Sperm Kanallarının Bağlanması

31 December 2009 Yazan admin  
Kategori Cinsel Sağlık

Bir süre sonra evleneceğim. Evlendikten sonra da uzun bir süre çocuk yapmayı düşünmüyoruz. Daha önce sizin bir yazınızı okumuştum. Erkeklerde sperm kanallarının bağlanması ile ilgiliydi. Bu yöntem uygulandığında geri dönüş mümkün müdür? Koruma oranı nedir?

Vazektomi yani sperm kanallarının bağlanarak doğum kontrolü yöntemi sadece yeteri kadar çocuk sayısına ulaşmış çiftler için uygundur, İlk 5 senede mikrocerrahi ile çok yüksek oranda başarı sağlayan düzeltme ameliyatı yapılabilse de bu makul ve mantıklı bir yaklaşım değildir. Diğer doğum kontrol yöntemlerinden birini tercih etmek sizin durumunuz için daha uygun olacaktır.

Aktınomikoz

31 December 2009 Yazan admin  
Kategori Ağız Sağlığı

Aktınomikoz

Normalde ağzımızda bulunabilen ve anaerob denilen yani havasız yaşayabilen bir mantarın yaptığı hastalığa aktınomikoz adı verilmektedir.Hastalık, çenede hafif ağrılı sert bir şişlikle başlar, sonra yumuşayarak bir kaç yerden açılır. Akıntıda, sarı tanecikler içinde mantarın iplik şeklindeki filamanları görülür.Tedavi edilmezse, akciğerlere, karında apandiks’e yayılabilir. Tedavide, damar yoluyla günde 12 milyon penisilin uygulanmaktadır.

Zeka Köşesi

28 December 2009 Yazan admin  
Kategori Zeka Soruları

Bir adada 3 kişi vardır biri sağır biri dilsiz biri kördür sağır ölür dilsiz köre bunu nasıl anlatır ?

______________________
Yorum yazarken; Lütfen yorumlarınız Türkçe yazım ve imla kurallarına uygun olsun.Bu hatırlatmaya rağmen, özensizce yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Anlayışınız için teşekkürler.

Dişlere bahar temizliği

27 December 2009 Yazan admin  
Kategori Ağız Sağlığı

Havaların giderek ısınmasıyla beraber bahar kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladı. Kışın soğuk ve güneşsiz hali yavaşça yerini yazın sıcak ve sevimli yüzüne bırakırken ısınan havalar yaz hazırlıklarını hızlandırdı. Yaza daha formda daha zinde girmek isteyenler birer birer kendilerine çeki düzen vermeye başladılar. Kışın yediklerimizin de etkisiyle yeterince dikkat etmediğimiz ağız ve diş sağlığımıza özen göstermenin tam zamanı olduğunu belirten Diş Hekimi Mehmet Zahid Kazandı yaza güzel dişlerle girmek için önerilerde bulunuyor.

Diş taşlarına elveda deyin
Diş hekimlerinin kalkülüs olarak adlandırdığı diş taşları, tükürüğünüzdeki mineraller ve dişlerde oluşan bakteri plakları tarafından meydana gelirler. Düzenli olarak temizlenmeyen diş taşları görsel olarak kötü bir görünümün yanı sıra diş eti iltihabı ve periodontit gibi diş eti hastalıklarına da neden olurlar.

Diş taşlarını önlemek için ise yapılması gerekenlerin oldukça basit olduğunu belirten Diş Hekimi Mehmet Zahid Kazandı bunun kısaca düzenli ağız bakımı dediğimiz günde iki defa dişleri fırçalama ve diş ipi kullanımı olduğunu beliritiyor. Bunun yanında düzenli olarak diş hekiminin yapacağı diş taşı temizliğinde ise diş fırçasıyla bireylerin temizleyemediği yerlerin temizlendiğini, hem görsel olarak sigara, kahve ve çay gibi dişlerde lekelere neden olan besinlerin lekelerini temizleyip daha temiz ve güzel bir görünüm oluşmasına olanak sağlarken aynı zaman da diş eti hastalıklarının oluşumunu da engeller.

