Çocuğa en iyi ödül tatlı söz
09 January 2010 Yazan admin
Kategori Aile Sağlığı
->
Psikologlar, çocukların maddi anlamda değil, duygusal anlamda ödüllendirilmeleri gerektiğini önemle belirtiyor. Uzmanlar, çocuğa verilen en iyi ödüllendirmenin, duygusal ödüllendirme olduğunda hemfikir…
Çocuğu ödüllendirmenin derecesi ve şekli, genelde yaş ve ailenin durumuna göre değişiklik gösteriyor. Anne babaların genel anlayışı, çocuğa maddi hediye ve bir şeyler almanın sanki en iyi ödüllendirmeymiş gibi algılanmasıdır.
Devamlı bir şeyler alınmaya ve verilmeye alıştırılan çocuk gün gelecek en iyi ve en pahalı hediyelerle bile doyum bulamayacaktır. Ama anne babasının okşaması, kucaklaması, gezdirmesi, ona güzel sözler söylemesi şeklindeki ödüllendirme ise en sağlıklı ve en başarılı ödüllendirmedir.
Verilen söz tutulmalı
Anne babaların bu türlü bir duygusal ödülün yanı sıra imkânları ölçüsünde ek hediyeler vermesi de çocuğu ödüllendirmenin diğer yoludur.
Anne babaların, çocuklara alınan hediyelerde maddi büyüklük yerine, manevi değeri ön plana çıkarmaları uygun olur. Bazı anne babalar bunu yapsa bile günümüzün tüketim toplumunda çevresinden ve arkadaşlarından etkilenen çocukları yönlendirmek anne babalar için hayli zor olacaktır.
Anne babaların ödüllendirmeyi belli bir hedefe ve başarıya yönelik yapmaları, o hedeflere ulaşılmayı kolaylaştıracaktır. Verilen sözlerin de kesinlikle yerine getirilmesi gerekir.”
Eve geç gelen babanın çocuğu kaygılı oluyor
07 January 2010 Yazan admin
Kategori Aile Sağlığı, Genel Sağlık
Sıklıkla işten eve geç gelen babalarla çocukları arasındaki duygu paylaşımı ihtiyacı yeterince karşılanamadığı için çocuklarda stres ve kaygı artıyor. Bu da özgüven eksikliğine sebep oluyor.
Gün geçtikçe zorlaşan hayat şartları ve ihtiyaçların değişmesi sebebiyle günümüzde çalışan annelerin sayısı giderek artmaktaysa da halen evin maddi ihtiyaçları babalar tarafından karşılanmaktadır. Ev geçindirmekte zorlanan erkekler ise genellikle yaptıkları ek işlerle geçimlerini temin etmeye çalışıyorlar ya da kendi işinde çalışanlar işlerinin hacmini genişletiyor. Bu da beraberinde uzun saatler boyunca çalışmayı getiriyor.
Sabah erkenden işe gidip gece geç saatlerde evine gelen bir eş, ailenin maddi ihtiyaçlarını karşılamak için çırpınırken çoğu zaman onların manevi ihtiyaçlarına yetişememenin sıkıntısını yaşıyor. Birlikte sofraya oturamamak, çocuklarla ve eşle sohbet edememek gün boyu yaşananları paylaşamamak aile üyelerinin psikolojik doyuma ulaşmalarını engelliyor. Evdeki gergin hava ile birlikte artan kaygı, çocuktaki özgüven kazanımını olumsuz şekilde etkiliyor.
Çocuğun babaya olan ihtiyacı anne karnından itibaren başlar. Annenin hamilelik döneminde eşinden destek görmesi çok önemlidir. Annenin rahatlığı çocuğa da yansır ve anne karnında bile babanın sesini duyması çocuğa güven verir. Çocuklar cinslerle ilgili davranış ve rolleri anne kadar babanın da varlığıyla edinir. Kız ve erkek çocuklar için babalarıyla birlikte olmak aynı düzeyde önemlidir.
Babanın eve geldiğinde çocuğa gününün nasıl geçtiğini sorması, onun anlattıklarını dikkatle dinlemesi, gün içinde yaptığı resimleri vs. ilgiyle incelemesi ve beğenisini göstermesi önemlidir. Yine sağlıklı bir şekilde gelişmesi için yaşına göre sevip okşaması kendi başından geçen ilginç şeylerden kısaca da olsa bahsetmesi çocuğun yaşına göre haftada en az birkaç gün bir süre oyun oynaması yeterli duygu paylaşımının yapılmadığı uzun süreli beraberliklerden çok daha değerlidir.
Zaman zaman hafta sonları birlikte geziye gitmek, faydalı eserleri birlikte okuyup, izlemek, dinlemek, kültürel faaliyetlere katılmak futbol, basketbol vs. oynarken çocukları izlemek veya onlara bazı günler katılmak fazla zaman almayacağı gibi onları sanıldığından çok daha fazla mutlu edecek hem de babanın kendi yorgunluğunu atmasını sağlayacaktır. Bunun için babanın çocukları ile beraber olmaya önem vermesi ve bundan hoşlanması önemlidir.
Ağlayan çocuk nasıl susturulur?
