SGK’lıya diş müjdesi

20 June 2010 Yazan zifiri  
Kategori Ağız Sağlığı

SGKlıya diş müjdesi

30, 45 ve 90 gün olan tedavi bekleme sürelerini iki katına çıkaran ve sevk için sağlık kurulu raporu şartı getiren genelgenin yürütmesi durduruldu. Devamını oku

Ağız kokusu nasıl önlenir?

18 June 2010 Yazan zifiri  
Kategori Ağız Sağlığı

Ağız kokusu pek çok kişide sık rastlanan bir durum. Sağlıklı kişilerde dahi özellikle sabah uyanıldığında çirkin bir koku bulunabildiğini belirten uzmanlar, anormal ağız kokusunun, sebep olduğu sosyal problemler yanında biyolojik problemlere de neden olabileceğini söylüyor. Devamını oku

Dişi bu vakitte fırçalamayın

02 June 2010 Yazan zifiri  
Kategori Ağız Sağlığı

Asit erezyonu diş sağlığının önündeki en büyük engel.Beslenme alışkanlıkları ve fırçalama bu erezyonu artırabiliyor.

21. yüzyıl yaşam tarzı, diş minesinin aşınması anlamına gelen “asit erozyonuna” sebep oluyor. Devamını oku

Ağız kokusu hastalık habercisi olabilir

31 May 2010 Yazan zifiri  
Kategori Ağız Sağlığı

Ağız kokusu hastalık habercisi olabilir-1

Prof. Dr. Mehmet Öz, televizyon şovunda ağzınızın içindeki bakterilerin hangi hastalıklara neden olduğunu ve ağız sağlığınızı korumanız için yapmanız gerekenleri anlattı. Devamını oku

Ağız Ve Diş Sağlığı Hizmeti Özelleşmeli

27 May 2010 Yazan zifiri  
Kategori Ağız Sağlığı, Genel Sağlık

Kayseri”de faaliyet gösteren özel Denta Forum Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı Ortodontist Dr. Alaattin Keykubat, dünya”nın birçok ülkesinde ağız ve diş sağlığı hizmetlerinin özelleştirildiğinivurgulayarak, bu gelişmenin ülkemizde tersi bir uygulama ile devletin sağlık kurumları tarafından yürütüldüğünü söyledi. Devamını oku

Sağlıksız dişlerinizin sebebi çocukluk hatalarınız değil

24 May 2010 Yazan zifiri  
Kategori Ağız Sağlığı

Sağlıksız dişlerinizin sebebi çocukluk hatalarınız değil

Dişlerinizdeki çürüklerin sebebi olarak çocukken tükettiğiniz şekerli gıdaları görmekten vazgeçin. Yapılan son araştırmaya göre kişilerin sağlıksız dişlere sahip olmalarının onların çocukluk dönemlerindeki alışkanlıklarıyla bir ilgisi yok. Devamını oku

Limon ve tuz diş için zararlı!

23 May 2010 Yazan zifiri  
Kategori Ağız Sağlığı, Genel Sağlık

Diş hekimi Aslı Ercanlı Ünal, limonun asitli, tuzun ise iri granüllü olduğu içindiş minesine zarar verdiğini ve aşındırdığını belirtti. Ünal; “Diş temizliğindekullanılan iri granüllü maddeler; dişin parlaklığını yok ediyor. Devamını oku

Uçuk Nasıl Geçer Tedavisi

19 March 2010 Yazan admin  
Kategori Ağız Sağlığı

Uçuk Neden Oluşur, Uçuk Nasıl Geçer Tedavisi, Bitkisel, Nasıl Tedavi Edilir, Nasıl Yok Edilir, Nasıl Gider, Nasıl Çıkar, Nasıl Bulaşır Ve Tedavi Yöntemleri Hakkında Bilgiler.
Uçuk hastalığı,Herpes Simpleks Virus denilen virüsün neden olduğu cilt ve mukozalarda gözlenen içi su dolu keselerden ibaret bulaşıcı bir hastalıktır. Herpes Simpleks virüsünün 8 tipi olup, klinik olarak en sık 3 tipine rastlanır.