Daha beyaz dişler
Dişlerdeki çeşitli nedenlerden dolayı meydana gelen renkleşme bir çoğumuzun sorunudur. Ayna ya baktığımız zaman daha sağlıklı daha beyaz dişlerle gülümsemek ise sanıldığı kadar zor değil. Diş beyazlatma denilen işlemle çok kolay ve ağrısız bir şekilde dişlerin 6-8 tonda açılabildiğini belirten Diş Hekimi Mehmet Zahid Kazandı bize diş beyazlatma hakkında bilgi verdi;
“Son yıllarda hem avrupa ve amerika da hem de ülkemizde oldukça rağbet edilen bir tedavi ve estetik yöntemi olan diş beyazlatma işlemi ev veya ofis tipi olmak üzere iki farklı şekilde yapılmaktadır. Diş beyazlatma işlemi uygulanmadan önce ağız ve dişler çok ciddi bakımdan geçerler. Diş taşları, dişlerdeki plaklar, lekeler ve kısmi diş eti tedavisi yapılır. Bu beyazlatmadan en iyi sonucu almanın ilk adımıdır. Daha sonra kişinin tercihine göre ev veya ofis beyazlatma yöntemlerinden birini seçerek beyazlatma işlemi gerçekleşir. “

İki çeşit diş beyazlatma yöntemi vardır
Ev Tipi Diş Beyazlatma yöntemi; Diş hekiminizin verdiği talimatlara göre ağzınızın ölçülerine uygun olarak hazırladığı şeffaf plağı ve özel bir beyazlatma jeliyle beraber siz uygularsınız. Diş hekiminizin verdiği şeffaf plağın içine koyacağınız özel ağartma jelini günde birkaç saat dişlerin üzerine takmanız dişlerinizin beyazlaması için yeterlidir.

Ofis Tipi Diş Beyazlatma yöntemi; Bu diş beyazlatma işlemi bir diş hekimi gözetimin de bir diş kliniğinde gerçekleştirilmelidir. Ofis tipi diş beyazlatma yönteminde kullanılan maddenin daha etken olmasından dolayı dişler de ev tipine göre daha kısa süre de istenilen beyazlığı elde etmek mümkündür.

Dürtü kontrol bozukluklarından biri

27 December 2009 Yazan admin  
Kategori Ruhsal Sağlık

Kleptomani
Bu bozuklukta kişi çalma isteğine karşı koyamaz ve gittiği yerlerden sürekli bir şeyler çalar. Kimi zaman çaldığı eşyadan vazgeçerek sezdirmeden geri götürebilir veya objeyi gizleyebilir.

Kleptomanide kişinin çaldığı objeler genellikle değerli şeyler değildir. Kişi bunları ihtiyacı olduğundan değil, sadece çalmak için çalar. Çoğu kişinin çaldığı nesneyi satm alabilecek kadar parası da vardır. Fakat yine de böyle bir anormallik içine girer. Bu kişiler çalma eylemini önceden planlamazlar ve eylem sırasında başkalarından yardım almazlar. Kendilerince yakalanma riski olmadığını düşündükleri bir anda yaparlar. Çalma nedenleri öfke ve intikam duygusu ile bağlantılı değildir.

Aslında vicdanı gelişmiş, mantık örgüsü oturmuş, dengeli, akıllı, ruhen sağlıklı bir insan çalmanın ahlaken, dinen ve mantıken yanlış olduğunu hemen anlar. Kendisini bu şekilde küçük düşürmez. Böyle bir şeyi aklından dahi geçirmez. Fakat doğruları yanlışları oturmamış, vicdan mekanizması gelişmemiş, kendi üzerinde denetim sağlayamamış, öz güveni olmayan bir insanın bunları yapması beklenir. Şayet ruh sağlığının önemi kavranırsa ve sağlıklı bir ruha, dengeli bir akla özenilirse zaten bu tip problemlere zemin hazırlanmamış olacak, bu tür rahatsızlıklara yol açan etmenler ortadan kalkacaktır.

