ile östrojen üretimin durması ile adetler kesilir ve menopoz başlar. Çeşitli enfeksiyonlar, idrar kaçırma görülür. Sıcak basması, çarpıntı ve terleme de diğer belirtileridir. Panik hali, depresyon, yorgunluk, unutkanlık, uykusuzluk ve cinsel isteksizlik de görülen yakınmalar arasında yer alır. Östrojen (kadınlık hormonu) tamamlama tedavisi ile bu yakınmalardan kurtulunulur.”

Rahim kanseri
“En çok menopoz döneminde ve 61 yaş civarında görülür. Düzensiz kanamalar en önemli bulgulardır. Erken adet görme, geç menopoz, bağışıklık sisteminin bozulması, hiç doğum yapmamış olmak gibi nedenleri bulunur. Erken dönemlerinde rahmin alınması ile tedavi edilirken, sonrasında büyük cerrahi girişimler, hormon tedavisi, kemoterapi ve radyoterapiye ihtiyaç duyulur.”

Çinkosu az erkek kısır oluyor

16 September 2009 Yazan admin  
Kategori Cinsel Sağlık

Yapılan araştırmalarda kısırlık sorunu olan erkeklerin büyük bölümünde ‘çinko’ eksikliğine rastlandı. Özellikle proteinli gıdalarda bulunan çinkonun eksikliği, erkeklerde kısırlık tehlikesi yaratıyor. Araştırmalarda, kısır erkeklerde çinko seviyesi düşük görülüyor.

Kısırlık, gün geçtikçe daha fazla insanı ilgilendiren bir sağlık sorunu. Uzmanlar, erkek kısırlığının son 10 yılda arttığını, erkeklerde sperm miktarı ve kalitesinin ciddi şekilde düştüğünü söylüyor. “Dünya Sağlık Örgütü” normal sperm sayısını 20 milyon ve üstü olarak kabul ediyor. Oysa daha önce bu rakam 50 milyondu. Bu azalmanın özellikle çevresel ‘toksinlere’ bağlı olduğunu bildiriliyor. Kısırlığın nedenleri arasında, yanlış beslenmeden sigaraya, çevre kirliliğinden birtakım enfeksiyonlara pek çok etken sayılıyor. Uzmanlar, önlem olarak yaşam ve beslenme tarzına dikkat edilmesini öneriyor. Örneğin, çinkonun cinsel sağlık açısından en gerekli elementlerden biri olduğu belirlendi. Eksikliği, kısırlığa yol açabiliyor.

Cinsel gelişimi sağlıyor
Alman Beslenme Cemiyeti’nin yaptığı araştırmaya göre, vücuttaki çinko eksikliği sperm üretimini ve kalitesini düşürüyor, çocuk sahibi olma şansını azaltıyor. Araştırmacı Daniela Rösler’in verdiği bilgilere göre; kısırlık sorunu olan erkeklerin kanındaki çinko seviyesi, kısırlık sorunu olmayan erkeklere oranla çok daha düşük. Ayrıca çinko eksikliği, erkeklik hormonu testosteronun salgılanmasını da engelliyor. Çinko büyüme, cinsel gelişme ve üremede gerekli bir element. Serum ve semen değerleri, kısır erkeklerde kısır olmayanlara göre çok daha düşük. Çinko, sperm yapımında pozitif etkiye sahip. Dolayısıyla üretkenlik üzerinde etkili. Çinkonun ağızdan kullanıldığı tedavilerde, seminal sıvı çinko değerleriyle beraber sperm hareketliliğinin de arttığını gösteren çalışmalar var.

Sperm sayısı artıyor
Çinko ile üreme sağlığı arasındaki ilişki, dünya çapında başka araştırmada da saptandı. Liverpool Erkek Kısırlığı Kliniği’nde kısırlık sorunu olan 33 erkek üzerinde yapılan araştırmada, belli bir süre ağızdan çinko tedavisi görenlerde sperm sayısının belirgin bir şekilde arttığı görüldü. Uzmanlar, çinkonun sadece sperm üretiminde değil, daha fazla testosteron salgılanmasında da büyük rol oynadığını ileri sürüyor. Örneğin, bütün bu araştırmalar gösteriyor ki, çinko, cinsel sağlık açısından en gerekli elementlerden biri.