En sık görülen üç tip hakkında bilgi verir misiz?
HSV 1 daha çok ağız, burun ve çevresinde izlenirken, HSV 2 genital bölgede yerleşmektedir. HSV 3 ise Zona denilen rahatsızlığa yol açan, sinirlerde yerleşen tipidir. Bu tip diğerlerinden farklı olarak içi su dolu keseler şeklinde değil, kızarıklık ve iğne batması şeklinde hissedilen diğerlerinden daha keskin ağrılar yapan bir tipidir. Kuşak şeklinde belirli bir alanı tutar ve öncelikle ağrılar başlar. Daha sonra ağrı duyulan alanlarda nokta nokta kızarıklıklar başlayarak sınırlı ve belirli bir alanı kaplayan döküntü oluşur. Virüsün tuttuğu bölgeye uyan cilt bölgesinde yerleşir. Bir süre devam ettikten sonra öncelikle ağrılar, ardından döküntü iz bırakmadan iyileşir.

Herpes Simpleks’in türleri organlara nasıl etki eder?
HSV 1 ise yüz, dudaklar, burun ve ağız içinde içi su dolu kabarcıklar oluşturur. Bu kabarcıklar çok kısa süre içerisinde açılıp üzerleri ülserleşir ve yakınlarındaki diğer küçük ülserlerle birleşme eğilimi gösterirler. Ardından üzeri sulanan bu yaralar kabuklaşır. Kabuklar sarı beyaz renktedir. Daha sonra kabuklar kendiliğinden yumuşayarak düşerler. İlk başta yerlerinde kahverengi bir leke bırakır . Daha sonra kahverengi bir ize dönüşür.
HSV 2 ise genital bölgeyi tutar. Kasıklar, kadında vajina dış dudakları, iç kısmı, anüs ile vajina arasındaki bölgeyi, rahim ağzını, erkekte penisin özellikle gövdeye yakın kısmını, nadiren penis başı ve testisleri, kalçaları tutabilir.

Nasıl bulaşır?
Herpes virüsü temasla bulaşır. Öpüşme, cinsel ilişki, aynı havluyu kullanma gibi virüsü taşıyan birey ile temas doğrultusunda virüsler alınır. Virüsler deri ve/ veya mukozalardaki çatlaklardan vücuda girerler. Sinir hücrelerini tutarak bu sinirlerin lifleri boyunca ilerlerler. Liflerin ganglion denilen ana merkezlerine yerleşirler. Ardından o bölgeye ait cilt ya da mukoza bölgesinde lezyonlarını oluşturmaya başlarlar. Virüsler yerleştikleri yerde ölmezler. Yapılan tedaviler de virüslerin yok edilmesini değil hastalık oluşturmalarını önlemek ya da en azından azaltmak amacıyla yapılabilmektedir.

Özellikle genital bölge uçukları için nelere dikkat edilmelidir?
Genelde Herpes Simpleks virüs bulaştığında her iki tipi de alınabilmektedir. Ayrıca özellikle HSV 2 denilen genital bölge uçuklarında cinsel temas ile virüs alındığı unutulmamalı ve yine cinsel temasla bulaşabilecek başka hastalıklar da akla getirilmelidir. Zira, HSV 2 virüsü kadar kolay bulaşabilen ve tehlikeli seyreden başka bir takım virüs hastalıkları da aynı kişiden alınmış olabilir ( Sarılık , AIDS, Frengi gibi…). Bu nedenle HSV 2 görülen bireylerde diğer cinsel yolla bulaşan hastalıkların da testler ile taranması doğru olacaktır.