07 January 2010 Yazan admin
Kategori Aile Sağlığı, Genel Sağlık
Bebekler isteklerini ağlayarak bildirirler. Ağlayan bebeğin bir ihtiyacı olduğunu anlayan anne, hemen bebekle ilgilenir ve sıkıntısını giderir. Ama bebeklik döneminden çıkmış çocukların da isteklerini ağlayarak belirtmeleri doğru değildir.
Çocukların isteklerini konuşarak bildirmeleri gerekir. Anne-babalar olarak çocukların ağlamaları karşısında takındığımız tutum çok önemlidir. Çocuğun bir isteğini yapmadığımızda çocuk ağlamaya başlıyor ve daha sonra o isteğini yapıyorsak çocuğa “senin isteğini yapmam için senin ağlaman gerekiyor” mesajını vermiş oluruz. Bu duruma alışan çocuk da tüm isteklerini ağlayarak anne-babasına yaptırır.
Anne-babalar çocuklarının isteklerini ya hemen kabul edecekler ya da hiçbir şekilde kabul etmeyeceklerdir. Çocuklar ne kadar ağlarsa ağlasınlar, kararımızdan dönmemeliyiz. Böylelikle çocuğumuzun ağlamalarını önlemiş oluruz. Çocuklarda “ne yaparsam yapayım, anne ve babamı kararından vazgeçiremem” düşüncesini oluşturmalıyız. Örneğin baba evden çıkarken çocuk ‘Beni de götür’ dediğinde, baba da ‘Olmaz, götüremem’ diyor. İsteği yerine gelmeyen çocuk ağlamaya başlıyor ve ‘Hadi bugünlük biraz gezdirip getireyim, çocuğun gönlü olsun’ diyor. Bu durumda çocuk gözyaşının gücünü kullanıyor ve isteklerini ağlayarak yaptırıyor.
Babanın evden çıkışında her zaman çocuk ağlayarak yaygarayı basıyor. Çünkü ağlayarak iş yaptırtmayı çocuklara biz öğretiyoruz. Şimdiye kadar çocuğumuz ağlayınca kararımızı değiştirdiysek, geçici bir süre zorlanırız; ama uzun süreli kararlı duruşumuz çocuğumuzun ağlayarak isteklerini yaptırmasını önleyecektir.
Ağlayan çocuğa kesinlikle “ağlama” denmemelidir. Ağlayan bir çocuğu kucağa alıp ‘Ne oldu sana, gel bakayım, kim ne dedi sana, kim kızdı sana, ağlama sen, ben kızarım onlara vb.’ şeklinde sözler söylenmesi çocuğun ağlamasını durdurmaz, aksine yüz bulan çocuk daha çok ağlar. Ağlayan çocuğun dikkatini başka yöne çekin.
Özel Hastanelere Puanlama Sistemi…
08 December 2009 Yazan admin
Kategori Aile Sağlığı
Hazırlanan Hizmet Kalite Standardı’na göre özel sağlık kuruluşları 1000 puan üzerinden puanlamaya girecek. Özel sağlık kuruluşları, hastane hizmet dilimi endeksinden 550 puan, hizmet kalite standardından 150 puan, hasta hakları, hasta ve çalışan güvenliğinden 100 puan, kapasiteden 100 puan ve çalışan hakları ve hukuki sorumluluklardan ise 100 puan üzerinden değerlendirmeye alınacak. Yönergeye göre, hizmet kalite puanı, her yıl Kasım ayının 15. gününe kadar toplam alt faktör puanı ve toplam faktör puanı üzerinden hesaplanacak.
Sağlık Bakanlığı’nın puanı ile hastane mesul müdürünün beyanı arasındaki yüzde 10 veya daha fazla eksiklik durumunda Hizmet Kalite Standardı (HKS) sıfır kabul edilecek. HKS’da tüm bileşenlerinin yerine getirilmesi gerekiyor, aksi durumda ilgili maddeden puan verilmeyecek. 2010 yılında kamu ve özel hastanelerde iki standart birleşecek. Sağlık Bakanlığı bu amaçla 130 değerlendiricinin 1. sertifikasyon eğitimini tamamladı.
Türkiye, ölümlerde Avrupa üçüncüsü
25 November 2009 Yazan admin
Kategori Aile Sağlığı
Domuz gribi soğukla birlikte yayılma hızını artırdı
Avrupa’da gripten ölenlerin sayısı 670’e çıktı. Yalnızca geçen hafta 169 kişi hayatını kaybetti. Dünyada ise 1368 ölümle Brezilya ilk sırada, ABD ikinci. Avrupa’da ise İngiltere birinci
HAVALARIN soğumasıyla birlikte domuz gribi salgını da tüm dünyada hızını artırıyor. İsveç merkezli Avrupa Salgınları Önleme ve Kontrol Merkezi tarafından açıklanan rapora göre, domuz gribinden kaynaklanan ölümler ekim ortasından beri iki haftada bir ikiye katlandı.
Sadece Avrupa’da geçen hafta 169 kişi hayatını kaybetti. Bu ölümlerle Avrupa kıtasında domuz gribinden ölenlerin sayısı 670’e yükseldi. Rapora göre, Avrupa’da 4 bin 400 kişi domuz gribi şüphesiyle hastaneye yattı. Test yapılan grip vakalarının yüzde 99’u ise domuz gribi çıktı. Avrupa’da 9-15 Kasım haftasında yapılan testlerde 19 binden fazla domuz gribi vakası tespit edildi.