Vejetaryenler dikkat!
Özellikle diyabet hastalarının ve vejetaryenlerin dikkatli olması gerekiyor, çünkü çinko eksikliği en çok onlarda görülüyor. Uzmanlar, bu kişilerin mutlaka çinko açısından zengin gıdalar tüketmelerini ve gerektiğinde çinkoyu hap olarak almalarını öneriyor. Alman Beslenme Cemiyeti, genel olarak yetişkinler için günde 15 mg çinko öneriyor. Çinko kürü yapmak isteyenlere ise, 3 ay boyunca günde 20-30 mg tavsiye ediyor.

Çinko vücutta ne işe yarar?
- Bağışıklık sistemini güçlendirir, enfeksiyonlardan korur.
- Üreme sağlığını olumlu etkiler, erkeklerde sperm üretimini artırır.
- Yaraların iyileşmesinde yardımcı olur.
- Gözleri güçlendirir.
- Tat ve koku duyularını güçlendirir.
- Cildi güzelleştirir, sivilcelere karşı etkilidir.
- Vücuttaki mikropları öldürür.
- Hücre yenilenmesinde yararlıdır.
- Tırnakları ve saçları güçlendirir.
- Uçukları hafifletir.
- Adet ağrılarını hafifletir.
- Stresi azaltır.
- Çocuklarda çinko eksikliği, büyüme ve gelişme bozukluğuna yol açar.

Mineraller
Demir:
Tavsiye edilen günlük doz: 10 mg
Vücut için yararları: Demir, çinko gibi tırnakların güçlenmesini sağlayan bir mineraldir. Ayrıca, cildin elastik olmasında ve sağlıklı görünmesinde demirin büyük önemi var. Kan dolaşımının sağlanması da, demirin vücudumuzda oynadığı önemli rollerden biridir. Balık, ciğer, yeşil yapraklı sebzeler, kabuklu hayvanlar, kuruyemiş, kuru meyve, kepek, kuşkonmaz ve istiridye gibi besinlerde bulunur.

Bakır:
Tavsiye edilen günlük doz: 2 mg
Vücut için yararları: Uzmanlar, tırnaklarının sık sık kırılmasından şikâyet edenlere bol bol bakır içeren besinler almalarını tavsiye ediyor. Ayrıca, cilde renk veren pigmentler açısından da bakır son derece önemli. Yağsız et, balık, deniz mahsulleri, yosun, fındık, kepek, yulaf, bayır turpu ve mantar gibi besinlerde bulunur.

Magnezyum:
Tavsiye edilen günlük doz: 500 mg
Vücut için yararları: Cildin sağlıklı görüntüye kavuşmasında ve özellikle ağız çevresinde soğuk, rüzgar, vb. gibi dış etkiler sonucu oluşan çatlakların giderilmesinde, magnezyum son derece önemli rol oynuyor. Maden suyu, yeşil yapraklı sebzeler, kepek, bira mayası, muz ve hurma gibi besinlerde bulunur.

B-Karoten:
Tavsiye edilen günlük doz: 30 mg
Vücut için yararları: Tavsiye edilen günlük dozlarda alınacak B-Karoten, gözlerin ve diş etlerinin güçlenmesini sağlar. Ayrıca, gözlere parlaklık verir. Vücut sağlığı açısından son derece önemli olan B-Karoten, cildin yumuşak ve sağlıklı bir hal almasında aktif rol oynar ve cilt problemlerinin giderilmesinde faydalı sonuçlar verir. Dana ciğeri, avakado, brokoli, yeşil lahana, mango, paprika, havuç, kavun, rezene ve salatalık gibi besinlerde bulunur.

B3 vitamini:
Tavsiye edilen günlük doz: 50 mg
Vücut için yararları: B-3 vitamini, vücudumuzun sağlıklı bir cilt için en çok ihtiyaç duyduğu vitamindir. Cilt için zararlı UV ışınlarının olumsuz etkilerinin önlenmesi, bu vitamin sayesinde mümkün olmaktadır. Ayrıca, cildin nem kazanmasını sağlayarak kurumasını önler. Cildinizin soluk görüntüsünden kurtularak renk kazanması ve sağlıklı görünmesini istiyorsanız, her gün düzenli olarak uzmanların belirttiği ölçülerde B-3 Vitamini almalısınız. Çünkü bu vitamin türü, kan dolaşımınızın hızlanmasını sağlamaktadır. Sığır ciğeri, tavuk, patates, bira mayası, yer fıstığı ve uskumru gibi besinlerde bulunur.