Herpes İnfeksiyonu yaygın mıdır?
Herpes Simpleks infeksiyonunun bireylerde saptanarak çok doğru bir yaygınlık rdml taraması yapmak zordur. Bu zorluğun en önde gelen nedenlerinden bir tanesi infeksiyonun hastalık alındıktan sonra belirti ortaya çıkarmadan kalarak taşıyıcılık oluşturmasıdır. Hastalığa sahip bireylerin yarısından fazlası ( ~% 65’i) hastalığa sahip olduklarını bilmezler. Ayrıca HSV 2 ile temas etmiş bireylerde hastalık oluşsa bile korku ve utanç gibi nedenlerle hastalıklarını saklamaları gibi bir durum da söz konusudur. Bu nedenle hastalık hakkında başvuru aslında virüsü taşıyan birey sayısından çok daha azdır. HSV infeksiyonu toplumlar arasında da farklı oranlarda görülmektedir. ABD’de % 20’lerde olan bu oran, İsveç’te % 35’lerde, Brezilya’da % 40’lardadır. Ülkemizde ise ne yazık ki bilimsel bir istatistik bulunmamaktadır. Ancak tahmin edilen oran % 30’lardadır. Sosyokültürel seviyesi düşük toplumlarda daha sık izlenmektedir. Gelir ve eğitim düzeyi düşük populasyon da hedef noktasıdır.

HSV-2 enfeksiyonuna yakalanmada risk faktörleri
Cinsel partner sayısının artması
Yaşın ilerlemesi
Düşük gelir
Eğitim seviyesinin düşük olması
Siyahi ya da Hispanik etnik kökenli olma
Kadın olma
Erkek eşcinsel faaliyet
HIV enfeksiyonu

Hastalık nasıl oluşmakta ve seyretmektedir?
Virüs alındıktan kısa bir süre sonra ( 2- 12 gün kadar zaman aralığında) içi su dolu keseler ve kaşıntılı lezyonlar oluşmaya başlar. Hastanın bağışıklık durumunun kuvvetine göre bir miktar yayılır. Virüsle temas eden bireylerin yarısından fazlasında ise herhangi bir şikayet olmamaktadır. Hasta hastalık nedeni olan virüsü vücuduna almış, sinir sistemine yerleşmiş vaziyettedir. Cinsel ilişkiye girdiği bireylere virüs bulaştırmaktadır. Bağışıklık sistemi baskılandığı herhangi bir durumda ise hastalık belirtileri ortaya çıkacaktır. Bazen bu süreci hasta hiç yaşamaz. Ancak virüsü taşıyıcılığı devam etmektedir.Bazen de yılda en az dört ayrı atak yaşarlar.

Hastalık hangi durumlarda kendini gösterir?
Yeterli beslenememe durumunda, aşırı A vitamini alındığında, aşırı alkol tüketiminde, yoğun stres dönemlerinde, grip vs. gibi bağışıklık sistemini yoran bazı hastalıklarda, adet dönemlerinde, sık cinsel ilişkiye girildiği dönemlerde, kişisel hijyen bozukluğunda hastalık tekrarlamaya başlar. Belirtiler en şiddetli ilk infeksiyonu aldığında görülse de bağışıklık sistemi burada ana rol oynadığından herhangi bir nüksde de şiddetlenebilir. Hastalık belirtileri 20 gün kadar sürebilmekte ve kadınlarda bu dönemde rahim ağzında olabilen yaralar yüzünden akıntı, ağrılı cinsel ilişki gibi şikayetler belirebilmektedir.

Gebelikte hastalıkla temas edilmesi veya hastalığın bu dönemde nüksetmesi gibi durumlarda ne yapılabilir?
Hastalık gebeliğin ilk üç ayında geçirilirse fetus üzerinde çok ciddi hasar oluşturması iddia edilmiş olsa da bu konu da bilimsel veriler bulunmamaktadır. Ayrıca bu hasarların ultrason ile tespiti de mümkün olmayabilir. Bu nedenle tüm gebeler gebeliğin ilk döneminde bu infeksiyonun geçirilip geçirilmediği yönünde taranmalıdır. Virüsün yeni alındığı aktif infeksiyonun geçirildiği vakalarda gebeliğin sonlandırılması düşünülebilir. Hastalığı daha önce almış ve bağışıklanmış bireylerde fetus açısından bir tehlike bulunmamaktadır. Bu gebelerin gebelikleri sırasında hastalığın nüksünü yaşamaları durumunda herhangi bir tedavi uygulanmamakta sadece destek yaklaşımları benimsenmektedir. Doğuma yakın genital uçuk geçiren gebelerde ise eğer lezyonlar mevcutken doğum başlarsa bu gebelerde bebeğin temas ederek virüsü almalarını engellemek için sezaryen tercih edilmelidir. Ayrıca bebeğin doğum sonrasında da bu virüsle temasını en aza indirmek için çok dikkat edilmelidir.

