Diş çürüklerine Yeni Tedavi Yöntemi

31 October 2009 Yazan admin  
Kategori Ağız Sağlığı

Ağrısız ve iğnesiz yeni tedavi yöntemi bilim dünyasında ödüle layık görüldü!

Alman “Dental-Material Gmbh” (DMG) firması, Berlin Charite hastanesi ve Kiel kentindeki Christian-Albrechts üniversite hastanesi bilim adamları tarafından geliştirilen yeni bir yöntemle, dişlere hasar vermeden çürük dişler tedavi edilecek.

Almanya Cumhurbaşkanı Horst Köhler’in himayesinde başlatılan ve Deutsche Bank ile “Fikirler ülkesi Almanya” adlı girişim tarafından yürütülen yaratıcı projeleri ödüllendirmeyi amaçlayan “Fikirler ülkesinde 365 yer” adlı proje yarışmasını, ağrısız ve iğnesiz diş çürüğünü tedavi etme yöntemini geliştiren DMG firması kazandı.

Hamburg Ticaret Odasında düzenlenen ödül töreninde, yarışmanın ödülü DMG Müdürü Susanne Stegen’e verildi. Yeni tedavi yöntemini bulan Christian-Albrechts üniversite hastanesi diş kliniğinde görev yapan araştırmacı doktor Hendrik Meyer-Lückel ile araştırmacı doktor Sebastian Paris, yaptıkları açıklamalarda, erken teşhisle diş çürüklerinin “Icon” yöntemiyle giderilebilmesinin mümkün olduğunu belirtti.

“Icon” yönteminin gelişmesine katkıda bulunan ve 2003 yılında “çürük riski teşhisi” alanında ödüle layık görülen Türk diş doktoru Ertan Erdoğan ile doktor Susanne Effenberger de, yaklaşık bir yıldır kendi kliniklerinde uyguladıkları yeni yöntemle çok olumlu neticeler aldıklarını söyledi. Erdoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Bu yöntem, bence diş tedavisinde devrim niteliği taşımaktadır. Hastalar dişlerinin çekilmesinden ve diş hekimlerinden çok korkmaktadır.

DMG görevlileri bu yöntemi bir yıl önce bana anlattıklarında, kafamda bazı soru işaretleri vardı. Ancak bir yıldan bu yana bu yöntemi kendi hastalarıma uyguluyorum ve çok iyi netice alıyorum” ifadesini kullandı. “Caries infiltration” (çürüğe nüfuz) yöntemiyle, sağlam diş dokusuna zarar vermeden çürük tedavisinin mümkün olduğunu ifade eden Erdoğan, çürük dişlerin kesilmeden ya da çekilmeden tedavi edildiğini ve “Icon” adı verilen reçine materyalden oluşan sıvının çürük dişin içine dökülerek ışıkla sertleştirildiğini anlattı.

Erdoğan, “İlk başta dişin üzerine asit dökülür. Ön tedavisi yapılır ve diş kurutulur. Kurutulduktan sonra enfiltrasyon malzemesi dökülür. Dökülen bu sıvı 40 saniye süreyle ultra viyole (UVC) ışınıyla sertleştirilir. Bu yöntem için anestezi ve diş kesme gereksizdir” dedi. Yöntemin Türkiye’de ekim ayında düzenlenecek 13. Estetik Diş Akademisi Derneği (EDAD) Kongresinde, ürünü geliştiren Meyer-Lückel tarafından tanıtılacağını ve DMG firmasının Türkiye mümessili Unimed Tıbbi ve Analitik Cihazlar Sanayii ve Ticaret Ltd. tarafından uygulamaya başlanacağını kaydeden Erdoğan, “Türkiye’de de bu metodun başarılı olacağına inanıyorum. Türkiye, diş tedavisi bakımından çok ileri düzeyde. Bu yöntem çok sayıda ülkeden önce Türkiye’de tanıtılmaktadır. Bu da Türkiye’de diş tedavisindeki yüksek kalitenin bir işaretidir” diye konuştu.

Diyabet Nedenleri

30 October 2009 Yazan admin  
Kategori Şeker Hastalığı

Aşırı kilo ve hareketsizlik diyabet nedeni

Rahat yaşamla birlikte gelen hareketsizlik ve aşırı kilonun diyabeti artırdığını bildirdi.

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrinoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sena Yeşil, rahat yaşamla birlikte gelen hareketsizlik ve aşırı kilonun diyabeti artırdığını bildirdi.

Prof. Dr. Yeşil, yaptığı açıklamada, diyabetin kan şekerinin çok yüksek olmasıyla ortaya çıkan bir hastalık olduğunu, enerji kaynağı olarak şekerin gerekli olsa bile, fazlasının sorun yarattığını söyledi. Diyabeti olan bireylerde ensülinin olmaması ya da yetersiz olması nedeniyle şeker düzeyinde büyük bir artış olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Yeşil, ensülinin kan şeker düzeylerinin istenilen sınırlar içinde tutulması açısından büyük öneme sahip olduğunu vurguladı.

Diyabetin, Tip 1 ve Tip 2 diye ayrıldığını, bunlardan ilkinin gençlerde, ikincisinin ise ileri yaşlardaki insanlarda sık görüldüğünü belirten Prof. Dr. Yeşil, şöyle konuştu:

“Rahat hayatla birlikte gelen hareketsizlik, aşırı kilo, diyabeti artırıyor, tetikliyor. Tüm dünyada diyabeti olan bireylerin sayısı giderek artmaktadır. Türkiye’deki diyabetli sayısı 5 milyona yaklaşmaktadır. 21. yüzyıl, şişmanlık ve hareketsizliğe paralel olarak diyabetin arttığı bir yüzyıldır. Diyabet, dünyanın en önemli sağlık sorunlarından biri haline geliyor. Dünyadaki diyabetli sayısının 2030 yılında 400 milyon civarında olması bekleniyor.”

-DİYABETİN BELİRTİLERİ VE ÖNLEMENİN YOLLARI-

Diyabetin en önemli belirtilerinin sık idrara çıkma, aşırı acıkma hissi, kilo kaybı, aşırı susama, yorgunluk, bulanık görme, deride kuruma ve kaşıntı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yeşil, diyabetin sinsi bir hastalık olduğu için bu tür belirtiler olmadığı zaman bile ortaya çıkabildiğine dikkati çekti.