Gece ıslatmaları ömür boyu kâbus olmasın

16 September 2009 Yazan admin  
Kategori Cinsel Sağlık

Doğru ve başarılı bir tedavi için; gece ıslatmalarının, alternatif tedavi yöntemleri, psikolojik tedavi ve aile desteği gibi değişik açılardan incelenmesi gerekiyor. İnsanlık tarihi kadar eski ve yaygın olan enürezis (gece ıslatmaları), hem çocuklarda hem de yetişkinlerde görülen, kişinin sosyal gelişimi, kariyeri ve insan ilişkileri üzerinde önemli problemler yaratan bir hastalıktır.

Haydarpaşa Numune Hastanesi Üroloji 2 Kısım Şefi Doç. Dr. İhsan Karaman’ın verdiği bilgilere göre; enürezis, alerjik hastalıklardan sonra çocukluk dönemindeki en yaygın problemlerden biridir. Enürezis mediko-sosyal bir problem olduğundan, doğru ve başarılı bir tedavi yolu belirlemek için, bu problemin alternatif tedavi yöntemleri, psikolojik tedavi ve aile desteği gibi değişik perspektiflerden irdelenmesi gerekmektedir.

Ülkemizde yapılan araştırmalar, Türkiye’de 1 milyon kişinin bu dertten muzdarip olduğunu ortaya çıkartmaktadır. Çalışmalar, yüzde 1 oranında sağlıklı, yetişkin bireylerin yataklarını ıslattığını göstermektedir. Bunun anlamı pek çok enüretik çocuğun medikal tedavi görmediği zaman yaşamları boyunca enüretik kalacağıdır. Bu nedenle enüretiklerin erken yaşta gerekli ve yeterli sürede tedavi olmaları, onların gelecek yaşamları için çok önem kazanmaktadır.

Primer Nokturnal Enürezis’in en genel anlamda medikal tanımı, “5 yaşın üzerindeki kişilerin, haftada en az 2 gece, uykusunda yatağını ıslatması” şeklindedir.

Menopoz dönemini ikinci bahar haline getirin

16 September 2009 Yazan admin  
Kategori Cinsel Sağlık

Menopoz dönemi, kadınların hayatında önemli bir dönüm noktasıdır. ABD’li psikolog Artest Battler, bu süreci bilinçli geçirmek ve sıkıntıları en aza indirmek için bazı tavsiyelerde bulunuyor. Yaşanan fiziksel değişimlerin yanında, bu dönemlerde ortaya çıkan psikolojik bunalımlar da kadınları korkutur. Oysa bu süreci hayatınızın ikinci baharı haline getirmek elinizde…

‘Yanlış algılanıyor’
ABD’li psikolog Artest Battler, verdiği taktiklerle, kadınların mutlu bir menopoz dönemi geçirebileceklerini söylüyor. Dr. Battler, kadınların menopoz döneminde yaşadığı zorlukları şöyle açıklıyor: “Menopoz, kadınlar tarafından, fizyolojik değişimlerle birlikte, yaşamda güzel günlerin sonunun geldiğine işaret olarak algılanır.

‘Evliliğim bitecek!’
Kadın, artık anne olma yeteneğini kaybetmiştir ve kendisini lanetlemeye başlar. Menopoz dönemine giren bir kadın, cinsel yaşamının sona erdiğine inanır, evliliğinin devam etmeyeceğini düşünür. Menopoz sözcüğünün simgelediği tablo, kadın için ürkütücü olur.”

Dr. Battler, menopoz döneminde evliliklerin sarsılabileceğinin altını çiziyor ve bakın bu konuda evli çiftlere neler öneriyor.

Duygularınızı bastırmayın
Çocuk yetiştirmek, iş hayatında başarılı olmak gibi uğraşlar, var olan sorunları görmezlikten gelmenize yol açar. Gerçekleri gizlemeye çalışıp duyguları bastırmak, kadına olduğu kadar hayatını paylaştığı erkeğe de zarar verir. Kadın, menopozun sağladığı enerjiyi ve düşünce tarzındaki değişiklikleri, eşiyle birlikte değerlendirmelidir. Yeni bir hayatın eşiğinde olan orta yaşlı çiftler, ellerine geçirdikleri fırsatlardan yararlanmalıdır.

Ertelenmiş sorunları çözün
Kadın, yaşamının bu yeni dönemine girerken evliliğini büyük bir dikkatle gözden geçirmelidir. Kıyıda köşede kalmış, huzur bozmamak amacıyla ele alınması ertelenmiş sorunlar, gün ışığına çıkartılmalıdır. Menopoz döneminde, kadınları bekleyen tehlikeli hastalıklar da söz konusudur. Kalp hastalıkları, depresyon ve kanser gibi rahatsızlıkların altında; genellikle bastırılmış duygular, ele alınmamış sorunlar yatmaktadır.