TANI:Şikayetten
Klinik bulgular ( sulu , hemen kabuklanan kaşıntı veya yangılı içi su dolu kesecikler ..)
Laboratuvar bulguları ile tanı koyulabilir.
Laboratuvar testleri arasında yaradan sürüntü ile yapılacak kültür çalışmaları vardır.
Sitolojik tanıda HSV Tip1 ve Tip2’ye karşı oluşmuş antikorların varlığı ve PCR ayırıcı tanıda frengi, fix ilaç allerjileri, travma, temas alerjileri düşünülmelidir.

Herpes virüsün tedavisi mümkün müdür, neler yapılabilir?
Herpes Virüsünün tam bir tedavisi mümkün olmamaktadır. Bu nedenle öncelikle virüsü kapmamaya özen göstermek gerekmektedir. Yabancılar ile temastan kaçınmak, cinsel ilişkide prezervatif kullanmak, ortak havlu vs. kullanımından uzak durmak gerekmektedir. Virüsü aldığımızı düşündüğümüz bireyi mutlaka bu durum hakkında bilgilendirmeli, kendisinin hastalık ihtimali hakkında dikkatini çekmeliyiz. Hastalığı kapma halinde veya nüksü önlemek için de bağışıklık sistemini güçlendirmeli, aşırı alkol, aşırı yorgunluk, beslenme bozukluğu, stres gibi durumlardan uzak kalmaya özen göstermeliyiz. Hastalık lezyonlarının en büyük sıkıntılarından biri de kolayca bakteri ile tekrar infekte olabilerek daha derin, daha geniş ve daha çok iz bırakan ülsreler haline gelebilmeleridir. Bu nedenle el ile temastan olabildiğince uzak durmalı, aktif lezyonların olduğu dönemde kağıt havluları tercih etmeli ve temastan kaçınmalıyız. Bakteri varlığında doktor kontrolünde antibiyotikleri kullanmalıyız.

Genital bölgede yer alan bütün yaralar önemlidir. Burada en korkutucu olanı, başka hastalıkların herpes zannedilerek atlanması ihtimalidir. Bu nedenle her genital bölgede izlenen yara da mutlaka doktor muayenesi gerekmektedir. Ayrıca bir diğer önemli husus da, herpes infeksiyonu varlığında olası diğer cinsel yolla bulaşan hastalıkların da alınmış olma ihtimalidir.

Uçuk İçin Şifalı Bitki Tarifleri

1. tarif

Ekşi narın kabuğu dövülüp toz haline getirilir zeytin yağı ile karıştırılıp uçuğa sürülür.

2. tarif

Limon suyu uçukların üzerine pamukla sürülür.

3. tarif

Elma ezilerek suyu alınır, uçukların üzerine sürülür.

Gülümsemeniz ışıltısını kaybetmesin

09 January 2010 Yazan admin  
Kategori Ağız Sağlığı

Yanlış diş fırçası seçimi, çay-kahve alışkanlıkları, ağız kokusu gibi etkenler dişlerinizin hastalanmasına, kötü görünmesine ve hatta dökülmesine neden olabilir. Uzmanlar, yüzünden gülümsemenizin ışıltısını kaybetmemesi için dikkat etmeniz gerekenleri sıralıyor…

Dişlerinizin şekli, kendinize duyduğunuz güvene katkıda bulunan fiziki şartlardan biridir. Kendi hakkınızdaki düşünceleriniz de iş ve özel hayatınızı doğrudan etkiler. Nasıl mı? Daha güzel ve rahat gülümseyen kişiler kendileriyle barışık, özgüveni yüksek ve sosyal kişilerdir. Bu da çevrelerine pozitif enerji verir ve sempati kazandırır. Yapılan araştırmalar bu sonucu doğruluyor.