Prof. Dr. Yeşil şöyle dedi:

“Ailesinde bu tür rahatsızlığı olanlar, şişmanlar, 40 yaşın üstündeki herkes kan şekerini muhakkak ölçtürmeli. Diyabeti önlemenin tek yolu az yemek ve çok hareket etmektir. Günde yarım saat yürüyüş yapılırsa ve iyi bir diyet programıyla diyabet önlenir. Bunların yapılması halinde şekere yatkın kişilerde bile diyabete yakalanma riski yüzde 58 oranında düşürülebilir. Şekerin iyi kontrol edilmesi diyabeti önler.

Diyabet, dünyadaki en önemli körlük nedenidir. Bu hastalık böbrek yetmezliği ile kalp damar yetmezliğinden ölümlerin önemli bir nedenidir. Diyabet, görme kaybı, böbrek yetmezliği, ağrı, his kaybı ve yaralara yol açabilir. Kalp krizi, felç, ayak sorunları, uzuv kaybına neden olur.”

Kokain Aşısı

30 October 2009 Yazan admin  
Kategori Alternatif Sağlık

Amerikalı bilim adamları, Kokain bağımlılığını ortadan kaldırmaya yarayacak bir aşı üzerinde çalışıyor.

ABD’deki Yale ve Baylor üniversitelerinde görev yapan bir grup bilim adamı, “Archives General Psychiatry” isimli tıp dergisine yaptığı açıklamada, üzerinde araştırma yapılan aşının, Kokain kullanan insanlarda ortaya çıkan mutluluk duygusunu bastırdığını, böylece bağımlıların Kokain kullanımını azalttığını belirtti ve.
        

Aşının Kanda, kokainin beyne ulaşmasını engelleyen antikorların oluşumuna yol Açtığı, bunların Kokain moleküllerini kaplayarak etkisiz hale Getirdiği bildirildi.
        

6 Araştırma dönemi boyunca 115 Kokain bağımlısından sadece yüzde 38′inin vücudunun söz konusu antikorlardan yeterli derecede aylık üretebildiği ve bu geliştirilmekte olan maddenin etkisinin yaklaşık 2 ay sonra ortadan kalktığı, bu nedenle araştırmaların sürdürülmesi gerektiği kaydedildi.
        

Araştırmayı yürüten bilim adamlarından Thomas Kosten, bunun yine de büyük bir gelişme olduğunu belirterek, “Hiç kimse bundan 15 yıl önce, Kokain gibi küçük moleküllere karşı vücutta antikor geliştirilebileceğini düşünemezdi” diye konuştu.
        

Derginin haberinde, sadece ABD’de yaklaşık 1,6 milyon Kokain bağımlısının bulunduğu ve bu kiþilerin TEDAVİSİNİN her yıl milyarlarca dolara mal olduğu ifade edildi.

Acıktıran ve iştah kapatan besinler nelerdir

30 October 2009 Yazan admin  
Kategori Alternatif Sağlık

Bazı kişiler hem fazla kiloları yüzünden kendisinden şikayetçidir ve iştahını dizginleyemez. İşte acıktıran ve iştah kesen yiyecekler…

Bazı kişiler hem fazla kiloları yüzünden kendisinden şikayetçidir ve iştahını dizginleyemez. Yeme eylemine başladığında adeta hiçbir kuvvet engel olamaz. Ancak şu bir gerçek ki; o kişi kilo vermeyi çok ama çok istemektedir… Peki o zaman sorun nedir? Sorun, muhtemelen o kişinin yanlış beslenme tarzıdır. Zira, kimi besinler vardır ki acıktırır, kimileri de iştah kapatır. Bu nedenle hem iştahını dizginlemek hem de bu sayede kilosunu kontrol altında tutmak, hatta fazla kilolarını vermek isteyenler tükettikleri besin maddelerini iyi tanımak zorundadırlar. Alman Hastanesi’nden Diyetisyen Esra Aran, doğru beslenmenin, tüketilen besin maddelerini tanımaktan geçtiğini ifade ederek şu bilgileri verdi:

Önünüze geleni yemeğin!

Gün içerisinde bir türlü doymak bilmiyorsanız, sürekli acıkıyorsanız, kendinize ‘dur’ diyemiyorsanız ve bir şeyler yeme ihtiyacı hissediyorsanız yapmanız gereken tek şey doğru besini tercih etmektir. Çünkü bazı besinler sizin kurt gibi acıkmanıza neden olurken, bazı besinlerde uzun süre tok kalmanızı sağlamaktadır. Yani diğer bir değişle, önünüze her konulanı yememeniz ve kitabına göre beslenmeniz gerekiyor. Bunun aksini yaptığınızda ise her geçen gün vücudunuzdan sarkan fazlalıkların farkına varmanız içten bile değildir.”
Diyetisyen Esra Aran acıkmamızı sağlayan besinleri, iştahımızı kapatan besinleri ve iştahımızı kapatmak için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

Acıkmanızı sağlayan besinler:
Tuz: İştahınızın açılmasına yardımcı olur. Tuzlu bir besinin hemen arkasından tatlı bir besin tüketme ihtiyacı hissedersiniz. Bunun nedeni kan şekerinizdeki iniş çıkışlardır. Aşırı tuz tüketiminden uzak durunuz.
Kırmızı biber(acı biber): Diğer bir iştah açıcı besin maddesi de acı biberdir. Acı biber tükettiğinizde doygunluk hissinizi anlamanız zor olmaktadır.
Patates: Glisemik indeksi en yüksek besinler arasındadır.
Nohut: Midenin temizlenmesine yardımcı olur. Aynı zamanda iştahı da açar. Tüketimi hafta da 3 porsiyonu(yani 12 çorba kaşığı) geçmemelidir.
Havuç: Glisemik indeks değeri en yüksek sebzelerdendir.
Mısır: Glisemik indeks değeri yüksek olan besinlerdendir. Yendikten sonra açlık hissi uyandırır. Diyet esnasında çok fazla tercih edilmemelidir.
Tarçın, Greyfurt, Karalahana ve Alkol: İştahınızın açılmasına yardımcı olan diğer besinlerdir.