Psikolojik kaynaklı bedensel hastalıklar (psikosomatik hastalıklar)

27 December 2009 Yazan admin  
Kategori Ruhsal Sağlık

Sağlık denilince akla fiziksel ve ruhsal yönden bir bütün akla gelir. Yani ruh sağlığını genel sağlıktan ayırmak mümkün değildir. Çünkü insanın fiziksel ve ruhsal durumu arasında büyük bir etkileşim vardır. Ruhsal durumdaki değişmeler, dalgalanmalar ve sarsıntılar bedeni etkilediği gibi bedendeki değişiklikler de ruhu ve beyni etkilemektedir. Nitekim fiziksel hastalıkların ortaya çıkışında insan psikolojisinin etkisi büyük olabilmektedir.

Psikosomatik hastalıklar, insanların yaşamlarındaki ve iç dünyalarındaki düşünsel ve duygusal çatışmaların dışarıya bedensel belirtiler, fiziksel hastalıklar ve şikayetler olarak yansımasıdır. Psikosomatik hastalıklar, ruhla beden arasındaki etkileşimin önemli bir göstergesidir. İstatistiklere göre dünya genelinde yapılmış tarama ve araştırmalar, çeşitli dallardan hekimlere, özellikle de dahiliye uzmanlarına ve acil servislere başvuran hastaların %68′inin psikosomatik hasta olduklarına işaret ediyor.

Stresin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkisi bugün herkesçe bilinmektedir. Nitekim moralleri bozulduğunda insanların çalışma verimleri azalmakta, huzurları bozulmakta ve beraberinde birtakım fiziksel rahatsızlıkları başlayabilmektedir. Yani ruhsal yönden yaşadıkları bedenlerine, organlarına, hücrelerine yansımaktadır. Bu şekilde, ortaya çıkmasında ya da gelişmesinde ruhsal ve psiko-sosyal etkenlerin rol oynadığı kabul edilen bazı bedensel hastalıklara psikosomatik hastalıklar denilir. Stresin yol açtığı rahatsızlıkların başında genelde kalp atışının ve kan basıncının yükselmesi, kandaki yağ ve şeker oranının artması, kanın pıhtılaşma oranının artması, kanda alyuvarların artması, kas kasılmalarının artması, göz bebeklerinin büyümesi, sindirim sistemi problemleri sayılmaktadır. Organizma stresle başa çıkamadığında strese karşı mağlup olmuş olur. Bu da psikosomatik hastalıklara yol açar. Stresin yol açtığı psikosomatik hastalıkların başlıcaları şunlardır: Alerji, ülser, yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları, nefrit, şeker hastalığı, kanser, egzama ve sedef gibi deri hastalıkları, sinirsel ve zihinsel hastalıklar… Ruhsal gerginliğin sonucu olarak vücudun fiziksel anlamda direnci kırılır, beden güçten düşer. Bağışıklık sistemi çöker ve birbiri arkasına hastalıklara yakalanılır veya mevcut bir hastalığın iyileşmesi gecikir. Hastalıkların yanı sıra hüzün ve karamsarlık sonucu ruhen yaşanan huzursuzluklar, gerilimler, üzüntüler doğal olarak insanın dış görünümüne de yansır. Saç dökülmesi, ağarması, matlaşması, cildin neminin çekilerek kuruması, kalınlaşması, esnekliğini kaybederek kırışması, çatlaması, bunun sonucunda dışarıdan her türlü enfeksiyona açık hale gelmesi, hücrelerin yenilenmesi geciktiği için cilt bozukluklarının kalıcı bir görünüm alması, rengin soluklaşarak yüzün sararması, gözlerin matlaşması gibi daha pek çok olumsuz değişiklik de beraberinde yaşanır. Bu tarz kişilerde erken yaşta çökme görülür. Vücutları senelerce, günün her anında süren bu gerilimi, duygusal fırtınaları, ruhi dalgalanmaları kaldıramaz. Bunun sonucu olarak şiddetli yaşlılık alametleri ve kalıcı fiziksel tahribatlar oluşur. Nitekim neşeli, rahat ve huzurlu olan kimselerin gerilimli, stresli, bunalımlı, ağlamaya yatkın kişilere göre daha uzun yaşadıkları, daha sağlıklı oldukları da pek çok bilimsel araştırmayla doğrulanmış bir gerçektir.