Unutmayın, yüz güzelliğinde dişlerin görüntüsü en önemli etkenlerden biridir. Aynı zamanda (küçük düzeltmelerin de en çabuk fark yarattığı bölgedir. Bu sebeple yüzünüzün görünüşü ile ilgili endişe re problemleriniz varsa, önce dişlerinize bir göz atmanızda fayda var. O halde, güzel bir gülümseme ve daha estetik görünen dişler için bilgilerinizi tazelemenin zamanı geldi! Creadenta Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nden Diş Hekimi Elif Özcan, bu konularda bizleri bilgilendirdi, doğru ve yanlışları anlattı.

Elle fırçalamak, otomatik diş fırçalarıyla fırçalamaktan daha mı sağlıklı?
Büyük yanılgı! Yeni nesil elektrikli diş fırçaları geleneksel elle fırçalama yöntemlerinden kesinlikle çok daha sağlıklı sonuçlar veriyor. Çünkü bu son model fırçalar, dakikada binlerce titreşimle çok daha derinlere nüfuz ederek plak oluşumunu önlüyor ve zamanlama özellikleri sayesinde ilci dakikalık ideal süreyi aşmanıza da engel oluyor.

Peki ne zaman normal diş fırçasından vazgeçip, elektrikli diş fırçalarını tercih etmek gerek?
Diş fırçalama süreniz hakkında kuşkularınız var ise, çocuğunuza diş fırçalamayı sevdirmeye çalışıyorsanız, dişlerinizi normal fırçalar ile çok sert fırçalıyorsanız, dişeti hastalığınız ya da artıkları dişlerinizden uzaklaştırmayla ilgili problemlerinize karşı diş hekiminiz tarafından önerildiyse, normal fırçalar ile en arka dişlerinize ulaşamayıp, o bölgeyi temizleyemiyorsanız, diş fırçalamanızı zorlaştıracak bir engeliniz veya ellerinizi kullanmada bir zorluğunuz varsa, sabit ortodontik tedavi görüyorsanız, yeni teknolojileri kullanmayı seviyorsanız, elektrikli diş fırçalarını tercih etmeniz gerekir.

Diş macununu sık sık değiştirmek gerekir mi?
Tam aksine. Diş macununu seçerken özel ihtiyaçlarınız olmadığı sürece (aşırı diş taşı, dişeti hastalığı, hassasiyet vb.) alacağınız macunun florid içerip içermediği ne bakmanız yeterlidir. Çoğunluğun bu ekstralara ihtiyacı yoktur.

Dişleri hızlı ve kısa sürede fırçalamak iyi sonuç verir mi?
Kesinlikle hayır. Dişler fırçalandığında amaç dişlerin mekanik olarak temizlenmesidir. Yapılan hesaplamalar, dişin her yüzeyinin yeterli derecede fırçalanması için 2-3 dakika gerektiğini göstermiştir. Dişlerin, bu sürenin altında doğru olarak fırçalanması mümkün değildir. Yani 30 saniyelik bir diş fırçalama sadece ağzınızın tadını değiştirir, fırçalama olarak bir şey ifade etmez.

İnsanların yaptığı en önemli hatalardan bin, bu kadar (tısa fırçalayarak dişlerini temiz tuttuklarına inanmalarıdır. Oysa düzgün olmayan bir fırçalama, dişleri çürüklerden korumaz. Diş fırçalamada önemli olan, fırçalama işlemidir. Diş macununa çok az görev düşer. Ayrıca yoğun baskı uygulayarak, hızlı ve kısa sürede diş fırçalamak, diş yüzeyinin zedelenmesine ve bir süre sonra çatlamalara yol açar. 0u yüzden şunu aklınızdan çıkarmayın: Küçük hareketlerle kırmızıdan beyaza, yani diş etinden dişlere doğru fırçalamayı deneyin.

