Strese karşı yoga yapın

20 June 2010 Yazan zifiri  
Kategori Ruhsal Sağlık

Strese karşı yoga yapın!

Yoga kelimesinin geçtiği pek çok yerde muhakkak sukhasana pozunda oturmuş bir yogi resmi olur. Temel meditasyon asanalarından biri olan sukhasananın kelime anlamı hoş duruş, latif poz, mutluluk veren pozdur. En önemli faydası zihnin sakin bir hale getirilmesidir. Devamını oku

Gençler yaşlılardan daha yalnız

18 June 2010 Yazan zifiri  
Kategori Ruhsal Sağlık

Gençler yaşlılardan daha yalnız

Akıl Sağlığı Vakfı’nca yapılan araştırmaya göre,İngiltere’de tüm yaş grupları genelinde her 10 kişiden biri kendisini yalnız hissediyor. Yalnızlık, insanın fiziksel sağlığını olumsuz etkileyebilen bir unsur olarak görülüyor. Devamını oku

Neden beynimizde fırtınalar var?

18 June 2010 Yazan zifiri  
Kategori Ruhsal Sağlık

Neden beynimizde fırtınalar var?

İnsanlar sevgi, şefkat, empati, mizah gibi dünyayı daha iyi ve yaşanılabilir kılan özellikler kadar; kötülük, nefret, acımasızlık, ihanet ve yanlış anlama gibi karanlık özellikllere de sahiptirler. Devamını oku

Duygusal sağlığınızı güçlendirmenin 5 yolu

18 June 2010 Yazan zifiri  
Kategori Ruhsal Sağlık

Duygusal sağlığınızı güçlendirmenin 5 yolu

Değiştireceğiniz ve birkaç gündelik alışkanlığınızla daha güçlü ve dirençli bir duygusal sağlığınız olabilir.İlk adım olarak daha duyarlı bir arkadaş olmaya gayret edin. Sevdiklerinizle daha çok vakit geçirin. Sosyal çevrenizi genişletmek için ilgi alanlarınızla uyuşan kulüp ve derneklere üye olmayı deneyin. Devamını oku

Depresyon ilaçları çare değil mi?

26 May 2010 Yazan zifiri  
Kategori Ruhsal Sağlık

Depresyon ilaçları çare değil mi?

Beynin belli bir bölgesine belirli bir süre uygulanacak olan elektrik akımının depresyonu tedavi edebileceği belirlendi.

Archives of General Psychiatry adlı tıp dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, beynin belli bir bölgesine elektrik akımı uygulamayı öngören Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS) adlı yöntem, depresyona karşı kullandığı ilaçtan sonuç alamayan insanlara önerilebilecek. Devamını oku

Mevsimsel depresyona karşı önlem alın

09 January 2010 Yazan admin  
Kategori Ruhsal Sağlık

Bahar yorgunluğu adıyla bilinen mevsimsel ve geçici depresyonun, fark edilip gerekli önlemler alınmadığı takdirde, ağır rahatsızlıklara neden olabilirken Tükenmişlik sendromunu tetikleyebiliyor.

Türkiye Psikiyatri Derneği Bursa Şubesi Başkanı İbrahim Karakılıç yaptığı açıklamada, iklim değişikliğine bağlı olarak insanların duygu durumlarında değişiklikler olabileceğini belirtti.

Bu zamanlarda, bahar yorgunluğu olarak da bilinen geçici, mevsimsel depresyonlara rastlandığına dikkati çeken Karakılıç, mevsimsel depresyonların, halsizlik, bitkinlik ve çöküntü hissi verdiğini vurguladı.

Karakılıç, yoğun çalışma temposu, ekonomik kriz, hava kirliliği gibi dıştan gelen nedenlere bağlı uzun süreli strese maruz kalınması durumunda, kişinin tükenmişlik sendromu yaşayabileceğini belirterek, şöyle konuştu:

“Bahar depresyonları aniden gelir. Kişi, iyiyken birden kötü olur ama tükenmişlik sendromu, baharla birlikte tetiklenir. Kişi, mevsimsel geçişe kadar zoraki idare ediyordur. Baharla birlikte durumu daha da ağırlaşır. Bu durumda bahar yorgunluğu ile tükenmişlik sendromunu birbirine karıştırmamak gerekir.”