İştah kapatan besinler:
Avokado: Kansere karşı korur. Aynı zamanda yüksek miktarda B6 vitamini içerir.
Sardalya: Kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olur. Yüksek miktarda protein içermektedir.
Balık: yüksek miktarda iyot içerir. İyot, tiroit hormonlarının yapımında kullanılır. Açlık duygusunun oluşumuna engel olur.
Yumurta ve dil peyniri: Protein yönünden zengindir. Tok tutucu özelliğe sahiptir.
Kepekli makarna: Lif içermektedir. Tüketildikten sonra hacimlerinin % 20’si kadar genişleme özelliğine sahiptirler.
Esmer pirinç: Glisemik indeks değeri düşük olan besinlerdendir. Kan şekerini dengede tutar. Uzun süre tokluk sağlar.
Brokoli: Krom içerir. İnsülin dengesinin korunmasına yardımcı olur.
Böğürtlen: Antioksidant yönünden zengindir. Yoğurtla beraber tüketeceğiniz böğürtlen uzun süre tok kalmanıza yardımcı olur.
Yulaf ezmesi, Elma, Badem, Ihlamur çayı: İştahınızın kapanmasına yardımcı olan diğer besinlerdir.

İştahınızın kapanması için yapmanız gerekenler:
-Tercih ettiğiniz besinleri tüketirken iyice çiğneyin. Besinler en minik hale geldikten sonra yutma işlemini gerçekleştirin. Yani, hızlı besin tüketimi yerine yavaş besin tüketimini seçin,
-Öğün aralarında atıştırma duygunuzu dişlerinizi fırçalayarak erteleyebilirsiniz,
-Gün içerisindeki su tüketiminize dikkat edin,
-Düşük glisemik indeks değerine sahip besinleri tercih edin. (Örneğin; kurubaklagiller, tahıl ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler gibi)

Zayıflamanın Sırrı

30 October 2009 Yazan admin  
Kategori Alternatif Sağlık

En iddiasız miktarda kilo kaybı bile sağlık açısından büyük yarar sağlayabilir.

Yüksek tansiyon, diyabet, yüksek kolesterol, uyku bozuklukları ve birçok tıbbi sorun, en iddiasız kilo kaybı ile bile düzelme gösterebilir. Çünkü az miktarda kilo kaybını sağlamak için, en azından daha ölçülü, daha bilinçli ve sağlıklı beslenmeye odaklanmak büyük yarar sağlayacaktır. Bu gerçek, her şeyi değiştirir. Hemen herkes kendini daha iyi hissettiği ve sağlık sorunları riskini azalttığı daha sağlıklı bir kiloya ulaşmayı başarabilir.

Doğru hedefi belirlediğinizde başarıya ulaşmanız kolaylaşır.
Kilo vermeye çalışırken, hedefe ulaşacağınıza inanmak ve “hedef” belirlemek çok önemlidir. Ancak, kilo verirken hedef, “rakamlar” değil, “başarıya ulaşmak ve verilen kiloları korumak” olmalıdır. Hedefler her zaman için planlı bir şekilde diyetinize uymanıza yardımcı olur. Ulaşmak istedikleriniz için detaylı bir şekilde plan yapmanız, başarınızın bir kısmını oluşturacaktır.
Örneğin 10 kg verebilmek için kendinize üç ay süre koyun. Zamanlama için bir tablo hazırlayın ve her hafta alışveriş stratejilerinizi, yaptığınız egzersizleri ve ileriye dönük planlarınızı listeleyin. Bunlar motivasyonunuzu artıracak ve gerçekleştirilebilirliği yükseltecektir.

Başarınızı hayal etmek sizi hedefe yaklaştırır.
Genelde tüm başarılı insanlar, önce başarılarını hayal eder, âdeta görürler. Bu küçük zihin oyunu kişinin kendisini bu başarıya ulaşabileceğini hissetmesini sağlar. Aynı şekilde, siz de kendi hedeflerinizin gerçekte gerçekleşmiş olduğunuz senaryoyu gözünüzde canlandırın. Örneğin akşam yemeği için doğru seçimler yaptığınızı gözünüzde canlandırabilirsiniz veya akşam bir davette önünüze gelen çikolatalı sufleyi yemek yerine sabah tartıda göreceğiniz düşük kilonuzu düşünün. Aklınıza geldikçe bu senaryoları tekrarlayın.

Kendinizi sabote etmemeye karar verdiğinizde değişim gerçekleşir.
Birçok kez aslında farkında olmadan kendimize yeteri kadar güvenmediğimiz ve asla kilo veremeyeceğimizi düşündüğümüz için diyetimizi sabote ederiz. Kendinizi bu tarz düşünceler içinde yakalarsanız hemen bunu olumlu sözler ile yer değiştirmeye çalışın. Örneğin; “İstediğim kadar kilo veremedim fakat bunu değiştirebilirim. Şu andan itibaren kendime haftada üç kez olacak şekilde egzersiz planı hazırlayacağım” diyebilirsiniz. Sağlıklı beslenmeye başlamak için hiçbir zaman geç değildir. Genelde diyete başlamak için ayın ilk günü veya haftanın ilk günü beklenir. Buna hiç gerek yok, karar verdiğiniz anda değişime başlayın. Zaten ihtiyacınız olan da budur: Karar vermek…

Kendi kendinize hesap verin başkaları için değişmeyin.
Kilo vermek (ya da kendinize yapacağınız kişisel gelişim yatırımı) sizin arzu ve kararınızla olmalıdır. Başkası için değil, kendiniz için. Yapabildiğiniz ya da yapamadığınızın hesabını başkalarına değil, kendinize verin. Diğer bir deyişle, yaşamınızın sorumluluğu sizin elinizdedir. O nedenle, kendi kendinizin en yakın arkadaşı olmayı deneyin. Aksaklıkları kafanıza takmamaya çalışın ve ilerleyişinizi kutlayın. Bunun en iyi yollarından birisi ise hayatınızın tüm alanlarında sahip olduğunuz kişisel, profesyonel ve fiziksel becerilerinizi listelemeniz olacaktır. Bugünden itibaren yaptığınız tüm doğru şeyleri not alın. Doğruların büyük bir hızla artması sizi şaşırtacak.

Kendinize güveni arttırmak için önceki başarılarınızı hatırlayın.
Kendinize olan güveniniz hakkında tereddüt mü ediyorsunuz? Bunun bir yolu da kendinize olan inancınızı olumlu cümlelerle desteklemektir; basit, kendinizi onaylayıcı ifadeleri her gün tekrarlamaya çalışın. Size destek olabileceğini düşündüğünüz arkadaşlarınızla bunu açıkça paylaşın sizi iyi tanıyan birilerinin önceki başarılarınızı hatırlatması kendiniz için güven tazelemeye yardımcı olabilir.
“Battı balık yan gider” değil, “… yaparsam daha iyi” deyin.
Ya hep ya da hiç şeklinde düşünmemeye çalışın. Örneğin sırf bir öğünde fazla yediniz diye diyetinizi mahvettiğinizi düşünmeyin. Kendinize karşı daha nazik olun ve yaşanan aksilikleri, öğrenmek için bir fırsat olarak görmeye çalışın.