Pozitif numune rekoru
Avrupa çapındaki test sonuçlarını inceleyen Hollanda Sağlık Araştırmaları Enstitüsü uzmanı John Paget, “Normalde grip sezonunda en fazla 3 bin vakayı incelerdik. Kayıtları tutmaya başladığımız 1996 yılından beri bu kadar pozitif numune almamıştık” dedi.
İngiltere lider
Şu anda İngiltere’de 180 hasta domuz gribi nedeniyle yoğun bakım altında. Bu sayı Fransa’da 81, Hollanda’da 38, Norveç’te ise 24… Salgının İtalya, Norveç ve İsveç’te “çok yüksek şiddet”te, Bulgaristan, Danimarka, Almanya, İzlanda, İrlanda, Polonya ve Portekiz’de “yüksek şiddet”te.
Dünyada 14’üncü sıradayız
1 – Brezilya 1368
2 – ABD 1265
3 – Arjantin 600
4 – Meksika 573
5 – Hindistan 553
6 – Kanada 250
7 – İngiltere 216
8 – Peru 190
9 – Avustralya 189
10 – Tayland 185
11 – Kolombiya 151
12 – Şili 140
13 – İspanya 115
14 – Türkİye 112
15 – Venezuela 107
16 – İran 100
17 – G. Afrika 91
18 – Fransa 84
19 – S. Arabistan 81
20 – İtalya 76
DOMUZ GRİBİ İLE MEVSİMSEL GRİBİ KARIŞTIRMAMAK İÇİN HAZIRLIKLI OLUN
15 October 2009 Yazan admin
Kategori Aile Sağlığı
Kış mevsimine girerken grip türleri arasındaki farkı ayırt etmek giderek güçleşiyor. Özellikle mevsimsel grip ile domuz gribi arasındaki farkları ayırt etmek, hem toplum, hem de sağlık çalışanları açısından gerekli tedavileri hızla başlatabilmek için kritik bir önem taşıyor. Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Cem Sungur, “Mevsimsel influenza aşısı domuz gribine karşı koruyucu değildir ama belirtilerini anlamak açısından faydası dokunabilir” diyor
Altı ay gibi kısa bir sürede dünya genelinde büyük bir paniğe neden olan “Domuz Gribi” yani influenza A (H1N1) bu kışın en büyük salgınlarından biri olacak gibi görünüyor. Kış mevsiminin gelmesiyle özellikle mevsimsel griple domuz gribini birbirinden ayırt etmenin zor olacağına dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Cem Sungur, “Eğer mevsimsel Influenza aşısını olması gereken kişiler şimdiden aşılanmazsa, toplumda her iki enfeksiyonun bir arada yaygınlaşması birçok sorun yaratacak” dedi.
Domuz gribi vakası için olağan grip aşısının koruyucu olmayacağını ancak bu hastalıkla mevsimsel gribin ayırt edilmesinde yardımcı olacağına dikkat çeken Prof. Dr. Cem Sungur, hastalıkla ilgili soruları şöyle yanıtladı.
Sizce influenza A (H1N1) tanısında güçlükler yaşanacak mı?
Ülkemiz açısından düşünüldüğünde, konuşma dilimize yerleşmiş olan “grip” teriminden kaynaklanan yanlış anlamalar olabilir. Grip denildiğine nezleden zatürreye kadar değişen her türlü solunum yolu enfeksiyonu anlatılmaya çalışılıyor. İnfluenza A (H1N1) ise belirli bir virüsün neden olduğu, temel olarak solunum sisteminde görünen ama vücudun tümünde sorunların başgöstermesiyle kendisini belli eden bir enfeksiyondur. Salgın sırasında olası hastaların belirlenip tedavi ve önlemlerin bir an önce başlatılabilmesi için standart tanımlar kullanılır. Bu nedenle influenza belirtilerinin hem toplum hem de sağlık çalışanları tarafından çok iyi bilinmesi gerekiyor. Aksi taktirde gereksiz panikler yaşanabilir ve sağlık sistemi aşırı yüklenebilir.
Tedavisinde sorunlarla karşılaşılacak mı?
Virüsler ve bakteriler arasındaki farkın çok iyi anlaşılmaması sorunlara neden olabilir. Söz konusu salgına influenza virüsü neden oluyor ve antibiyotikler virüslere hiçbir etki göstermiyor. Bu nedenle gereksiz yere antibiyotik kullanılması, hem yalancı bir güven hissi uyandırdığından, hem de yan etkilere neden olacağından tedavide aksama ve gecikmelere neden olabilir.
Mevsimsel grip aşısının koruyucu bir etkisi olacak mı?
Mevsimsel influenza her yıl olduğu gibi tatil bitip okullar başlayınca toplumda yaygınlaşacak. Yıllardır olageldiğimiz grip aşısının bu yeni virüs açısından koruyuculuğu yok. Ama bu sene mevsimsel grip aşısının değeri her zamankinden daha fazla. Mevsimsel influenza ile bütün dünyada yaygınlaşan influenza A (H1N1) enfeksiyonunu birbirinden ayırt etmek zor olacak. Eğer mevsimsel Influenza aşısını olması gereken kişiler, şimdiden aşılanmazsa, toplumda her iki enfeksiyonun bir arada yaygınlaşması birçok sorun yaratacak.
Genelde influenzanın, özelde domuz gribinin en korkulan komplikasyonu hangisi?