Çalışma hayatıyla özel hayat arasındaki denge

Tükenmişlik sendromunun, yaşamın bir anlamı yokmuş hissini verdiğini ve yaşamın anlamsızlığı konusunda bunalan kişinin de kendini tükenmiş hissettiğini ifade eden Karakılıç, şöyle konuştu:

“Ağırlıklı olarak endüstrileşmiş topluluklarda insanlar, nasıl yaşayacağını bilemiyor, ‘İnsan mıyım, makine miyim’ ikileminde kalıyorlar. Bu büyük bir sıkıntı. Tükenmişlik sendromundan kurtulmak için yaşam koşullarının düzeltilmesi lazım. Bu mümkün değilse, bu sendroma yakalanmamak için mümkün olduğunca alışveriş merkezlerine değil, doğaya gitmeli, televizyon karşısında daha az oturarak, sevdiklerimize daha çok zaman ayırmalıyız. Bunlar başarıldığında insan varoluşunu hissediyor. Sendroma yakalanmamak ve sendromdan kurtulmak için özet olarak en önemli şey, çalışma hayatıyla özel hayatımız arasındaki dengeyi kurmak.”

Karakılıç, tükenmişlik sendromunun hafife alınmaması gerektiğine işaret ederek, tedavi uygulanmaması durumunda, panik atak, obsesif kompulsif bozukluk, huzursuzluk, gerginlik, iş yerinde performans düşüşü, aile içi ve toplumsal ilişkilerde bozulmalar ile psikosomatik rahatsızlıklar olan reflü, mide ülseri, vücutta döküntüler ve sindirim sistemi problemlerinin ortaya çıkabileceğini kaydetti.

Bağımlı yakın ilişkiler hakkında

07 January 2010 Yazan admin  
Kategori Genel Sağlık, Ruhsal Sağlık

Yakın ilişki, ilişki içinde olduğumuz gibi olabilmemiz ve diğer kişinin de bunu yapabilmesi olarak tanımlanabilir. ‘Olduğumuz gibi olabilmek’; önemli konularımızı rahatlıkla konuşabilmemiz, duygusal açıdan önemli bulduğumuz noktalarda açık davranabilmemiz ve kabul ve sınırlarımızın belirgin olabilmesi anlamına gelir.

Diğer kişinin de bunu yapabilmesi demek de onun gerçek düşünceleri, duyguları ve inançlarına saygı duymak, onu değiştirme, inandırma ya da düzeltme gereğini duymamak demektir. Bir başka deyişle, iki tarafın da sessiz kalmadığı, benliğine aykırı davranmadığı, güçlerini, zayıflığını ve yeteneğini dengeli bir şekilde ifade edebildiği ilişkidir yakın ilişki.

Sağlıksız bağımlılık
Leyla Navaro ‘Tapınağın Öbür Yüzü’ (1996) adlı kitabında sağlıklı bağımlılık ve sağlıksız bağımlılık kavramlarından söz etmiştir. Sağlıklı bağımlıklar zaman zaman ilişki içinde her iki cins tarafından karşılıklı olarak yaşanabildiği sürece sevip sevilmenin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.

Navaro’ya göre, devamlı ilişkilerde, duyguların ve düşüncelerin açıkça ifade edilebilmesi, mutlulukların ve acıların çekinilmeden paylaşılması ve tarafların cinsel ve edinilmiş rollerine bağımlı olmadan birbirleriyle oldukları gibi olabilmeleri sağlıklı bağımlılığın göstergeleridir. Sağlıksız bağımlılık ise hastalık veya sorunlu bir dönem dışında, yaşamını sürdürmek için diğer başka bir kişiye sorgusuzca, çaresiz ve vazgeçilmez şekilde bağımlı olmak, günlük yaşamını onsuz sürdürememek hali olarak kendisini gösterir.