Diş ipi gerekli mi?
Evet. Fırçalama sadece dişlerin ön, arka ve çiğneyici yüzeylerini temizler. Oysa çürüklerin çok büyük bir bölümü ara yüz dediğimiz dişlerin birbirine temas ettiği yan yüzeylerinden başlar Sadece fırçalama ile bu ara yüz çürüklerinden korunmak mümkün değildir. Bu sebeple her gün l kez diş ipi kullanılması çürüklerin önlenmesi açısından önemlidir. Pek çok yemek artığı ve bakteri diş aralarına öyle bir yerleşir ki, sıradan bir diş fırçasının onu bulması neredeyse imkânsızdır. Bu yüzden diş ipi imdada yetişir. Hiç değilse günde bir kere diş ipiyle temizlik yapmakta fayda var. Bunun için de ideal saat, gün sonundaki fırçalama operasyonu olacaktır. Gece boyunca uykuda hiçbir şey yiyip içmeyeceğiniz için, dişleriniz de daha rahat bir uyku çekecektir.

“Bir parça peynir diş temizliğine katkıda bulunur” diyorlar, doğru mu?
Kısmen doğru. Peynir, özellikle de eski kaşar tükürük akışının artışını uyarır ve tükürüğün uyarımıyla diş minesindeki başlangıç çürükleri bile tamir edebilir. Yemeklerden sonra bir parça peynir yemek diş sağlığınız için iyidir.

Çay, kahve ve nikotin dişlerin rengini değiştirir mi?
Evet. Siz de güne bir bardak çay veya kahve ile başlayanlardansanız, şunu bilmelisiniz ki bu içeceklerdeki ‘tannik asit’ lekelenmelerin başlamasının en önemli sebebidir. Sabah keyfinizi bir pipet yardımıyla içmek bu taninlerin ağzınıza ve dişlerinize bulaşmadan direkt yutulmasını sağlayacaktır. Çay ve kahve aynı zamanda sıcak olmaları sebebiyle dişlerde önce bir genişleme sonra da bir büzülmeye sebep olur. Bu hareket lekelerin tamamen dişin içine yerleşmesine yol açar. Çok sıcak veya çok soğuk içeceklerden kaçınmak bu genişleme-büzülmeyi engelleyerek, lekelerin dişinizle bütünleşmesini önler. Sigara dumanı dişler üzerinde, gıda artıklarının birikeceği yapışkan bir yüzey yaratır. Bu hem dişeti hastalığına yakalanmanızı kolaylaştırır hem de dişlerinizi tamamen temizlemenizi imkansızlaştırır. Böylece dişleriniz daha sağlıksız olur ve hızla sararır.

Parlatma işlemi dişleri zedeler mi?
Doğru yapılırsa, hayır. Diş hekimlerinin kullandığı pastalar özel malzemelerdir. Ciddi bir temizlik sağlamalarına rağmen dişleri aşındırıp çizmezler. Fakat eczanelerde satılan ve özellikle sigara içenler için özel olduğu iddia edilen bazı macunlar dişleri temizlerken çizer ve uzun vadede hem dişleri aşındırarak renklerinin mat ve daha koyu olmasına sebep olur, hem de bu çizikler daha kolay lekeleneceğinden kişiyi bu malzemeyi kullanmaya bağımlı hale getirir. Çünkü kullanmadığında dişlerinin kısa sürede lekelendiğini gören kişi, bu malzemeyi kullanmadığında lekeli dişlerle gezmek zorunda kalacağını düşünür.