Influenza virüsleri vücuda girdikleri zaman solunum sistemi hücrelerine yerleşerek hasar meydana getirmeye başlıyorlar. Ayrıca vücudun bağışıklık sistemini uyararak iltihaplanma yapan birçok kimyasal maddenin üretilmesine neden oluyorlar. Bu kimyasal maddeler zaten hasarlı solunum sistemine ulaşınca solunum yolları tıkanıyor, vücuda oksijen alınamaz oluyor ve solunum yetmezliği gelişiyor. Yoğun bakım ortamında ve bir solunum aygıtı aracılığıyla tedavi gerektiren bu sorun influenza sonucu gelişen ölümlerin asıl nedenidir. Şu ana kadar Güney Amerika, Avustralya ve ABD’de hastalanan insanlardan elde edilen veriler, solunum yetmezliği açısından özellikle risk altında olan bazı insanların olduğunu gösteriyor:
1) Gebeler
2) Lohusalık dönemindeki kadınlar
3) Kilosu fazla olan insanlar (obez kişiler)
4) Virüsün dolaşım sistemine çok miktarda geçtiği ve başka sağlık sorunları olanlar.
Dolayısıyla Influenza A (H1N1) aşısı kullanıma girdiğinde öncelik tanınacak bireyler de bu tanıma uyan kişiler olacak.
Yeni influenza virüsü akciğerler dışındaki organlarda sorun yaratabiliyor mu?
Influenza A (H1N1) virüsünün salgın yaptığı ülkelerdeki deneyimler, ikinci önemli komplikasyonun çocuklarda görülen merkezi sinir sistemi sorunları olduğunu gösteriyor. Özellikle beyin dokusunun iltihaplanması anlamına gelen “ansefalit” geliştiği zaman, hastalar genellikle kaybediliyor. Bu nedenle Influenza enfeksiyonu sırasında bilinç durumunda değişiklik, havale veya vücudunun bir bölgesinde güçsüzlük gelişen hastaların hemen bir sağlık merkezine başvurmaları gerekiyor.
Ateş, influenzanın en önemli belirtisi. Tedavisinde nelere dikkat edilmeli?
16 yaşından küçük çocukların ve emziren annelerin ateşi düşürmek için aspirin veya aspirin içeren ilaçları almamaları gerekiyor. Çünkü aspirin alındığında, ender olarak ortaya çıkan ama geliştiği zaman da ölümcül olabilen bir başka hastalık, Reye Sendromu, ortaya çıkıyor.
Influenza başka enfeksiyonlara yatkınlık yaratıyor mu?
Yine ülkemizde daha yoğun yaşanması beklenen sorunlardan birisi de influenzanın hasar verdiği solunum sisteminde gelişen zatürreler. Hastaların Influenza’yı atlatmalarının hemen arkasından ortaya çıkan ikinci bir ateşlenme ve balgamla birlikte olan öksürük bu önemli sorunun habercisi. Ülkemizde yüksek orandaki sigara tüketimi sonucu gelişen kronik solunum yolu hastalıkları bu soruna yatkınlığı daha da artırıyor.
ADET DÜZENSİZLİĞİ NEREYE KADAR NORMALDİR?
15 October 2009 Yazan admin
Kategori Aile Sağlığı
Adet kanamaları, ergenlikle birlikte başlayan ve menopoz yıllarına kadar her ay devam eden düzenli kanamalardır. Normali bunun 26-32 günde bir olanı ve 3-5 gün sürenidir. Günde 2-4 ped arası kanama olması da doğaldır. Hastaların en çok sorduğu, “Benim adetlerim neden düzensiz?” sorusudur. Bu sorunun altında, aslında düzenli adet görseler de psikolojik olarak şartlandıkları için her ay aynı günlerde adet görmeyi beklemekten kaynaklanan bir eğilim vardır.
Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü Sorumlusu Prof. Dr. Cihat Ünlü, ortalama 28 gün olan adet döngüsünün 26-32 günde bir olmasının da normal kabul edileceğini, bundan farklı sürelerin adet düzensizliği olarak nitelendirilebileceğini söyledi. Prof. Dr. Cihat Ünlü, kadınların adet düzensizlikleri hakkında sık sordukları soruları yanıtladı:
Kadınlarda Ne Tür Adet Düzensizlikleri Oluyor?
Sık adet görme (15-20 günde bir)
Seyrek adet görme, 35 günden uzun (2-3 ayda bir)
Adet dışı dönemlerde kanamalar olur
Fazla miktarda adet görebilir, süresi uzayabilir, miktarı çok fazla olabilir, 8-10 gün devam edebilir, günde 6-12 ped kullanılabilir
Adet miktarının çok az olması, bu da her zaman patolojik değildir. Doğum kontrol hapı ve benzeri ilaç kullanan kadınların adet miktarı azalır, bazı özel hormonlu spirallerde de adet miktarı azalabilir. Bunun dışındaki dönemlerde adet miktarının azalması nadiren olur.
Adet düzesizliklerinin en ileri boyutu “amenore”de hiç adet görememe söz konusudur. Eğer bir genç kız 15-16 yaşına gelmiş ve hala adet görememişse, mutlaka sebepleri araştırılmalıdır.
“Fizyolojik amenore”ler var. Gebelik döneminde kadın adet görmüyor, ergenlik öncesi ve menopoz, emzirme döneminde görülmüyor.