Bağımlı mısınız?
Aşağıda, bağımlı bir ilişkinin bazı belirtileri yer almaktadır. Size uygun gelip gelmediğine bakın:
- İlişkinin size zarar verdiğini bilmenize rağmen ilişkiyi bitirmek için etkin ve somut adım atamıyorsanız,
- İlişkiyi sürdürmek için kendi kendinize, gerçek olmayan ya da ilişkinin zararlı yönleri ile başa çıkacak kadar güçlü olmayan nedenler öne sürüyorsanız,
- İlişkiyi bitirmeyi düşündüğünüzde, sizi ilişkiye daha da fazla bağlayan, korkunç derecede bir kaygı ve korku hissediyorsanız,
- İlişkiyi bitirmek için adım attığınızda, fiziksel huzursuzluğu da içeren, size acı veren yoksunluk belirtileri gösteriyorsanız.

Bu belirtilerin birçoğu size uyuyorsa, büyük bir olasılıkla bağımlı bir ilişki yaşıyorsunuz ve kendi hayatınızı yönlendirme kapasitenizi yitirmişsiniz demektir. Bu duruma bir son vermek için öncelikle bağımlılığınızın temelini anlamaya çalışmalısınız. Bu şekilde, gerçekte bu ilişkinin daha iyi bir duruma gelip gelemeyeceği ya da ilişkiyi bitirmeniz gerekip gerekmediğini belirlemek için gerekli olan bakış açısını kazanırsınız.

Kronik depresyonun yaşı yok

07 January 2010 Yazan admin  
Kategori Genel Sağlık, Ruhsal Sağlık

ABD’de yapılan bir araştırma, kronik depresyonun 3 yaşındaki çocuklarda bile görüldüğünü ortaya koydu. Washington Üniversitesinde psikiyatr Doktor Joan Luby ve ekibinin yaptığı araştırma, ilk kez majör depresyonun çok küçük çocuklarda bile kronikleşebileceğini gösterdi.

Araştırma çerçevesinde, yaşları 3 ila 6 olan 200′den fazla çocuğun 2 yıl süreyle izlendiğini, 4 akıl sağlığı testi yapılan çocuklardan 75′ine majör depresyon teşhisi konulduğu belirtildi.

Araştırmanın başlangıcında depresyonda olan çocukların yüzde 64′ünde depresyonun 6 ay sonrasında da görüldüğü ve yüzde 40′ının iki yıl sonra da sorunları olduğu gözlendi. Çocukların neredeyse yüzde 20’sinin, yapılan tüm testlerde tekrarlayan ya da ısrarcı depresyonu bulunduğunun ortaya çıktığı bildirildi.

Ulusal Akıl Sağlığı Enstitüsünün maddi desteğiyle yapılan ve sonuçları “Archives of General Psychiatry” dergisinin ağustos sayısında yayımlanan araştırmada, tartışmalı bir konu olan, çocuklarda depresyon tedavisinin incelenmediği belirtildi.

Doktor Joan Luby, insanların, 6 yaşından küçük çocuklarda depresyon göstergesi olan davranış bozukluklarına çok fazla dikkat etmediğini belirterek, “6 yaşından küçük çocuklar, depresyona girmek etmek için duygusal açıdan olgunlaşmamış olduğundan bunun olabileceğini düşünmüyorlar” dedi.

Depresyonun en sıklıkla anneleri de depresyonda olan ya da başka davranış bozuklukları gösteren çocuklarda görüldüğü, depresyondaki çocuklar arasında, ebeveynlerinden birini kaybedenler, fiziksel ve cinsel tacize uğrayanlar olduğu kaydedildi.

Çocuklarda depresyonu inceleyen Duke Üniversitesinden psikiyatr doktor Helen Egger da, okul öncesi dönemdeki çocuklarda ruhsal durumun çabuk değişmesi ve öfke nöbetlerinin mümkün olduğunu belirtirken, depresyondaki çocukların oynarlarken bile üzgün göründüğünü ve oyunlarının konularının ölüm ya da diğer kasvetli mevzular olabileceğini söyledi.

Egger, sürekli iştahsızlık, uyku problemleri, ısırma, tekme atma ve vurmayı içeren sık öfke nöbetlerinin de, muhtemel depresyonun belirtileri olabileceğini kaydetti.