Beyin Jimnastiği yapın
Kadınların menopoz döneminde sıkça karşılaştıkları sorunlardan biri de unutkanlık olarak karşımıza çıkıyor. Eğer siz de unutkanlıktan yana şikâyetçiyseniz, yaratıcılığınızı kullanabileceğiniz birtakım özel alanlara yönelmeyi deneyin. Beyin jimnastiği ve konsantrasyon çalışması yaparak, beyninizin her iki bölgesini de çalıştırmayı ihmal etmeyin.

Yogayla gelen huzur
Hormonlardaki dalgalanmalar ve vücuttaki köklü değişimler, menopoz döneminde kadınların çabuk sinirlenmesine yol açıyor. Hareketli bir yaşam tarzı ve düzenli yapılan egzersizler, bu sorunun aşılmasında önemli işleve sahip. Huzuru yakalamanın ve iç dünyayı yeniden keşfetmenin bir yolu da, yoga. Artık, “Yoga için yaşım geçti”, “Zamanım yok” gibi bahaneleri bir kenara bırakın ve ruhunuzu ve bedeninizi arındırın…

Umutsuzluğa son
Menopoz döneminde mutlu olabilmek için, uzun zaman önce yapmayı planlayıp da bir türlü hayata geçiremediğiniz isteklerinizi yerine getirmeye çalışın. Bunu başarmak için de üzülmeyi, endişelenmeyi ve umutsuzluğa kapılmayı bir yana bırakıp, yeni bir bakış açısıyla kendinizi keşfetmelisiniz.

Hatalarınızı tespit edin
Hayatın ikinci bölümüne başlamak, üzücü bir olay değil, aksine coşku verici… Karşılaştığınız problemlerin tüm sorumluluğunu üstlenmeye hazır olmalısınız. Kendinizi kurban olarak görmekten vazgeçip, hatalarınızı kabullenmeye başlamalısınız. Hayatınızın ikinci baharında değişebilmek, gelişmek ve ilerleyebilmek için; şimdiye kadar nerede hata yaptığınızı iyice düşünün.

Zihinsel temizlik yapın
Her şeye yeniden başlayabilmek için; geçmişte yaşananları düşünüp, acınızı yüreğinizde hissetmelisiniz. Bundan sonra da, kendinizi toparlayıp bilinmeyen yeniliklere doğru ilk adımı atmalısınız. Değişim, büyük bir zihinsel temizlik hareketiyle başlamalı.

Doğal afrodizyaklarla cinsel güç artırılabilir

15 September 2009 Yazan admin  
Kategori Cinsel Sağlık

Uzmanlar, cinsel sorunların ortaya çıkmasında, psikolojik faktörlerin önemli ölçüde rol oynadığını söylüyor. Bu gibi durumlarda stres nedeniyle cinsel isteksizlik yaşayanların imdadına şifalı bitkiler yetişiyor. İşte cinsel gücü artırıcı tamamen doğal bitkisel afrodizyaklar…

Herbalist Tarkan Güveloğlu, “Eğer cinsellik sevgiyle yaşanmıyorsa, afrodizyakların da hiçbir etkisi olmaz. Sağlıklı bir cinsel yaşam için dengeli beslenmenin ve afrodizyakların yanı sıra günlük egzersizler yapmak da gerekiyor. Ayrıca cinsel gücü azaltan sigara ve stresten uzak yaşamak ve uykusuz kalmamak gerekiyor” diyerek, başlıca afrodizyaklar hakkında önemli bilgiler veriyor.

Bitki çayları: Vücuttaki sıvıların akışını hızlandıran bitki çayları içilince, kan dolaşımı hızlanır, tutkularda ve heyecanlarda artış olur. Enerji seviyesini de yükselten bitki çayları seks yaşamını canlandırır.

Ginseng: Binlerce yıllardır Çin’de ilaç yapımında kullanılan ginseng; hormonal sistemi uyarır, erken yaşlanma sürecini yavaşlatır ve göz ardı edilemeyecek güçler verir

Rezene: Bilinen en eski afrodizyaklardan olan rezeneden her gün bir parça alınması cinsel gücü artırır. Rezenenin tohumundan çay da yapılarak içilebilir.

Lavanta: Salata ve yemek soslarına konan birkaç damla lavanta, seks hayatını güçlendirir.

Karanfil tanesi: Doğal afrodizyakların en güçlülerinden biri olan karanfil tanesi, yorgunluğa da iyi gelir. Haşhaş Tohumu: Cinsel performansı artırır.