Hedeflerinizin peşinden gidin vazgeçmeyin.
Kilo kaybetmekle ilgili hedeflerinize ulaşacağınıza dair olan inancınız çok önemlidir. Fakat bunu aynı zamanda beslenmede davranış değişiklikleri yaparak ve fiziksel aktiviteyi artırarak gerçekleştirmelisiniz. Kendinizi sadece incecik olarak düşünemezsiniz ama beklentilerinizi etkin kılmak için kendinizi doğru ruh durumu içerisinde düşünebilirsiniz. Hatırlayın: Diyette başarısız yoktur. Vazgeçen vardır..

BİRÇOK RAHATSIZLIK BEHÇET HASTALIĞININ HABERCİSİ OLABİLİR

15 October 2009 Yazan admin  
Kategori Sağlık Haberleri

Genetik mirasın etkili olduğu Behçet hastalığı, genellikle 20- 30’lu yaşlarda belirti göstermeye başlıyor. Halk arasında İpek Yolu hastalığı olarak da bilinen Behçet hastalığı, toplumda yeterince tanınmadığı için çoğu zaman ihmal ediliyor. Erken tanının tedavide büyük şans yarattığını belirten uzmanlar, hastalığın belirtilerine karşı uyarıyor. ASM İç Hastalıkları ve Romatoloji Uzmanı Dr. Selda Öktem, cilt yakınmaları, görme kusurları, eklem rahatsızlıkları gibi belirtilerle kendini gösteren Behçet hastalığı ile ilgili sorularımızı yanıtladı.

Behçet hastalığı nasıl bir hastalık?

Behçet hastalığı (BH) vücuttaki birçok doku ve organ sistemini etkileyebilme özelliği olan, kronik romatolojik bir hastalıktır. Türkiye’de erkeklerde daha sık görülüyor. Hastalık, çoğunlukla 20- 30’lu yaşlarda başlıyor. Bu hastalarda birçok organ işin içine girdiği için, hasta ilk önce ilgili organlarla ilişkili hekimlere gidiyor. Behçet şüphesi doğmuşsa hastalar hem tanının konması hem de tedavinin düzenlenmesi için romatoloji uzmanına yönlendiriliyor. Behçet hastalığı aslında birçok hekim grubunun ortak çalışmasını gerektiriyor. Ancak, izlemlerin ve tedavi takibinin mutlaka romatolog tarafından yapılması gerekiyor.

Behçet hastalığının belirtileri neler?

En belirgin yakınmalar ağız içinde sık ve çok miktarda olan aft, cinsel organlarda tekrarlayan yaralar, büyük ve yaygın sivilceler ile ağrılı, sıcak cilt altı bezeleri gibi cilt yakınmalarıdır. Gözde kızarıklık, ağrı ve bulanık görmeyle kendini gösteren, görme tabakasında iltihaplanma (üveit) önemli bulgular arasında yer alıyor. Geç fark edilirse ve iyi tedavi edilmezse körlüğe neden olabiliyor. Daha çok diz ve ayak bilek ekleminde görülen şişlik ve ağrı gibi belirtiler yaşanabiliyor. Behçet hastalarında kimi zaman karşılaşılan standart tedavilere dirençli eklem iltihabı, sakatlığa neden olabiliyor.

Hastalarda, omurga boyunca ve kuyruk sokumu bölgesinde, özellikle sabah ağrıları ve tutuklukları ortaya çıkabiliyor. Sıklıkla omurgayı ilgilendiren romatizma sorunları ile birlikte görülüyor. Bazen bacak ve kol damarlarında, bazen iç organları besleyen damarlarda, bazen de beyin içindeki damarlarda pıhtı oluşması ve tıkanıklıklar olabiliyor. Eğer tıkanıklık beyin damarlarında ise ani bilinç kaybı ve felç bulgularına yol açabiliyor. Barsakları besleyen damarlar etkilendiğinde karın ağrısı, kanlı ishal gibi yakınmalar oluşabiliyor. Akciğer ve kalpte daha hafif bulgular yaratır.

Yakınmalar her hastada görülür mü?

Behçet hastalığı birçok sistemde yakınmaya neden olurken tüm bulgular aynı anda ve aynı kişide olmayabiliyor. Bazı hastalar hafif cilt bulgularıyla yıllarca sorunsuz yaşayabilirken, bazı hastalar görme kaybı ve damar tıkanıklıkları nedeniyle yaşamı tehdit eden sorunlarla karşılaşabiliyorlar. Bu nedenle hiçbir Behçet hastası bir diğerine tam anlamıyla benzemiyor. Her insanda hastalık çok farklı seyir gösteriyor. İlginç olarak, hastalık ilk başladığı yıllarda daha şiddetli yakınmalara yol açarken, ilerleyen yıllarda daha selim olma eğilimi gösteriyor. Yıllar içinde hastalık aktivitesinde değişkenlik olabiliyor. İlkbahar mevsiminde yakınmaların arttığı görülüyor.

Ağız içi yaraları her zaman Behçet hastalığına mı işaret eder?

Ağız yaralarının genetik durum, alerji, ilaç, beslenme ve viral enfeksiyonlar gibi çok nedeni olabiliyor. Behçet hastalığında ayda bir veya daha sık, birkaç adet, dudak ve dilde uzun sürede iyileşen büyük yaralar dikkat çekicidir. Ama ağız yarasına genital yara da eşlik ediyorsa, mutlaka Behçet hastalığının araştırılması gerekiyor. Ailesinde Behçet hastalığı olduğu bilinen bir kişide sık sık ağız yarası çıkıyorsa, hasta dikkatle sorgulanmalı.

Hastalığın nedenleri neler?

Behçet hastalığının bilinen ve kanıtlanmış en önemli nedeni genetik bir yatkınlık taşınmasıdır. Özellikle HLA-B5 ve HLA-B51 denen bir genetik molekülün Behçet hastalığına yakalanma riskini artırdığı saptandı. Hastalığın diğer adını aldığı İpek Yolu üzerindeki ülkelerde daha sık rastlanmasının nedeninin de, bu ülkeler arasında evliliklerin sık olması ve genetik yapının karışması olduğu düşünülüyor. Genetik yatkınlığı olan ve ailesinde Behçet hastalığı olan kişilerde geçirilen enfeksiyonlar hastalığı başlatıcı faktör olabiliyor.