Araştırma ekibinin lideri Doktor Joan Luby de, çocuklarda depresyon göstergelerinden birinin de suçluluk duygusu olduğunun altını çizerek, örneğin depresyonda olan 3 yaşındaki bir çocuğun, kazara bir bardağı kırdıktan sonra annesine sürekli üzgün olduğunu söyleyebileceğini ve günlerce bu suçluluk duygusundan sıyrılamayabileceğini bildirdi.

Nevrozlar

04 January 2010 Yazan admin  
Kategori Ruhsal Sağlık

Nevrozda, kişi istek ve idealleri doğrultusunda ilerlerken aşamayacağı engellerle karşılaşırsa ümitsizliğe kapılır. Önce kendi yeteneklerini yargılar. Engelleri aşamadığı için çevresi tarafından eleştirildiği ve baskıya maruz kaldığı zaman çevreye kızar. Ancak çoğu zaman bu kızgınlığını dışa vurmaz, içinde tutar. Sitem ve kızgınlıklar üst üste geldikçe çeşitli sıkıntılar doğar ve bunlar kişiye huzursuzluk vermeye başlar.

Nevrotik kişide sürekli sinirlilik, gerginlik, korku, endişe, huzursuzluk, kuruntu, dikkati toplayamama, dengesizlikler ve ruhsal çöküntü hali görülür. Kişi karşılaştığı zorluklan aşmak için gayret etmek yerine onlardan kaçmaya çalışır. Sürekli olarak kendi duyguları, kendi umutları ve kendi sorunlarıyla ilgilidir. Kendine dönük olduğundan diğer insanlarla ilgilenmez. Sorumluluklarını yerine getirmediğinin farkında olması ve insanlardan bencilce beklentileri suçluluk psikolojisi yaşamasına neden olur.

Nevrotik kişi kendisine zarar verdiğini gördüğü halde, şaşırtıcı bir şekilde, aynı hataları tekrar tekrar yapar.
Olaylar ve kişiler hakkındaki yorumlarını genelleştirir. Örneğin bir kişinin söylediği sözü, herkes böyle söylüyor şeklinde aktarır. Yaşadığı olayları ise çok olumlu ya da çok olumsuz gibi keskin ayrımlarla değerlendirir. Benzer şekilde insanları da. Bir kişi onun için ya çok iyidir ya da çok kötü.

Nevrotik kişi sıklıkla olaylarla baş edemediği ve yapmak istediği şeyleri yapamadığı şeklinde sızlanır. İşin gerçeği; yapamamasından çok, yapmak istememesidir. Aslında korktuğu faaliyetten kaçmak istemektedir. Bunun için pek çok mazeret ileri sürer, yapmaları gereken etkinliği devamlı olarak ertelerler.

Nevrotik kişi, davranış bozukluklarından kendini sorumlu görmez, hep kendini haklı bulur. İç dünyasında suçluluk-kızgınlık hakimdir ve sevgiyi algılamakta zorlanır. Kendini sert bir biçimde yargılar, acımasızca eleştirir, değersiz görür. Böyle olduğuna dair sürekli delil toplamaya çalışır, ilgisiz yorumlarda bulunur ve devamlı bunun ıstırabını yaşar.

Bu kişiler nevrotik davranışlarıyla uyumsuz olabilirler fakat gerçekleri çarpıtmazlar. Aksine gerçeğin farkındadırlar ancak çıkış yolu bulamazlar.

Yaygın olarak görülen nevrotik bozuklukları aşağıda listelenmiştir:
Panik bozukluk
Panik bozukluk, nöbet şeklinde birdenbire beliren yoğun bir korku hissidir. Kişi, başına bir kötülük geleceğinden, felakete uğrayacağından, aklını kaybedeceğinden veya öleceğinden korkar, dehşete kapılır. Kontrolünü kaybedip ürkütücü şeyler yapacağı endişesi yaşar. Bu ataklar 5-10 dakika içinde ani olarak başlar, çoğu zaman 30 dakikayı geçmez. Ender olarak bir saati geçse de kendiliğinden son bulur. Atakların tekrarlaması olasıdır.