Polen: Son yıllarda afrodizyak olarak kullanılan polenin yapısında, belli ölçüde testosteron ve diğer cinsiyet hormonları bulunuyor. Ayrıca içerisinde birçok vitamin mineral ve amino asit bulunur.

Zencefil: Yüzyıllardır duyguları harekete geçirmek için hazırlanan içkilerin karışımında kullanılan zencefil, insanı daha ateşli yapar. (Kanı sulandıran ilaç kullananların dikkatli olmaları gerekiyor. Ayrıca, fazla tüketildiğinde de bağırsakları rahatsız eder.) Yemeklerde bahart olarak kullanılabilir. Balla karıştırılıp yenebilir. Bir hafta veya 10 gün kadar kullanılmalıdır.

Tarçın: İştah açıcıdır. Sinirsel rahatlık veren bir kokusu vardır. Gaz söktürücü ve antiseptik özellikleri vardır. Afrodizyak olarak da kullanılabilir. Kışın içilen bitki çaylarına konulabilir. Tarçın yağı hoş kokusundan dolayı masaj yağı olarak da kullanılabilir.

Hardal: Cinsel bezlerin işleyişini hızlandırır.

Yasemin: Likörleri kokulandıran, harika kokulu yasemin çiçeği, etkili bir uyarıcıdır.

Süsen: Süsen kökü tozu, her iki cins için de güçlü bir afrodizyaktır.

Meyan kökü: Meyan kökünden elde edilen toz, maden suyu ile karıştırılınca kadınlar için çok etkili bir afrodizyak haline gelir.

Vanilya: Merkezi sinir sistemine etki ederek kokusuyla uyarıcı etki yaratır.

Roka: Bolca demir ve C vitamini içeren roka, alyuvarlar için iyidir. Ayrıca, cinsel gücü de artırır.

Maydanoz: Yemeklere lezzet katan maydanoz, cinsel yaşama da lezzet katar.

Kekik: Güçlü etkileri olan kekik, özellikle erkeklerde uyarıcıdır.

Arı sütü: Cinsel bezleri geliştiren arı sütünün etkileri, kısa zamanda hissedilir.

Diğer bazı afrodizyaklar

Hindi: İstiridyeden daha fazla çinko ihtiva eden hindi eti, protein açısından zengindir ve cinsel isteği artırır.

Ançuez: Genellikle hamsi, bazen çaça, sardalya ya da tirsi balıklarından yapılan tuzlu ve yağlı balık ezmesi olan ançuez, cinsel gücü artırır.

Havyar: Balık yumurtası olan havyarın besin değeri çok yüksektir ve güçlü bir afrodizyaktır.

Bal: Mikroplara karşı dayanıklılık sağlayan bal, cinsel gücü artırır. Tarihte bal, seks açısından, insanlar tarafından çok farklı şekillerde kullanılmıştır.

Çikolata: İçinde magnezyum, fosfor ve kafein bulunduran çikolata, insanı mutlu eder, harekete geçirir ve güçlendirir.

İstiridye: İçindeki çinko ile spermin çoğalmasına neden olan istiridye, cinsel isteği de artırır.

Limon: Yemeklerde kullanılan limon tuzu ve limon suyu, seks gücünün artması için olumlu etki yapar.

Kereviz: İdrar sökücü özelliği olan kereviz, vücutta oksitlenmeyi önlemesinin yanı sıra kadınlarda adet öncesi şişkinliğin de önüne geçer. Afrodizyak etkisi de vardır.

Kişniş: Cinsel bölgede enerjiyi dengeliyor. Baharat olarak kullanılabilir. Tatlılara katılabilir.

Fıstık ve fındık: E vitamini içeren, insanı mutlu eden fıstık ile fındık, cinsel gücü artırır.

Sarımsak: İçinde sakkaroz, glikoz gibi karbonhidratlar ile protein, kalsiyum, fosfor, demir ve A, B, C vitaminleri bulunan sarımsak, cinsel gücü artırır.

Çilek: Cilt sorunları için en iyi meyvelerden biri olan çilek, güçlü bir afrodizyaktır.

İncir: Bronşit, öksürük ve boğaz ağrılarına çok iyi gelen incir, erkeklerin cinsel gücünü artıran çok güçlü bir afrodizyaktır.

Şeftali: A provitamininden zengin olan şeftalinin afrodizyaktır gücü yüksektir.

Armut: Çok az meyve asidi içeren ve organizmanın fazla suyunu alarak fazla yağları yok eden armut, güçlü bir afrodizyaktır.

Sonraki yazılar »