Nasıl tanı konur?

Bu hastalığın tanısını koymak bazen kolay, bazen ise zordur. Hastanın yakınmaları ve ayrıntılı sorgulama büyük önem taşıyor. Çünkü hastalar, bazı bulguları dikkate almadıkları için söylemeyebiliyorlar. Tek tek her bulgunun olup olmadığının sorulması gerekiyor. Tanı koymak için bir takım kriterler değerlendiriliyor. Maalesef genetik molekül tespiti dışında tanı koydurucu özel bir laboratuvar testi bulunmuyor. Paterji testi olarak isimlendirilen bir deri testi tanıya yardımcı olabiliyor. Bu testin pozitif olması tanıyı destekliyor ama negatif bulunması hastalık yok anlamına gelmiyor. Yani bu hastalığın tanısının konması bu konuda mutlak deneyimli bir uzman gerektiriyor.

Nasıl tedavi edilir?

Tedaviyi belirlerken tamamen hastalığın şiddetine ve organ tutulumlarına göre hareket ediyoruz. Cilt bulguları ile sınırlı hafif bir hastalık varsa tekli ve basit ilaçlar kullanmak yeterli oluyor. Beyin, damarlar, göz gibi organlarda yakınma varsa o zaman çok daha karmaşık ve özel ilaçlar kullanmak gerekiyor. Çünkü tedavi edilmeyen göz iltihapları körlüğe neden olabiliyor. Damar tıkanıklığı ve beyin tutuluşu yaşamı tehdit edebiliyor ve daha ciddi bir tedavi gerektiriyor. Böyle durumlarda birkaç ilacı bir arada kullanıyoruz. Burada kullanılan ilaçlar çoğu kez kortizon ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlardır. Hastanın yakın ve sık izlenmesi gerekiyor.

Web Sitesi Olanlara Özel
Günlük Sağlık Haberlerini Sizde Sitenizde yayınlayabilirsiniz

Diğer Güncel Haber Başlıkları

>>>ERKEKLERE CİLT BAKIMI TÜYOLARI

>>>ADET DÜZENSİZLİĞİ NEREYE KADAR NORMALDİR?

>>>ÇOCUK BESLENMESİNDE BU ÜÇ KURALI UNUTMAYIN: Fast food, tuz ve abur cuburu azaltın

>>>DOMUZ GRİBİ İLE MEVSİMSEL GRİBİ KARIŞTIRMAMAK İÇİN HAZIRLIKLI OLUN

>>>Kas ve eklem ağrıları Avrupa ekonomilerine yılda 240 milyar €’ya mal oluyor

>>>HASTALARA ‘PROTEZ KULLANMA KILAVUZU’

>>>Prof. Dr. Bingür Sönmez Dünya Yumurta Günü’nde vatandaşa yumurta dağıttı

>>>MİGREN İŞ ARKADAŞLARININ ARASINI AÇIYOR!

>>>ÇOCUKLARDA 6 YAŞ DİŞİNİ SÜT DİŞİ SANMAYIN!

>>>BAKIŞLARINIZA GÖLGE DÜŞMESİN…

-Gizle-
EN SON EKLENEN 5 LİNK
1
Özel Bir İnci Ağız Ve Diş Sağlığı Merkezi
2
ESKA ECZA DEPOSU
3
Tıp ve Tus Paulaşım Sitesi
4
YENİÇAĞ ECZA DEPOSU
5
www.avicenna
SAĞLIK VİDEOLARI

Meme kanseri

Meme Kanseri

Kanserli hücre animasyonu

….

Estetik
plastik cerrahi
Burun estetiği
meme estetiği
Burun estetiği
göğüs estetiği

….

Lazer Epilasyon
Epilasyon
Varikosel Ameliyatı

….

kulak burun boğaz
işitme cihazı
bakımevi

TÜRKİYE’DE YAKLAŞIK 150 BİN KANSER HASTASI BULUNUYOR!

15 October 2009 Yazan admin  
Kategori Sağlık Haberleri

Ülkemizde kanser hastalığının tedavisinde, yıllardır hastalar yüksek teknoloji kullanan, genellikle ABD’de bulunan kanser merkezlerine tedavi olmaya gidiyordu. Ancak Acıbadem Sağlık Grubu, son yıllarda yaptığı önemli yatırımlarla hastaların yurtdışına gitmesine gerek bırakmayacak en son teknolojiyi Türkiye’ye getirdi. Grubun İstanbul’daki Kozyatağı, Maslak hastanelerinin dışında, Bursa, Adana ve Kayseri hastaneleri de yüksek teknolojili cihazlarla donatıldı. Bu cihazlar kanserin en etkili ve hızlı şekilde teşhisini, tedavisini sağlarken, hastaların radyoterapi, kemoterapi sırasında beklemesini, olumsuz koşullarda sağlık hizmeti almasını da önledi.

Grubun kanser yatırımları hakkında bilgi veren Acıbadem Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Acıbadem Maslak Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Enis Özyar, Türkiye’de Tunceli nüfusu kadar (yaklaşık 150 bin) kanser hastası bulunduğunu, bu hastaların zamanında ve etkili bir şekilde tedavi edilebilmesi için 250 kanser tedavi cihazına ihtiyaç olduğunu belirtiyor. Bu 150 bin hastanın 75 bininin radyoterapi aldığını, her yıl 150 bin yeni hastanın eklenmesi nedeniyle de zorluklar yaşandığını ifade eden Prof. Özyar, şunları söyledi:

“Bir cihazla yılda en fazla 500 hastayı tedavi edebilirsiniz. Yıllık 150 bin hastaya tedavi verebilmeniz için de 250 cihaza sahip olmanız gerekir. Türkiye’de devletin elinde 110, özel sektörde ise kanser tedavisinde kullanılan 70 cihaz bulunuyor. Devlette kullanılan cihazlara baktığımızda sık sık arızalandığını, bu nedenle tam verimle kullanılamadığını, hasta yükünün arttığını, teknolojinin yenilenemediğini görmekteyiz. Teknolojinin yenilenememesi tedavi kalitesini de olumsuz yönde etkiliyor. Özel sektör bu anlamda yüksek teknolojiye yatırım yapabiliyor. Bu da Türkiye’de verilen kanser tedavisine olumlu katkılar yapıyor. ”