Panik ataklı bir hastada; çarpıntı, göğüs ağrısı, göğüste sıkıntı hissi, titreme, terleme, boğulma hissi, nefes almada zorluk, nefesin kesilmesi, karın ağrısı veya mide bulantısı, üşüme veya tam tersi ateş basması, baş dönmesi, bayılacakmış gibi hissetme, uyuşma ve karıncalanma hissi, delireceği korkusu, ölüm korkusu gibi belirtilerden en az dördü veya daha fazlası bir arada başlar ve dakikalar içinde tırmanır. Fakat panik atak tehlikeli bir hastalık değildir. Kişinin sandığı gibi korktuğu şeyler basma gelmez; bu sebebe dayalı olarak hayatı tehlike altına girmez, hasta aklım yitirmez veya kontrolünü kaybetmez. Panik atak hiçbir zarar vermeden kendiliğinden geçer.

Fobiler
Gerçeklere ve akla uymayan, yersiz veya abartılı korkulara fobi adı verilir. Fobisi olan kişi ise tehlike arz etmeyen durum ve nesneler karşısında korkuya kapılır. Örneğin böceklerden korkan bir kimse çiçeğin kenarında küçük bir böcek görse çok heyecanlanır, atmak veya öldürmek zorunda kalmak ise panik olmasına sebep olabilir.

Bazı fobilerde ise korkuda gerçeklik payı vardır, ancak abartılmıştır. Her insan yüksekten ürker, ancak 4-5 metre yükseklikte bulunan bir dairede pencere kenarına yaklaşamayan, hatta zorlandığında baygınlık geçiren insanlar vardır. Bunlar basit fobilerdir. Bir de sosyal fobiler vardır ki bu durumda kişi olmadık bir hata yaparak insanların önünde utanacağı veya küçük düşeceği gibi endişeler taşır. Topluluk arasında konuşurken bir anda sözünü unutacağını, kekeleyeceğini, akılsızca şeyler söyleyeceğini, soru soran olursa cevap veremeyeceğini; bir şey içerken ses çıkacağını, yemek yerken boğazına kaçacağını düşünür. İnsanların yanında aşırı heyecanlanmaktan, ellerinin titremesinden ve bunun fark edilmesinden korkar. Bu yüzden kalabalık içinde konuşma, sesli okuma, yazı yazma, iş yapma gibi etkinliklerden uzak durur. Bunun dışında agorafobiler vardır. Özellikle asansör, köprü, tünel, sıkışık trafik ve kapalı yerlerde hasta yoğun bir sıkıntı duyar, kuruntulu bir şekilde beklemeye başlar. Panik atak yaşaması durumunda kendisine yardımın gelmeyeceğinden, mahcup durumadüşmekten korkar. Kimi zaman da direk olarak ortamdan kaçar. Dişçi koltuğu, berber, kuaför çekindikleri yerlerden bazılarıdır. Bu tip fobik kişiler toplu taşıma araçlarma binemez, evde yalnız başlarma kalamazlar.

Özetle; fobi korkudan farklı bir şeydir. Bu ruhsal hastalıkta korkunun mantıklı bir açıklaması yoktur. Fobik kişinin kendisi de bunun farkındadır. Fobiler tedaviye çok iyi cevap veren ruhsal rahatsızlıklardır. En çok rastlanılan fobiler şunlardır:

Akrofobi => Yükseklik
Agorafobi => Açık alan
Ailurofobi => Kediler
Antofobi => Çiçekler
Antrofobi => İnsanlar
Akuvafobi => Su
Astrafobi => Şimşek
Brontofobi => Gökgürültüsü
Klostrofobi => Kapalı yer
Kinofobi => Köpek
Ekuinofobi => Atlar
Herpetofob => Kertenkele
Mizofobi => Kirlilik
Nikotofobi => Karanlık
Ofidofobi => Yılanlar
Payrofobi => Ateş

Karşılaşılan fobi türlerinden biri de sosyal fobilerdir. Sosyal fobisi olan insanlar toplum içine karışmaktan çekinirler. Bu tür ortamlara girdiklerinde eleştirilme ya da küçük düşürülme korkusu yaşarlar. Sosyal fobinin belirtileri şöyle sıralanabilir: Terleme, titreme, baş ağrısı, çarpıntı, midede rahatsızlık, kaslarda gerginlik, sıkıntı hissi. Bu belirtiler kişinin yaşammı çok güçleştirecek hale geldiğinde kişinin bir uzmandan yardım alması, tedavi görmesi gerekebilir. Hastaların %95′inde başlangıç yaşı 20′nin altındadır.