Stresi yiyerek yenebilirsiniz

27 December 2009 Yazan admin  
Kategori Ruhsal Sağlık

Çikolata yerine meyveyi tercih edin. Kalsiyumun yanı sıra kepek, çavdar, baklagiller gibi magnezyum içeren yiyeceklere ağırlık verin.

Stresin önüne geçmek için yanlış alışkanlıkların değiştirilmesi gerektiğini belirtilerek, çikolata yerine meyve tüketilmesi önerildi. Bu konuda yayınlanan bilimsel bir yazıda, besleyici madde eksikliğinin ve çok miktarda kafeinle şekerin sinirleri iyice bozduğu ifade edilerek, bunun da vücudun savunma sistemini ve direncini zayıflattığı kaydedildi. “Doğru beslenme, stresli za­manların üstesinden gelmenin en güzel yoludur” denilen yazıda şu görüşlere yer verildi: Bunun için yanlış alışkanlıklardan vazgeçilmesi gerekmektedir. Sabahları vücudun enerji deposu yoktur. İnsanlar yataktan kalkınca biraz hassas, alıngan, sinirli ve dikkatsiz olurlar. Bu yüzden sabahları çok iyi kahvaltı yapılmalıdır:”

Fazla kahve tüketiminin, kalp çarpıntısına ve huzursuzluğa, daha sonraları da uykusuzluğa, yol açtığına dikkat çekilen yazıda, aşırı kahve tüketiminin hassas insanlarda korkuya ve endişeye neden olduğu, bunun için de günlük kahve tüketiminin azaltılması gerektiği vurgulandı.

Altın öneriler
Strese karşı çikolata yerine meyve tüketilmesinin önerildiği yazıda, şunlar kaydedildi: “Çikolatanın aşırı alınması, kan şekerini alt üst eder. Şeker miktarı önce artar, daha sonra hemen düşer. Sonuçta yorgunluk ve tatlılara karşı istek ortaya çıkar. Buna karşılık meyve daha yavaş enerjiye dönüşür ve kan şekerinin dengesi bozulmaz. Fazla miktardaki ve yağlı içeceklerden, uyku ilacı etkisi yaptığı ve bağışıklık sistemini zayıflattığı için uzak durulmalıdır. Fazla alkol, gün boyunca baş ağrısı yanında, dikkatsiz ve unutkanlık yapar.”

Anti-stres maddeler
Stresten, korunmak için anti -stres maddeler olan kalsiyumun yanı sıra kepek, çavdar, baklagiller ve ayçiçeği gibi magnezyum içeren yiyeceklere ağırlık verilmesi gerektiği vurgulanarak “Beynin kapasitesi için bol meyve ve sebze yenilmeli. Düzenli meyve ve sebze tüketimi, beyin kapasitesinin azalmasını önlemektedir”

GDO hakkında bilmeniz gereken herşey

27 December 2009 Yazan admin  
Kategori Sağlık Haberleri

GDO nedir, ne kadar zararlıdır?
TÜRK insanı genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) nedeniyle sağlığından mı
olacak yoksa bu teknoloji refah ve avantaj mı sağlayacak? 26 Ekim’de yürürlüğe giren gıda ve yem amaçlı GDO’lu ürünlerin ithalatı, işlenmesi, ihracatı, kontrol ve denetimine dair yönetmelik, bu soruların yanında tartışmaları da beraberinde getirdi ve Türkiye’de gündemin zirvesine yerleşti. Daha önce, gerekli denetim olmadığı için ülkeye girişi yasak olan ürünleri tartışan Türkiye, artık genetiği değiştirilmiş
gıdalarla resmi olarak tanışıyor. Bu şu demek: Akrep geni taşıyan pamuk, tavuk genli patates ve balık genli domates hayal ürünü değil, gerçek. Türkiye’de biyogüvenlik yasası olmamasından denetim mekanizmasına ilişkin şüphelere kadar birçok itirazın yapıldığı konuda en merak edilen şey, bu ürünlerin insan
sağlığına olan etkileri. Acaba bu ürünler birçoklarının iddia ettiği gibi gerçek bir tehlike mi yoksa açlığa ve yoksulluğa çare mi? İşte tüm boyutlarıyla GDO dosyası…