Hamileler dişlerini daha mı temiz tutmalılar?
Doğru. Hamilelikte meydana gelen hormonal değişiklikler dişetlerinin daha hassas ve kanamalı olmasına sebep olur. Bu sebeple Özellikle hamilelik başlangıcında bir diş taşı temizliği yapılıp, dişçilerini olabildiğince sağlıklı hale getirmek ve bu dönemde de iyi fırçalamaya devam ederek sorun yaratabilecek bir dişeti probleminden uzak durmak önemlidir, özellikle ilk 3 aydaki bulantı ve kusma problemleri de ağzın daha asitli bir ortam olmasına, bu da çürüklerin daha hızlı ilerlemesine sebep olur. Ancak bu sebeplerin hiçbiri hamilelik esnasında daha kolay diş kaybı olacağı anlamına gelmez. Biraz özen ve 2-3 dakikalık normal bir fırçalama ve ip kullanımıyla, hamilelik dönemi kolayca ve sorunsuzca atlatılabilir. Kişinin ağız bakımı zaten kötüyse ve hiçbir çaba harcamazsa, elbette hamilelik döneminde daha çok problem yaşayacaktır.

Dolgu için en iyi materyal hangisidir ve neden?
Günümüzde kullanılan tek dolgu malzemesi kompozittır {beyaz dolgu, ışıkla sertleşen dolgu). Amalgam yaklaşık 10 sene önce vücutta metal birikimine sebep olma ihtimali ve estetik olarak yetersiz olması sebebiyle kullanılmamaya başlanmıştır. İsviçre gibi gelişmiş batı ülkelerinde amalgam dolgular sokulurken bile zararlı atık muamelesi görüyor ve özel olarak toplanıyorlar. Kompozıt dolgular ise bu süreçte gittikçe gelişerek günümüzde en az amalgam kadar dayanıklı hale geldi. Kcmpozit, amalgamdan farklı olarak yapılması esnasında teknik bilgi ve hassasiyete ihtiyaç duyar. Doğru yapılmış kompozit bir dolgunun düşme ihtimali yok denecek kadar azdır.

İki ayrı diş fırçası neden olmalı?
Çünkü naylon diş fırçasının tam olarak kumyabilmesi için tam bir gün gereklidir. Her gün aynı fırçayı kullanıyorsanız, fırça tam olarak kuruyamaz, işlevini iyi yapamayacak kadar yumuşar. Bu yüzden en az 2 fırçanızın olması gereklidir.

Aklınızda bulunsun: İdeal bir diş fırçası, orta yumuşaklıkta en az 3 sıra, yuvarlatılmış naylon kıllardan yapılmış olmalıdır. Küçük başlı fırçalarla daha detaylı ve iyi bir fircalama yapmak mümkündür.

Hemen yemek bitiminde dişleri fırçalamalı mıyız?
Eğer asitli gıdalar alınmadıysa, hemen fırçalama yapılması uygundur. Ancak kola, portakal suyu vb. asitli gıdaların alımından sonra en az yarım saat diş fırçalamamak gerekir. Zira bu gıdalardaki asit, diş minesinde az da olsa bir erimeye, yumuşamaya sebep olur, tükürük bunu yarım saat içinde normal haline döndürebilecek tamponlama etkisine sahiptir ama dişler hemen fırçalanırsa, fırça bu yumuşamış tabakayı zedeler ve aşınmaya sebep olur. Bu mikro seviyede bu aşınmadır. Fakat sürekli tekrarlandığında dişte hassasiyet ve minelerde incelme oluşur.

Ağız kokusu nerden kaynaklanır?
Ağız kokusunun sebebi, ölü bakterilerin atık maddesi olan ve ‘volatile sülfür’ adı verilen bir gazdır. Nefeste oluşan kötü koku, büyük oranda ağız içi kaynaklıdır. Ağız içi bir enfeksiyon, ilerlemiş bir dişeti hastalığı ya dal sadece ağız içinde birkaç saatten fazla kalmış gıda artıklarına yerleşen bakteriler kokuya sebep olurlar.

Ağız kokusuna güle güle

07 January 2010 Yazan admin  
Kategori Ağız Sağlığı, Genel Sağlık

Aslında birkaç küçük önlemle kolayca kurtulabilinecek ağız kokusu problemi yüzünden kişilerin zor durumlarda kaldıklarını, kendilerine olan güvenlerini yitirdiklerini ve konuşmaktan çekindiklerini ya da kişilerin onlarla konuşmaktan kaçındıklarını, böylece kendi içine dönen hastaların sosyal çevrelerinin kısıtlandığını ifade ediliyor.