Saplantı Hastalığı
Obsesyon (saplantı-takmtı) insanın aklına istenmeden, elinde olmadan gelen rahatsız edici düşüncelerdir. Bu düşünceler geldiği zaman kişide büyük bir sıkıntı oluşur ve kişi bu sıkıntıları ortadan kaldırmak için bazı uygunsuz, kendini yapmaktan alıkoyamadığı ve saçma bulduğu yineleyici hareketler yapmaya başlar. Bu hareketlere de kompülsiyon (zorlantı) adı verilir. Sonuçta kişinin işlevselliği önemli ölçüde etkilenir ve bu durum tedavisi şart olan bir hastalık haline gelir.18 Zorlantılara örnek olarak şunu verebiliriz: Zihninden, “kapıyı 10 kere açıp kapamazsam başıma bir felaket gelecek” veya “bine kadar saymazsam bu evden biri ölecek” diye geçirir. Bu “sözde” kötü ihtimali engellemek için sürekli sayar; veya tabağa şu kadar kez dokunmalıyım, der ve bunu yapar. Bu şekilde saymakla veya dokunmakla sözde doğacak kötü sonuçlan önlediğine inanır.

Bu hastalığın türleri şunlardır:
Sayma saplantıları: Hasta gördüğü veya düşündüğü sayıları sayma konusunda kendisini engelleyemez. Binaların kaç kat olduğunu, elektrik direklerini, kaldırım taşlarını vs. sayar, araba plakalarını okur.Düzen saplantıları: Kişi her şeyi, kendi anlayışına göre belirlemiş olduğu sistem ve kurallara uygun olarak düzenlemeye çalışır. Başkalarının eşyalarına dokunmasını istemez ve bundan rahatsızlık duyar.

Temizlik ve bulaşma saplantıları: Çoğunlukla kişi mikropların ve her türlü kirin üzerine bulaşmasından korkar. Ellerini defalarca yıkayarak, kendisini bulaşmadan korumaya çalışır.
Şüphe saplantıları: Bu tür obsesyonu olan kişi, bir şeyi yapıp yapmadığından bir türlü emin olamaz. Bu yüzden de yaptığı şeyleri defalarca kontrol eder. Örneğin kapıyı, pencereyi, ocağı kapatıp kapatmadıklarını tekrar tekrar yoklarlar.

Zarar verme saplantıları: Kişi kendisim bazı şeyleri sabit sayıda yapmak mecburiyetinde hisseder. Bunun nedeni korkusunu bir parça olsun hafifletebilmektir. Örneğin dolabı üç defa açıp kapar veya saçlarmı iki, dört altı gibi mutlaka çift sayı tekrarmca yıkar. Bu şekilde, kendisini veya yakınlarını “sözde” bir tehlike ya da zarardan koruduğuna inanmaktadır.

Travma sonrası stres bozukluğu
Doğal felaketler, savaş ortamı, trafik kazası, saldırı veya ölüm tehdidi gibi olağan dışı ve travmatik bir olaym ardmdan kişide meydana gelen belirtilerdir. Kişi özellikle ilk zamanlarda bu olayı sık ve yoğun olarak hatırlar. Rüyalarında aynı travmatik olayı tekrar tekrar yaşar. Bu dönemde dışarıdan gelen etkilere karşı tepkisizlik içindedir. Benliğini sarsan bu olayı yeniden yaşayacağı korkusu taşır.
Bu rahatsızlık vakalarında kişi genellikle travma sırasında ölüm tehlikesi ile yüz yüze gelmiş fakat acz içinde kalarak şiddetli bir korku yaşamıştır.