Ceyda ERENOĞLU / GAZETE HABERTÜRK

GDO NEDİR?
DOĞADA kendi başına gerçekleşmeyen, sadece laboratuvar ortamında genetik
değişiklik sonucu üretilen organizmalara “Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO)”
denir. Örneğin, mısıra bir bakteriden alınan genin yerleştirilmesi ancak laboratuvar ortamında ve insan eliyle gerçekleşir.

‘3 KUŞAK SONRA KISIRLIK BAŞLAR’
İstanbul Üniv. İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kenan Demirkol:
Prof. Dr. Kenan Demirkol, Türkiye’nin hâlâ bir biyogüvenlik yasası bulunmadığını ve bu yasa olmadığı için ithal edilen bir gıdanın içeriğini incelemenin mümkün olmadığını söylüyor. “Bir doktor olarak ithal edilen gıdada zehir olduğunu düşünür ve varlığını kanıtlayıp açıklarsam, markaya zarar vermekten dava edilirimancak ürünü üreten firmaya hiçbir şey olmaz” diyen Demirkol, GDO’lu ürünlerin alerji riskini artırmanın yanında insan ve hayvanlarda antibiyotiklere karşı direnç oluşumuna da neden olduğunu belirtiyor. Demirkol, yapılan deneylerin en geç üçüncü nesilden itibaren kısırlık görülebileceği sonucunu ortaya çıkardığını vurguluyor

‘AÇIKLAMALAR YETERLİ DEĞİL’
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Bölümü Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın:
Prof. Dr. Ahmet Aydın, hükümet yetkililerinin GDO tohumlarının bebekmamalarında olmayacağı açıklamasını yeterli bulmuyor ve “Madem bebeklere zararlı olduğunu biliyoruz, neden iki-üç yaşındaki çocuklara yediriyoruz?” sorusunu soruyor. Prof. Dr. Aydın’a göre toksinler ve diğer zararlımaddeler, körpe vücutları daha çok etkiliyor. Hamileler ve çocuk sahibi olabilecek genç erkekler de aynı riski taşıyor.

‘KANSER YAPMAZ’ DİYEMEYİZ
İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü’nden Uzman Dr. Yavuz Dizdar: GDO’lu ürünlerin insan sağlığı üzerindeki etkilerinin yeterince araştırılmadığını söyleyen Uzman Dr. Yavuz Dizdar, şu ana kadar bilinen zararlar arasında, ciddi alerjiler ile bir GDO türüne özgü olan ve ölümcül seyreden kas erimesi olduğunu hatırlattı. Dr. Dizdar’a göre, hiç karşılaşılmayan bir genin etkileri tahmin edilemez. Bu nedenle “GDO’lu ürünler, kanser ve Alzheimer gibi hastalıklara neden olmaz!” demek doğru değil. Dr. Dizdar’a göre tükettiğimiz gıdaların güvenli olup olmadığını bilmemiz binlerce yıldır tüketiyor olmamızın bir sonucu. Oysa GDO’lar son 10 yıldır tüketiliyor. Bu anlamda doğada var olmadıkları ve hiçbir güvenlik araştırması yapılmadığı için halkın bilinmeze itilmesine sessiz kalmamak gerekiyor.