Acıbadem’in Beş Hastanesinde Kanser Tedavisi Yapılıyor

Acıbadem Sağlık Grubu, Kozyatağı Hastanesi’nde tek merkezde kanser yatırımı yapmıştı. Ancak 2008 yılında Bursa’da Radyoterapi Merkezi kuruldu. Ardından grubun yeni açılan hastaneleri Maslak, Adana ve Kayseri hastanelerinde de radyoterapi merkezleri oluşturuldu. Acıbadem’in kanser tedavi sisteminin en önemli ayrıcalığının beş hastanede de aynı teknolojideki cihazların bulunmasının olduğuna dikkati çeken Prof. Enis Özyar, şunları söyledi:

“Tamamında aynı marka cihazlar var, tüm merkezler birbirini görüyor. Böylece hangi merkezde hangi hastaya neler yapıldığını hekimler biliyor ve birbirlerine hastalarıyla ilgili fikir danışabiliyorlar. Bu da hastaların hastane hastane dolaşmasını önlüyor. Birden fazla hekim aynı hastanın tedavisini izlemiş oluyor. Bu neyi getiriyor, merkezlerde istihdam edilen fizik mühendisi sayısı azalıyor, tedavi standardizasyonu artıyor. Bu cihazların hepsi ileri teknoloji ürünü, başka hiçbir merkezde olmayan cihazlar var. Şu anda tüm merkezlerimizde (Maslak, Kozyatağı, Bursa, Adana ve Kayseri hastaneleri radyoterapi merkezleri) IMRT tedavisi yapılabiliyor.”

Klasik Radyoterapi 6 Saat, IMRT 30 Dakika Sürüyor

IMRT: Yoğunluk ayarlı radyoterapi IMRT, 2000′li yılların başında ABD’de bazı araştırma amaçlı merkezlerde kullanılmaya başladı. Çeşitli bilimsel araştırmalarla hastaya daha az zarar verdiği gösterilmeye başlandı. ABD’de tüm radyoterapi merkezlerinin yüzde 90’ı bu IMRT tedavisini yapabilecek kapasitede bulunuyor. Türkiye’de bugün bakınca IMRT yapan merkezlerin oranı yüzde 5-10 oranında. Bunların da tamamı özel merkezler. Devlette henüz yapılamıyor.

Normal radyoterapinin hazırlığı ve tedavi yaklaşık 6 saat sürerken, IMRT’de 30 dakika sürüyor. Bir hastaya 6 saat yerine 30 dakikaya harcanınca, 12 hastalık iş gücünü bir hasta işgal ediyor. IMRT birçok tümörde başarıyı yüzde 10-15 artırıyor, ciddi yan etkiler görmüyoruz. Radyoterapi hastalarının yüzde 25’i IMRT için uygun, ama Türkiye’de hastalar bundan yararlanamıyor, çoğunu devlet tedavi ediyor. Türkiye’de 2005 yılından beri IMRT satın alan dört üniversite var. Ege, İstanbul Tıp, Dokuz Eylül ve Hacettepe. Hacettepe’de 2001’de alımı yapılmış, cihazlar 2007’de getirilmiş ancak kurulamamış. Organizasyon yetersizliği var.

ABD’ye Gitmeden de Kanser Tedavisi Olunur

Acıbadem kanser tedavi merkezlerindeki yüksek teknoloji ürünü cihazlardan biri de IGRT sistemi. Bu sistem görüntü kılavuzluğunda radyoterapi yapılmasını sağlıyor. Akciğer filmi çekilen cihaz makinenin üzerine konuluyor ve bilgisayar teknolojisi ile hızlı şekilde görüntü alınabiliyor. Sistem görüntüleri üst üste bindirip hata payı var mı yok mu gösteriyor. Düğmeye basıp hastayı gerçek merkezine getirip ışınlıyorsunuz. İki robotik kol yardımıyla görüntü alınıyor, ön arka, yan olmak üzere. İki robotik kol, 360 derece hastanın etrafında dönüp tomografi görüntüsü de alabiliyor, 3 boyutlu olarak tedavi alanı görülebiliyor.

Brakiterapi cihazı ile radyasyon vücut içi boşluklarına veriliyor. Bu da Kozyatağı, Maslak, Adana, Kayseri hastanelerinde var.

Gamma Knife ise, Acıbadem Kozyatağı Hastanesi’nde, beyin içi noktasal ışınlamada kullanılıyor.

Rapidarc, çok yeni bir teknoloji. 20-30 dakika süren IMRT’yi 1-2 dakikaya indiriyor. Hasta tedavi masasında uzun süre hareketsiz yatmıyor. Kanserli hastalar, ağrıları var, öksürüyorlar, nefes sıkıntıları var, hareket etme ihtiyacı duyabiliyorlar. Cihaz bu özelliğiyle hastalara konfor sağlıyor. Ekonomik açıdan önemli bir cihaz. Çünkü diğer cihazlara 30 hasta alınırken buna 60 hasta alınıyor. Rapidarc cihazı sayesinde, hastaya verilen doz üçte bir oranında düşürülüyor, bu da önemli bir avantaj. Çocuk hastalarda çok başarılı bir şekilde kullanılıyor. Radyasyona bağlı ikincil kanserlerin oranının azalacağı tahmin ediliyor. 2008 de ilk kullanıldı, Avrupa’da Kopenhag, Amsterdam, Bern’de olumlu sonuçlar yayınlandı. Uluslararası kongrelerde, sonuçların etkili ve yeterli olduğu gösterildi, standart tedavi haline geldi. Bu üç merkezin dışında dördüncü cihaz Türkiye’de Acıbadem Maslak Hastanesi’nde hizmet veriyor.

KAFANIZDAKİ SAATLİ BOMBAYA DİKKAT!

15 October 2009 Yazan admin  
Kategori Sağlık Haberleri

Memorial Hastanesi Nöroşirurji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Yaşar Kaynar, “Anevrizma ve tedavisi” hakkında bilgi verdi.

Halk arasında “baloncuk” ismi verilen anevrizmalar, arterlerin (atardamarların yani temiz kan taşıyan damarların) duvarlarındaki bozulma sonucu ortaya çıkan, damarın genel yapısına göre daha zayıf bölümlerinin genişlemelerdir. Damar içi basıncın (tansiyon) artmasıyla beraber, her kalp atışında damar yapısının zayıf olduğu bu noktalar büyüyerek bir baloncuk halini alırlar. İşte bu baloncuğun duvar yapısı çok ince olduğu için; bazen kendiliğinden, bazen de öksürme, ıkınma, cinsel aktivasyon esnasında bu baloncuk patlar. Buna “anevrizma kanaması” adı verilir.