Bir Kadın Neden Adet Görür?
Adet görmenin temelinde yatan sebep şudur:
Rahim her ay yumurtlama olayını takiben gelecek bir bebeğe hazırlanıyor, rahim duvarları kalınlaşıyor, gelebilecek bir embriyonun yuvalanması için adeta kadife bir yatak hazırlıyor. Bu hormonların etkisiyle oluyor. Yumurtlama döneminde cinsel ilişki olmadıysa ya da korunuyorsa gebelik oluşmayınca kalınlaşan, bebeğin yuvalanması için hazırlanan bu rahim içi tabakası (endometrium) kanamayla dökülüp dışarı atılıyor. Bunun ardından tabaka yeniden kalınlaşıyor. Yeniden bebek için hazırlanıyor. Bu süreç menopoza kadar her ay tekrarlıyor. Düzenli adet görmesi sağlanmış oluyor.
Neden Adetleri Düzensiz Olabilir?
Bir kadında bütün hormonal sistemi işleten mekanizma beyinden başlıyor. Yumurtalık hormonları üretiliyor, rahim duvarları kalınlaşıyor. Beyindeki bu sistemi başlatan mekanizma üzerinde her türlü faktör, stres, ruhsal sorunlar, mevsim değişiklikleri, uzun uçak yolculukları, sizi etkileyebilecek her türlü olay adet düzenini değiştirebilir. Hormonlardaki sorunlar, yumurtlama olayının olmaması, yumurtlamadaki sorunlar, polikistik over hastalığı, yumurtalıklarda minik kistler adet düzensizliklerine yol açabiliyor. Bunların dışında en önemli sebep bu hormonal faktörleri dışladıktan sonra araştıracağımız organik sorunlardır. Rahimdeki myomlar rahim iç tabakasında yerleştiyse adet düzensizliğine neden oluyor. Diğer myomlar da adet düzensizliğine yol açıyor. Kistleri de unutmamak gerekiyor.
Tedavide Neler Yapılıyor?
Önce sebebi bulmak amacıyla kadını çok detaylı jinekolojik muayeneden geçiriyoruz. Genç kızlarda ultrason yapıyoruz. Rahimdeki myomları, yumurtalık kistlerini, organik sorunları dışladıktan sonra hormonlarına bakıyoruz, vajinal smear, ultrason yapıyoruz. Tümör değerlerine bakıyoruz, hormonal faktör söz konusu ise düzeltici tedaviler verebiliyoruz. Kistleri eriten tedaviler de uyguluyoruz. Laparoskopi ile bunları çıkartıyoruz, myomları alıyoruz. Rahim iç boşluğunda yerleşen myomların mutlaka çıkarılması gerekiyor. İlaç tedavisi ile bunları düzeltmek mümkün değil. Histeroskopi denilen ileri teknoloji ile hiç karnı açmadan bu tür myomları çıkarıp adet kanamalarını düzenli hale getirebiliyoruz. Her kadına tavsiyem, ergenlik çağından itibaren adet takvimini düzenli olarak tutmalarıdır. Her kadının yılda bir veya iki kere adet düzensizlikleri olabilir. Bunlardan paniğe kapılmasınlar. Bu düzensizlikler birkaç ay boyunca tekrarlayıp artıyorsa mutlaka hekime başvurmak gerekiyor. Kistler, myomlar daha çok küçük aşamadayken basit tedaviler ile önlenmelidir. Çok nadiren kanamalar rahmin alınmasını gerektirecek boyutta olabilir. Daha basit yöntemlerle bunu çözebiliyoruz. 51 yaşında ve rahminin içi myom dolu olan bir kadını sağlığına kavuşturabilmek için rahmini alabiliriz ancak 28 ki yaşında bir kadına bunu öneremeyiz.
Sancılı Adet Günlük Yaşamı Olumsuz Etkiliyor
Sancılı adet görmek kişinin gerek sosyal gerekse iş hayatını olumsuz etkileyebiliyor. Kişi ağrıları düşünmekten günlük hayatına odaklanmakta zorluklar yaşayabiliyor. Prof. Dr. Cihat Ünlü, bu sancıların aslında fizyolojik olduğunu ve oluşan adet kanının rahmin açılarak dışarı atılması gerektiğini, rahmin kasılması sonucunda da az veya çok ağrı oluştuğunu söylüyor. Sancılı adetin çok ciddi bir sağlık sorunu olduğuna değinen Prof. Dr. Cihat Ünlü, şunları söyledi:
“Bu da çok ciddi bir sağlık sorunu. İncelemelerle birlikte tüm muayeneleri yapıyoruz. Kistler, myomlar, endometriozis dediğimiz çikolata kistleri buna neden oluyor. Bu kistlerin teşhis edilir edilmez çıkartılması önemli bir faktör. İlaç tedavisini mutlaka kullanıyoruz. İlaç tedavileri öncelikle bu kistlere yönelik olarak verilebilir. İlaçla önlenebilecek kistleri ortadan kaldırıyoruz. Ağrıya yönelik tedaviler veriyoruz, çok çeşitli ağrı kesiciler kullanıyoruz. Hasta henüz ağrı başlarken ilacı alırsa daha etkili oluyor. Ağrı kesici tedavisinde en önemli kriter bu. Doğum kontrol hapları da yumurtlamayı baskılayarak adet dönemi sancılarını ortadan kaldırabiliyor. Etkili olabilmesi için bu hapların belirli dönemlerde kullanılması gerekiyor.”