‘GDO’YA HAYIR!’ demek için 5 neden
Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) ile ilgili olarak 30’u aşkın sivil toplum kuruluşunu barındıran “GDO’ya Hayır Platformu” kuruldu. Platform GDO’lu ürünlere 5 nedenden dolayı ‘Hayır’ diyor. GDO’nun insan sağlığı üzerine etkileri konusunda
bugüne kadar yapılan araştırmalar, kesin sonuçlara ulaşmamış. Bu nedenle yapılan araştırmalar yetersizdir. GDO’lu ürünler bebekler için yasak, anne babalar için serbesttir. Bu ürünler zararlı ise emziren ya da hamile kadınlar tarafından neden tüketilmekte; iddia edildiği gibi zararlı değilse bebeklere niçin yasaklanmaktadır? Hayvan denekleri üzerinde yapılan denemeler GDO’ların;
kan yapısını bozduğunu, bağışıklık sistemini çökerttiğini, sinir sistemini tahrip ettiğini, organlarda küçülme meydana getirdiğini ve sonraki nesillerde üreme yeteneğini bitirdiğini göstermektedir. GDO’lu ürünlerde antibiyotik direnç geni kullanılmakta ve bunun insan ve hayvan sağlığı açısından son derece zararlı olduğu bilinmektedir. GDO’lu yemlerle beslenen hayvanlar ve ürünler de GDO’lu
sayılmaktadır. Ancak ürünlerin etiketlenmesine ilişkin hiçbir madde yönetmelikte yer almamaktadır.

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ NE DİYOR?
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), günümüzde uluslararası pazarlarda satılan
GDO’lu ürünlerin risk değerlendirmelerinden geçtiğini ve insan sağlığına etki edecek herhangi bir zararın tespit edilmediğini söylüyor. Ancak genel gıda
hijyeni prensiplerine göre satış öncesi ve sonrasında risk değerlendirmesi ve sıkı
bir denetleme yapılması gerekiyor.

Dumansız hava dişleri koruyor

27 December 2009 Yazan admin  
Kategori Ağız Sağlığı

Bir taraftan sigara yasağının sınırları, kişileri ne kadar zorlayacağı konuşulurken diğer taraftan uzmanlar her geçen gün sigarasız bir yaşamın sağlığa olan katkılarını sıralamaktadırlar .

Başta kalp ve damar hastalıkları, akciğer kanseri gibi ciddi hastalıklara neden olan sigaranın, içerisinde bulundurduğu nikotin ile diş sağlığını da olumsuz yönde etkilediğini belirten Diş Hekimi Mehmet Zahid Kazandı sigara içen kişilerin diş ve diş etlerinde çeşitli hastalıklarının gözlenebildiğini kaydediyor.

“Sigara kullanmak ağız kanseri, dişeti çekilmesi, doku bozuklukları, kötü ağız kokusu, dişeti hastalığına yatkınlık, damakta kırmızı renkli iltihabı oluşumu, dişlerin üzerinde katran artıkları veya koyu kahverengi leke gibi birçok rahatsızlığa neden olmaktadır. Bunun yanında ağız kanseri riskini de arttırdığını belirten Diş Hekimi Mehmet Zahid Kazandı “ağız kanserinin özellikle son yıllarda çok yaygın bir şekilde görüldüğünü ve bu hastalığa yakalanmış kişilerin büyük bir çoğunun uzun yıllar sigara kullandığını belirtiyor ve sigara kullanımını bırakma ile bu hastalığa yakalanma riskini azaltabilirsiniz” diyor.
Estetiği de kaybettiriyor;

Sigara kullanmak diş kaybına ve gülüşünüzün etkisini kaybetmesine neden olur.

“ Sigara içerisindeki nikotin diş yüzeylerine çökerek bir tabaka oluşturur. Bu tabaka diş estetiğini bozduğu gibi ağızda bakteri oluşumunu hızlandırıp dişlerin çürüğe karşı direncini azaltır. Bunun yanı sıra ağzında diş çürüğü olan birinin sigara içmesi çürüğünün daha hızlı bir şekilde yayılmasına neden olur.”

İçmek kadar solumak da zararlı
Sigara içmek kadar dumanı soluyan kişilerin de dişlerinde büyük bir zarar oluşur. Yapılan birçok çalışma sigara içilen ortamlarda bulunan kişilerin sigara içmeseler bile, içen kişiler kadar sigaradan etkilendikleri ortaya koymuştur.Her yıl binlerce pasif içici sadece sigara dumanını soluduğu için çeşitli hastalıklara yakalanmaktadır ve hatta hayatlarını kaybetmektedirler.”
Dumansız hava sayesinde kişiler sigarayı bırakırlar mı bilinmez ama sigara içmeyenlerin dişlerinin rahat edeceği kesin.