Anevrizma her yaşta görülebilir

Genelde damar içi plak oluşumu ve yüksek tansiyona bağlı olarak dalar yapısında bozulmalar meydana gelmektedir. Bunun yanında; doğumsal damar bozuklukları, travmalar ve enfeksiyon, diğer nedenler arasında sayılabilir.

Anevrizma en fazla 40-60 yaş aralığında rastlanmaktadır ancak her yaşın hastalığıdır.

Genel risk faktörleri arasında hipertansiyon, sigara, alkol ve uyuşturucu madde kullanımını sayılabilir. sayabiliriz.

Anevrizma Kanamasını Nasıl Tanıyabiliriz?

Anevrizma kanamaları en çok “subaraknoid kanama” diye adlandırılan beyin ve onu saran çok ince zarın (araknoid) arasında bulunan kanamalar şeklinde görülür.

Baş ağrısını önemseyin

-En önemli ve değişmez bulgu baş ağrısıdır. Hastalar ani başlayan ve hayatları boyunca daha şiddetlisini yaşamadıklarını söyledikleri bir baş ağrısı tarifler.

-Ani şuur kayıpları, bayılma

-Kusma

-Kimi hastada şuur bulanıklığından bilinç kaybına kadar değişen şuur bozukluğu

-Kanamanın 6-24 saatine kadar ortaya çıkan ense sertliği

Anevrizmanın saptanması için mutlaka bir takım tanı yöntemleri var ile desteklenmesi gerekir. Bu tetkikler hastanın muayene bulgularına göre yapılır.

-Kranial bilgisayarlı tomografi: Subaraknoid kanamanın tespiti için gerekli ilk tanı yöntemidir.

-Lomber ponksiyon: Eğer klinik bulgular ciddi anlamda kanama düşündürüyor ve ancak tomografide kanama saptanmadı ise hastanın belinden alınan beyin omurilik sıvısında kan tespit edilmeye çalışılır.

-Tomografide ya da alınan beyin omurilik sıvısında subaraknoid kanama görüldü ise anjiografi veya CT anjiyo yapılarak damar yapıları incelenir ve anevrizma varsa tespit edilir.

Tedavide en önemli şart sabır ve disiplindir

Hastada kanamış anevrizma tespit edildi ise anevrizmanın yeri ve boyutuna göre bir takım tedavi tekniklerine başvurulur.

-Cerrahi tedavi: Tespit edilmiş anevrizmalar için halen dünyada en çok kullanılan ve en kesin yöntemdir. Anevrizmanın damardan çıktığı boyun bölgesine konulan “anevrizma klip”i ile anevrizmaya giden kan akımının kesilmesidir.

-Endovasküler (damar içi ) tedavi: Anevrizmanın içine damar içinden ulaşarak doldurulan “sert koil” denilen bir madde ile anevrizma içi akımın kapatılması işlemidir.

Tedavi şekli ne olursa olsun anevrizmalar ilk tanı konulduğu andan tedavinin bitiş anına kadar disiplinli ve sabırlı olmayı gerektiren riskli yapılardır.

Evde sigara içen anne babalar dikkat: Sizin yüzünüzden çocuklarınız da günde 5 sigara içiyor!

15 October 2009 Yazan admin  
Kategori Sağlık Haberleri

19 Temmuz’da yürürlüğe giren yasa, toplu alanlarda sigara içilmesini engelliyor. Toplum sağlığı adına son derece olumlu bir adım niteliği taşıyan bu uygulama işyeri ve lokanta gibi mekânları duman altı olmaktan kurtarırken, ne yazık ki evlerdeki risk devam ediyor. Pasif içiciliğin yol açtığı tehditleri ortaya koymak üzere gerçekleştirilen araştırmalar ise evlerinde sigara içilen çocukların günde 5 sigara içmiş kadar olduklarını gösteriyor. Uzmanlar, çocukları evlerinde tehdit eden pasif içicilik riskinin astım, kronik amfizem ve bronşit gibi hastalıkları kapsayan kronik obstrüktif akciğer hastalıklarına yol açtığını belirtiyorlar.

19 Temmuz tarihinde başlatılan “% 100 Dumansız Hava Sahası” uygulaması, ülkemizde her gün 200 ila 250 kişiyi ölüme sürükleyen sigara ile mücadelede büyük bir önem taşıyor. Başlama yaşının 12’ye düştüğü sigara, yeni uygulama ile toplum sağlığını tehdit eden bir unsur olmaktan uzaklaşıyor. İşyeri ve lokanta gibi topluma açık yerleri duman altı olmaktan kurtaran bu uygulama ile sigaranın neden olduğu solunum yolu rahatsızlıkları ile kanser, alerji ve benzeri hastalıklara yakalanma riski de azalıyor.

Dumansız işyerlerinin personel sağlığına çarpıcı etkileri

Kapalı ve yarı açık alanlardaki sigara yasağının olumlu etkileri yapılan araştırmalar ile de ortaya konuyor. Örneğin dumansız işyerlerinde çalışan kişilerin akciğer fonksiyonlarında, sigara yasağını takip eden altı aylık süre zarfında olumlu etkiler gözlemleniyor. Sigara dumanına bir saat gibi kısa bir süreliğine bile olsa maruz kalan kişilerin ise akciğer fonksiyonlarında ise önemli bir azalma yaşanıyor.

Araştırmalar ayrıca, sigara içilmeyen barlarda çalışan personelin, sigara içilenlerde çalışan personele kıyasla daha sağlam akciğerlere sahip olduklarını da gösteriyor. Yine bu konuda yapılan bir araştırmada, bazı ofislerde sigara içilmesinin yasaklanmasıyla birlikte personelin, öksürük, hırıltı ve nefes darlığı gibi solunum şikâyetlerinde belirgin düzelmeler görüldüğü belirtiliyor.

Okul çağındaki gençlerin yüzde 82’si evde sigara dumanına maruz kalıyor!

Sigara yasağının yürürlüğe girmesiyle birlikte sigara içiminin evlere taşındığı varsayılıyor. Bir başka deyişle evlerdeki pasif içicilik tehdidi halen varlığını sürdürüyor ve bu tehdit en çok da çocukları etkiliyor. Uzmanlar, evinde sigara içilen çocukların günde 5 sigara içmiş kadar olduklarını belirtiyorlar.