ERKEKLERE CİLT BAKIMI TÜYOLARI
15 October 2009 Yazan admin
Kategori Aile Sağlığı
ERKEKLERE CİLT BAKIMI TÜYOLARI
Zamane erkeğinin bakımlı ve dış görünümüne düşkün olduğunu bilmeyen kalmadı artık! Etkileyici ve sağlıklı bir görüntü için atılacak ilk adımın temiz ve bakımlı bir cilt olduğunu söyleyen Medical Park Bahçelievler Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Gökhan Okan; modern çağın metroseksüel erkeklerine basit ama etkili bakım tüyoları verdi:
Erkeklerde cilt bakımının temeli; cilt temizliği, nemlendiriciler ve güneş koruyucu kremlerdir. Ayrıca akne izi sorunu olanlar peeling ve lazerden, derin çizgileri oluşanlar ise botoks ve dolgu gibi neştersiz yöntemlerden yararlanabilir. Yıllara meydan okuyan ve yaşlanmayı geciktirmek isteyen erkekler ise retinoik asit, vitamin C ve meyve asidi içeren kremler kullanabilir
Medical Park Bahçelievler Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Gökhan Okan; dış görünümüne önem veren, akıp giden yıllara teslim olmak istemeyen erkekler için bakım reçetesi yazdı:
· ERKEKLERİN CİLDİ DAHA KALIN: Erkeklerin cilt yapısı kadınlardan farklıdır. Testesteron hormonu, cildin daha kalın, daha yağlı, gözeneklerin daha geniş olmasına neden olur. Yağ salgısının fazla olması aknenin erkeklerde daha şiddetli ve daha uzun sürmesine yol açar. Kas geliştirmek üzere veya atletik performansı arttırtmak amacıyla anabolik steroid değimiz ilaçların kullanılması da şiddetli akne formlarının ortaya çıkmasına neden olur.
· SİVİLCELERİNİZİ SAKIN SIKMAYIN: Akne tedavisinde dıştan uygulanan ve ağızdan alınan ilaçlardan yararlanılır. Akneden kaynaklanan izlerin engellenmesi açısından tedavinin mümkün olduğunca erken başlanması ve sivilcelerin kesinlikle sıkılmaması gerekir. Akne izleri kişinin ileri yaşamında büyük bir sorun olabilir.
· AKNE İZİ OLANA PEELİNG GEREK: Akne izlerinin tedavisinde peeling (deriyi soyma), deri tıraşlama ve lazer işlemlerine başvurulur. Akne izinin şiddeti kullanılacak yöntemin çeşidini belirler. Peeling; hafif, orta ve derin şiddette derinin soyularak atılması, alttan yeni sağlıklı daha az izli bir derinin gelmesini hedefler.
· ERKEK DAHA GEÇ YAŞLANIYOR: Kollajen salgısı erkeklerde daha fazladır. Derinin kalın, kollajenin fazla olması erkeklerde cilt yaşlanmasının daha geç başlamasını sağlar. Deride incelme, çizgilerde belirginleşme 40-50’li yaşlarda kendini belli eder. Ancak dışarıda geçirilen zamanın daha fazla olması ve güneş koruyucu kullanımına önem verilmemesi, dışsal faktör kökenli yaşlanmanın erkeklerde daha belirgin olmasına sebebiyet verir ki; bu yüzden de erkeklerde derin kırışıklar daha belirgindir.
· ÇİZGİLER ÇIKTIYSA BOTOKS ZAMANI: Derin çizgilerin ortadan kaldırılması için botoks, dolgu enjeksiyonu ve lazer yöntemine başvurulur. Botoks ve dolgu kişinin günlük yaşamını etkilememesi ve kısa sürede yapılması açısından tercih edilmektedir.
· GENÇ KALMAK İSTEYENLERE VİTAMİNLİ KREM: Yaşlanmayı geciktirmek amacıyla retinoik asit, vitamin C, meyve asidi içeren kremlerden faydalanılır. Sigara ve alkol tüketiminin az olması, düzenli beslenme ve spor da yaşlanmanın gecikmesinde etkili olmaktadır.
· EN ETKİLİ PEELİNG TIRAŞ: Erkeklerin günlük yaptıkları sakal tıraşı; sakalların ve ölü deri tabakasının atılmasını sağlar. Tıraş aslında bir çeşit peeling görevi görür. Ancak cilt tıraştan dolayı hassaslaşır. Bu yüzden tıraş öncesi alkol ve mentol içermeyen tıraş kremleri tercih edilmelidir. Tıraşın, kılların yönüne göre yapılmasına özen gösterilmelidir.
· TIRAŞ SONRASI NEMLENDİRİCİ ŞART: Özellikle kıvırcık kıl yapısına sahip kişilerde deriden kabarık şekilde kendini belli eden kıl batıkları görülebilir. Kıl batığı kişiyi kozmetik olarak rahatsız etmenin yanında enfeksiyona da yol açabilir. Tıraşta hijyene önem verilmelidir. Tıraş sonrası ise cildi tahriş etmeyen nemlendirici sürülmelidir. Alkol içeren after-shave losyonlar ciltte yanma, batma ve karıncalanma gibi şikayetlere neden olur.