Bebek bakımı ile ilgili bilgiler

27 December 2009 Yazan admin  
Kategori Çocuk Sağlığı

Hayatımızın en önemli varlıkları bebeklerimiz;
Yapacağınız doğru uygulamayla, bebeğinizi endişe duymadan yıkayabilir, hatta onun bundan zevk almasını sağlayabilirsiniz.

Özellikle sıcak yaz günlerinde bebeğinize sık sık yaptırmanız gereken banyoların kabus olmaktan çıkmasını istiyorsanız, önerilerimizi mutlaka okuyun.

Nelere dikkat edilmeli?
Suyun ısısını kendiniz ayarlayın. Bebeği yıkayacağınız ortamın yaklaşık 22-33 derece olmasına Özen gösterin. Bebeğinizi altını açıp, soyun. Gözlerindeki çapakları, burnunu, boynunu sıcak suya batırılmış bir havlu ya da pamuk ile sildikten sonra, yüzünü ve ensesini de temizleyin. Sonra kollarından kavrayarak küvet veya leğenin içine oturtun ve tutmaya devam ederek başını yıkayın. Poposunu ve genital organını sıcak suya batırılmış pamukla temizleyin.
Havlusuna yatırıp sardıktan sonra kurulayıp, altını bağlayın.

Sudan Korkuyorsa?
Eğer bebeğiniz sudan korkuyorsa, onu sakın zorlamayın. Suya alışıncaya kadar, onu sıcak suya batırılmış bir havlu ile temizleyin. Tabii bu önerimiz, minik bebekler için geçerli. Bebeğiniz biraz büyükse fazla zorlamadan, banyo faslına birkaç gün ara vererek alıştırın. Bu arada günlük temizliğini, sabunlanmış ve sıcak suya batırılmış bir sünger ile yapın. Banyo sırasında ise çok az su kullanarak yıkayın. Eğer hala korkusu sürüyorsa, oyunlar yaratın. Suyun içinde yüzen oyuncaklar işe yarayacaktır.

Gözleri yanmasın!
Bebeğin saçlarının yıkanması onunda hoşuna gidebilir, ancak gözlerine şampuan kaçmaması şartıyla. Ayrıca, bebeğinizin saçlarını yıpratmamak için iyi bir şampuan seçmelisiniz. Eğer bebeğiniz başının yıkanmasından hoşlanmıyorsa, bir süre ara verip, tekrar deneyin. Hala saçının yıkanmasından rahatsız oluyorsa, elleriyle yüzü nü örtmesini öğreterek, gözlerini şampuandan korumasını sağlayabilirsiniz.

Bebeğiniz bakımı için
Ellerini ve parmaklarını sık sık temizleyin. Çünkü tırnaklar ve parmaklar, mikropların yerleşmesi için ideal bir ortam oluştururlar.

Ayaklar
Bebeğiniz hareketlendiğinde ayakları hemen kirlenir ve çorabındaki iplikler parmak aralarına girer bu yüzden, ayak temizliğinde parmak aralarını sakın unutmayın.

Popo
Bebeği yıkarken poposunun da yeterince temizlendiğinden emin olun sık sık altını kirleten bebeğin en temiz tutulması gereken bölgelerinden biri de poposudur.

Ganital bölgeler
Önce ıslak bebek mendilleri ya da ıslatılmış bir pamukla bebeğin genital bölgelerini temizleyin. Erkek bebeklerde ise penisi hafifçe arkaya çekerek temizledikten sonra, testislerin arkasını iyice temizleyin.

Kulak ve kulak arkası
Kulakların dış kısımlarını temizlemek için pamuklu çubuk kullanın. Kulağın iç kısmını ise temizlemeye çalışmayın, zedeleyebilirsiniz. Kulağın içinde bulunan mumsu salgı, kendi kendine temizlenir. Kulak arkalarında kepeğimsi kabuklar oluşabilir. Bunları bebek yağı ile yumuşatıp ıslak pamukla temizleyebilirsiniz.

Sonraki yazılar »