Rakamlar, yeni neslin karşı karşıya bulunduğu pasif içicilik tehdidinin ne denli büyük olduğunu da göz önüne seriyor. Araştırmalara göre okul çağındaki gençlerin yüzde 82’si evlerinde sigara dumanına maruz kalırken, Türkiye’deki annelerin yüzde 86’sı da çocuklarının yanında sigara içiyor.

Çocuklarımızın sağlığını tehdit eden pasif içicilik astım, kronik amfizem ve bronşit gibi hastalıkları kapsayan ‘kronik obstrüktif akciğer hastalıklarına, alerjik reaksiyonlara, orta kulak iltihabına, akciğer fonksiyonlarında azalmaya, öksürük, nefes darlığı ve hırıltıya, obezite riskinde iki kat artışa ve ilerleyen yıllarda kardiyovasküler hastalıklara yol açıyor. Dizel motorlu bir aracın yarattığı hava kirliliğinden 10 kat daha fazla hava kirliliği yaratan sigara dumanının kalp hastalıklarını yüzde 20 ila 70 arasında artırdığı da biliniyor. Sigara, ani bebek ölümü riskini de 2,5 kat artırıyor. Kocası sigara içen kadınların akciğer kanserinden ölme riski de yine 2-3 kat daha fazla oluyor.

Novartis Tüketici Sağlığı Bölümü Medikal Müdürü Dr. Murat Özdoğan, konuyla ilgili şunları söylüyor: “Sigara dumanı olan bir alanda 1 saat bile kalmak akciğer fonksiyonlarında hızlı bir azalmaya neden oluyor. Bu dönemde bağışıklık sistemi de büyük ölçüde gücünü kaybediyor. Sigara dumanına uzun süre maruz kalmak ise ileride hayatı tehdit edecek kronik tıkayıcı akciğer hastalıklarına zemin hazırlıyor. Elde ettiğimiz veriler, sigara dumanına maruz kalan çocuk ve erişkinlerde astım hastalığı oranının çok daha yüksek olduğuna işaret ediyor. Kamuya açık alanlarda sigara içilmesinin yasaklanması bu düşmanı evlere, dolayısıyla aile fertlerinin arasına taşımamalı. Hiç tanımadığımız insanların dumansız hava sahasına saygı gösterirken ailemizi sigara dumanına maruz bırakmamalı ve sigaradan mümkün olan en çabuk şekilde uzaklaşmalıyız. Bunun için de sağlık uzmanlarından yoğun destek alarak sigaradan kurtulmanın en sağlıklı yollarını bulmak, uygulamak ve bu konuda çevremizden de destek almak durumundayız.”

Bu gidişe dur demek elinizde!

Pasif içiciliğe son verecek en etkili yöntemin ise kapalı alanlarda sigara içilmemesi olduğu biliniyor. Bununla birlikte günümüzde, sigarayı bırakmaya karar veren kişilere yardımcı olacak birçok yöntem ve tedavi de bulunuyor. Bunlardan biri olan nikotin replasman tedavisi ise, kendi kendine sigarayı bırakmaya çalışan kişilerin elde ettikleri başarı oranını ikiye katlıyor.

Nikotin replasman ürünleri bedene belli oranlarda nikotin salarak rahatlama sağlıyor, böylece sigarasız yaşama alışmaya çalışırken nikotin eksikliğinin yol açabileceği semptomlar ortadan kaldırılmış oluyor. Uzmanlar, nikotin replasman ürünleri kullanılırken asla sigara içmeye devam edilmemesi yönünde de uyarıda bulunuyor.

Nikotin replasman tedavisi ve bu kapsamda kullanılan ürünler hakkında gerekli bilgi ve yönlendirme doktor ve eczanelerden alınabiliyor.

* Bu yazıda yer alan rakamsal veriler Novartis, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Türk Toraks Derneği, Kaliforniya Üniversitesi (Amerika), Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Tobaccofreekids tarafından gerçekleştirilen farklı araştırmalardan derlenmiştir.

Spor içecekler diş erozyonuna neden oluyor

15 October 2009 Yazan admin  
Kategori Sağlık Haberleri

Spor yaparken spor içeceklerini tüketmek birçoğumuzun alışkanlığıdır. Bu tür içecekler spor yaparken bize gereken enerjiyi vermelerine rağmen ağızdaki asit miktarını arttırarak dişlerde erozyona ve hassasiyet oluşmasına neden olabilmektedir.

Son zamanlar da yapılan araştırmalara göre spor içeceklerin uzun süre tüketilmesinin diş minelerinde erozyon meydana gelmesine neden olabileceğini söyleyen Diş Hekimi Mehmet Zahid Kazandı bu nedenle dişler de aşırı hassasiyet görülebileceğini belirtiyor. “Asit erozyonunun ilk belirtileri arasında diş hassasiyeti durumu olarak da bilinen, sıcak soğuk içecek ve yiyecek tüketirken diş ağrısının hissedilmesi sayılabilir. Asit diş minesini aşındırmaya başlayınca dişlerin yüzeyi yuvarlanmış, parlak, cilalı ve hafifçe sararmış bir görünüme bürünüyor. Sonraki aşamalarda, dişlerde sarı lekeler, şeffaflık, aşırı hassasiyet, diş uçlarında çatlaklar ve diş yüzeyinde de küçük çukurlar görülebilir. “Bunun yanında asitli spor içecek tükettikten sonra dişlerin hemen fırçalanmasının da dişlere daha fazla zarar verdiğini ekleyen diş hekimi Mehmet Zahid Kazandı “ asitli içeceklerden sonra hemen dişleri fırçalamak dişlerimizin yüzeyini asitle fırçalamak gibidir. Bu nedenle asitli içecekler tükettikten yarım saat sonra dişlerinizi fırçalamnız en iyisidir” diyor.

Pipet kullanmayı ihmal etmeyin;

Genel olarak asitli içeceklerin dişlerde erozyona neden olduğu bilienmektedir. Bunun engellemenin ise çok kolay bir yolu var. Pipet kullanmak… dişlerimizde çürük, hassasiyet hatta dşi kayıplarına bile neden olabilecek asit erozyonunu engellemek için pipet kullanımının yeterli olduğunu belirten Kazandı bu sayede dişlerimizi koruyup, dilediğimiz asitli içeceği tüketebileceğimizi belirtiyor.

Sonraki yazılar »