Düşünün ki önemli bir iş görüşmesinin ortasındasınız; her adımı doğru attığınızı ve işi aldığınızı düşünmeye başladınız. Görüşmenin sonunda kendinizden emin bir şekilde ayağa kalktınız el sıkıştınız ve “sizinle konuşmak bir zevkti sizden haber bekliyorum” dediniz. Bir anda görüştüğünüz kişinin ifadesinin değiştiğini dudaklarını buruşturduğunu fark ettiniz, gülümsemesinde bir gerginlik oluştu ve sizde bir şeylerin yanlış gittiğini anladınız. En kötüsü de bunun sizin kötü nefesiniz yüzünden olduğunu fark ettiniz. Bu bırakmak istediğiniz en son izlenimdi.

Nefes kokusunu gidermeye dair öneriler…

- Eğer önemli bir görüşme ya da toplantının arifesindeyseniz baharatlı yiyeceklerden uzak durun. Yediğiniz şeyin miktarına bağlı olarak ne kadar sık dişinizi fırçalarsanız fırçalayın koku ağzınızda 24 saat kalabilir. Soğan, sarımsak, acı biber, sarımsak, salam, sucuk, pastırmadan kaçının. Aynı zamanda bazı peynirlerden (rokfor gibi) , bazı balıklardan hatta pizzanın üstündeki ançüez den bile uzak durun.

- Kahve, bira yerine su veya meyve suyu için.

- Bir şeyler yedikten sonra hemen dişlerinizi fırçalayın. Bu yediğiniz yemeklerle ilişkilendirilen kokuları uzaklaştırır. Ağız kokusunun en önemli nedeni diş plağıdır. Ağzımızda 50 trilyon kadar mikroskobik organizmanın dolaştığı tahmin ediliyor. Bunlar yemekten her bir parça alışımızla beraber dudaklarımız arasından ağzımıza girerler ve köşelerde kalırlar ve kötü koku üretirler. Sonuç olarak bu kötü kokudan kurtulmak için günde 2 defa dişlerimizi fırçalamalı ve bu plağı dışarı atmalıyız. Eğer yanınızda diş fırçanız ve macununuz yoksa en azıdan suyla ağzınızı çalkalayınız.

- Eğer 20 dakika ferah bir nefese ihtiyacınız varsa ağız gargarasıyla ağzınızı çalkalamak güzel bir fikir olabilir fakat bu Cinderella’nın balkabağı gibidir zaman geçip de yirmi dakika sona erdiğinde sihir de sona ermiş olacaktır ve siz yine ellerinizin arkasında konuşmaya başlayacaksınızdır.

- Maydanoz yemeyi ihmal etmeyin. Maydanoz sadece salatada kullandığımız yeşillik değildir aynı zamanda da bir nefes temizleyicidir. Maydanoz nefesinizi doğal olarak tazeler sadece tam olarak çiğnediğinizden emin olun. Aynı zamanda mutfağınızda bulunan bazı doğal otlar ve baharatlarda doğal nefes tazeleyicilerdir. Kötü nefesinizi hissettiğiniz anda karanfil, zencefil ve anason çiğneyebilirsiniz.

- Dişlerinizle beraber dilinizi de fırçalamayı ihmal etmeyin.

- Burnunuzdan nefes almaya çalışın. Ağızdan nefes almak kuru bir ağza neden olur ki bu kötü kokuya neden olan bakterilere zemin hazırlar.

Yukarıdaki pratik öneriler, nefes kokusu giderilmesinde işe yarayabilir ancak ısrar eden ağız kokularında kişilerin mutlaka bir diş kliniğini ziyaret etmeleri gerekir. Ağız kokusu diğer ağız problemlerinin işareti olabilir. Çürümekte olan bir diş ya da diş fırçalamayla temizlenemeyen bir plakta ağız kokusuna neden olabilir. Bir diş hekiminin yardımıyla kalıcı ferah bir nefese sahip olabileceğimizi unutmamalıyız.

Sonraki yazılar »