· ERKEKLERE DE EPİLASYON YAPILIR: Erkeklerin son yıllarda dermatologlara başvurdukları sorunlardan biri de vücut kıllarından uzaklaşma yöntemleridir. Boyun, sırt ve göğüs kılları erkek hastalarda kozmetik olarak sorun yaratmaktadır. Lazer epilasyon; bu bölgelerdeki kılların uzaklaştırılmasında etkili olmaktadır. Lazer epilasyon sadece kozmetik bir tedavi yöntemi olmayıp, boyun bölgesinde tıraştan kaynaklanan kıl batıklarını da tedavi edilmektedir.
· TERLEYEN ERKEKLERE BOTOKS: Ter bezleri sayısı erkeklerde kadınlara göre daha fazladır. Fazla salgılanan ter, hastayı kozmetik olarak rahatsız etmenin yanında bakteri ve mantar enfeksiyonu gelişimine zemin hazırlar. Terin azaltılması amacıyla hafif vakalarda dıştan uygulanan ilaçlara başvurulur. Terleme çok ileri durumlardaysa botoks enjeksiyonu bu yönde de etkili olur.
· HER ERKEĞİN KABUSU SAÇ DÖKÜLMESİ: Testesteron hormonu, genetik olarak yatkınlığı olan kişilerde, erkek tipi saç dökülmesi dediğimiz saçın ön kısmında açılmaya neden olur. Dökülme otuzlu yaşlarda kendini belli eder. Genetik faktörlerin yanında yetersiz beslenme, kullanılan ilaçlar ve stresin de dökülmede arttırıcı rolü vardır. Kimyasal maddelerin saça çok fazla uygulanması dökülmeyi arttırıcı diğer sebeplerdir. Erkek tipi dökülme medikal ve cerrahi yöntemlerle tedavi edilir. Medikal tedavilerin uzun süreli olduğu konusunda hastalar bilgilendirilmelidir.
BAKIMLI ERKEKLER BUNLARI MUTLAKA YAPIN!
Erkeklerde cilt bakımının temel öğeleri cilt temizliği, nemlendiriciler ve güneş koruyuculardan oluşur.
Cilt günde iki defa temizlenmelidir. Ciltteki yağ ve kir artıkları bu şekilde uzaklaştırılır.
Cildinizi her gün nemlendirin. Kullanılacak nemlendiricinin güneş koruyucu içermesi, dışsal kaynaklı yaşlanmanın engellemesinde de etkili olur.
Yüzünüzü ılık suyla yıkamanız, cildinizin tıraşa uyumunu sağlar.
Cildin tahriş olmasını önlemek için tıraş bıçağınızı haftada bir yenileyin.
Tıraş sonrası cildi tahriş etmeyen nemlendirici sürülmelidir.
Düzenli uyumaya özen gösterin. İyi bir gece uykusu yaşlanmaya karşı en etkili yöntemlerden biridir!
Cildinizin kurumaması için günde iki litre su içmeye özen gösterin.
Kadınlar sistitten çok çekiyor
14 October 2009 Yazan admin
Kategori Aile Sağlığı
Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Üroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Ergen, idrar yolu enfeksiyonlarının görülme sıklığının oldukça yüksek olduğunu ve yeni doğan dönemi hariç özellikle kız çocuklarında daha fazla görüldüğünü söyledi.
Ergen, enfeksiyon riskinin 11 yaş altı kız çocuklarında yüzde 3-5, aynı yaş grubundaki erkek çocuklarında ise yüzde 1 olduğunu ifade etti.
Üriner sistem enfeksiyonu olan sistitin en sık kadınlarda görüldüğünü belirterek, ”Kadınlarda görülen enfeksiyonların yüzde 40′ından sistit sorumludur ve kadınların yüzde 20’si yaşamları boyunca en az bir kez sistit olurlar” diye konuştu.
Hastalığın genellikle 20-40 yaş arasında ve menapoz sonrasında sık görüldüğünü ifade eden Ergen, bazı faktörlerin hastalığın oluşumunda etkili olduğunu bildirdi. Ergen, ”İdrar sondası kullanımı, hamilelik, diyabet, genital hijyene dikkat edilmemesi, önceden geçirilmiş felç gibi mesane boşalmasını engelleyebilecek durumlar, yaşlılığın ve idrar yolunda çeşitli nedenlerle oluşan daralma veya tıkanmalar, sistit oluşumunu tetikleyebilir” uyarısında bulundu.
İDRAR YAPARKEN YANMA HİSSİNE DİKKAT
Ergen, idrar yaparken yanma ve sızının, sistitin en önemli belirtisi olduğuna dikkati çekerek, ‘’sık idrara çıkma, bazen idrardan kan gelme, ağrının kasıklara ve makat kısmına yayılması, idrarın kötü kokulu olması, ilişki esnasında hissedilen ağrıların hastalığın habercileri” olduğunu bildirdi.
Sistitin, erken dönemde ve uygun biçimde tedavi edildiğinde çok önemli bir hastalık olmadığını belirten Ergen, ”Tedavi edilmediğinde mesanenin koruyucu döşemesi bozulabilir, şikayetler kronik hale gelebilir” dedi.
Ergen, tanı için idrar kültüründe üreyen mikroorganizma için duyarlılık testi yapıldığını anlatarak, uygun antibiyotik kullanımı ile enfeksiyonun 5-7 gün içinde tedavi edildiğini söyledi.
Antibiyotik tedavisiyle birlikte bol sıvı alınması, kafein içeren içeceklerin diyetten çıkarılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Ergen, sıcak su uygulamasının da spazmı önlediği için faydalı olduğunu kaydetti.
Fazla kilolar kadın ömrünü kısaltıyor
14 October 2009 Yazan admin
Kategori Aile Sağlığı
* Soru: Yazın tatille beraber birkaç kilo aldım. Ancak ne kadar uğraşırsam uğraşayım bir türlü veremiyorum. Birkaç kilo bu kadar önemli mi? Vermesem sağlığım için bir zararı olur mu? Seda Ü./Ankara
Kilo fazlalığı ve obezite sorunu günümüzde azalmak bir yana giderek artıyor. Peki kilonuzun normal değerlerde olup olmadığını nasıl anlayacaksınız? İşte bu noktada vücut kitle endeksinizi hesaplamak önem kazanıyor. Vücut kitle endeksinizi, vücut ağırlığınızı (kilo olarak), boy uzunluğunuzun (metre olarak) karesine bölerek hesaplayabilirsiniz…
Örneğin 70 kilo, 160 cm olan birinin vücut kitle endeksi 70/(1.60 x 1.60) olarak 27.3 kg/m2 oluyor. Bu değer 25′i geçtiğinde kilolu, 30′u geçtiğinde ise obez kategorisinde sayılıyorsunuz.
ZORLANIRSINIZ!
Araştırmalar orta yaşlara obez olarak giren kadınlarda, ileri yaşlara ulaşma olasılığının yüzde 80′e varan oranlarda azaldığını gösteriyor. Amerika’da 17 bin kadını 24 yıl boyunca takip eden bir çalışma, vücut kitle endeksindeki her bir puanlık artışın 70 yaşında sağlıklı bir kadın olma olasılığınızı yüzde 12 azalttığını gösterdi.
18 yaşından itibaren alınan her kilo 70 yaşı geçme ihtimalinizi yüzde 5 azaltıyor.
18 yaşında kilolu olup, üzerine yıllar içinde 10 kilo alırsanız 70 yaşa ulaşma şansınız yaklaşık yüzde 20. Üstelik burada söz konusu olan sadece kalp-damar problemleri, şeker hastalığı, kas-eklem problemleri gibi kronik hastalıklara yakalanma riski de değil! Kilonuzdaki ufak artışlar fiziksel ve zihinsel kapasitenizi de azaltıyor.
Yani ileri yaşlarda kendi kendine yeten, oturup kalkabilen, yürüyüp ihtiyaçlarını giderebilen, ev işlerini, alışverişini tamamlayabilen, torunlarıyla konuşup oynayıp, finansal olarak kendini idare edebilen bir ‘genç’ yaşlı olmak istiyorsanız en başta kilonuza dikkat etmeniz gerekiyor. Uzmanlar bu risklerin erkekler için de geçerli olduğunu belirtiyor. Bu nedenle kilo problemini hafife almayın.
BELİNİZİ ÖLÇÜN!
İşe önce beslenmede yaptığınız yanlışlarınızı gözden geçirmekle başlayın. Doğru beslenme alışkanlıkları edinin. Vücut kitle endeksinizi dikkatle hesaplayın. Hatta buna bel ölçünüzü de ekleyin. Bel çevrenizi kadınsanız 80, erkekseniz 88 cm altında tutmaya gayret edin. Beslenmeye gösterdiğiniz özeni egzersiz için de mutlaka gösterin. Günde en az 30-60 dakika arası orta şiddette aktivite yapın. Gerektiğinde uzman bir doktora ve diyetisyene başvurmaktan kaçınmayın.
BİRÇOK KİŞİ GİZLİ DİYABETLİ OLDUĞUNUN FARKINDA DEĞİL
* Soru: Şimdiye kadar bir rahatsızlığım yoktu. Son zamanlarda ise ani şeker yükselmeleri yaşıyorum. Acaba bende gizli diyabet mi var? Bu nasıl anlaşılır? Esin T./İst
Amerika’da 2003-2006 yılları arasında 24 bin 275 kişi üzerinde yapılan Ulusal Sağlık ve Beslenme Değerlendirme Araştırması’na göre pek çok kişi gizli şeker hastası olduğunun farkında değil. Yetişkinlerin yaklaşık dörtte birinde gizli diyabet var.
ŞEKERİNİZİ ÖLÇTÜRÜN!
Oysa sadece yüzde 4′ü bu durumdan haberdar. Gizli şeker hastalığı ön diyabet olarak da bilinir. Açlık kan şekeri ve glukoz toleransında bozulmayla ortaya çıkar. Tip 2 şeker hastalığına dönüşebilir, kalp hastalığı ve inme riskini arttırır. Bu durum daha sık olarak ileri yaşlarda, kilolu kişiler ve kadınlarda karşımıza çıkıyor. Gizli şeker tanısı konulanlar beslenme ve egzersiz gibi hayat tarzı değişimleriyle bu riskleri önleyebilir. Bu nedenle eğer şimdiye kadar kontrol ettirmediyseniz; açlık kan şekerinizi mutlaka ölçtürün.