Kaygı Bozukluğu (Yaygın Anksiyete Bozukluğu)
Bu rahatsızlıkta kişi günlük yaşamını etkileyen yaygınlaşmış bir anksiyete yani endişe ve üzüntü içindedir. Dikkatini toplamakta ve düşüncelerini odaklamakta güçlük çeker, zihni donmuş gibidir. Öte yandan yoğun bir heyecan duygusu ve huzursuzluk yaşar. Enerjisi azalmış, kasları gerilmiştir, çabuk yorulur. Uykusu bozulduğundan uykuya dalmakta güçlük çeker. Tüm bunlarla beraber kişi belirli bir sebebe dayanmaksızın sinirli ve huysuz bir mizaç sergiler. Tüm bu belirtiler hemen hemen her gün görülür ve bu endişeli ve üzüntülü dönem en az altı ay sürer.

Madde kullanım bozuklukları

04 January 2010 Yazan admin  
Kategori Ruhsal Sağlık

Alkol bağımlılığı
Alkolizm, alkollü içkilere hastalık derecesinde düşkün olma ve içmeden duramama durumudur. Alkollü içkiler sebebiyle beden ve ruh sağlığı bozulan, faaliyetleri sekteye uğrayan, buna rağmen içkiden vazgeçmeyen kişilere ise alkolik denir. Alkol bağımlılık yapabilen bir maddedir. Bağımlı hale gelen bir kişi içkiyi kısa süreli de olsa bırakamaz. Bıraktığı takdirde baş ağrısı, ateş yükselmesi, iç sıkıntısı, yüzde kızarma, bedende titremeler, uykusuzluk, saldırganlık, korku ve panik durumu ortaya çıkar. Uzun süre aşırı alkol kullanıp aniden bırakanlarda bu sendromlar daha da tehlikeli duruma gelerek alkol çıldırması ortaya çıkar. Hastada görme, işitme ve dokunma varsanıları belirir, bilinç bulanıklasın Hasta derisinde böcekler dolaştığı, duvarda korkunç hayvanlar gördüğü varsanıları ile paniğe kapılır. Bu şekilde ağır nöbet geçiren alkoliklerin yüzde on beşi bir nöbet sırasında hayatlarını kaybederler.

Alkolün neden olduğu en büyük hasar beyinde meydana gelir. Alkol paranoyası, alkol bunaması, alkol halüsinozu bunlardandır. Bununla beraber alkol, sinir sistemini etkileyerek felçlere, görme ve denge bozukluklarına yol açar.

Uyarıcı ve uyuşturucu madde bağımlılığı
Bazı insanların uyuşturuculara ve uyarıcılara başvurmasına yol açan nedenler, alkol bağımlılığında söz konusu olan nedenlerle aynıdır. Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin tamamı, sonunda kişide ruhsal çöküntüye neden olur.

Hemen belirtmek gerekir ki alkole ve uyuşturucuya ancak zayıf kişilikteki insanlar sığınır. Halbuki sağlıklı bir yapıda insan böyle bir zayıflığa gerek duymaz. Kendisine saygısı gereği böyle şeylerden şiddetle uzak durur. Zaten bir sorunu varsa bunu kendisi, bizzat aklıyla çözer. Hiçbir olay karşısında sarsılıp, yıkılmayacağı için alkole ya da uyuşturucu maddelere başvurması, böylesine zararlı alışkanlıklardan medet umması söz konusu olmaz. Dengeli, aklı başında, ruhen çok sağlıklı olan bir insan zaten sorunlarını büyütmez. Bunları dert ya da üzüntü gibi görmez. Mantıklı bir şekilde değerlendirir, mutlaka bir çözüm yolu bulur. Çok büyük gibi gözüken bir sorun dahi olsa alkolün veya uyuşturucunun hiçbir sorunu çözmeyeceğini tam tersine sorunları daha da artıracağını bilir. Bununla birlikte neşelenmek için de bunlara ihtiyaç duymaz. Olumlu bakış açısı nedeniyle zaten sağlıklı bir insan her zaman doğal olarak neşelidir. Bu kadar zavallı bir şekilde böyle tehlikeli maddeler arkasına sığınarak yaşamayı kendisine yakıştırmaz.

Yeme bozuklukları
Yeme davranış bozukluğu, beslenmenin de ötesinde psikolojik boyutu olan bir durumdur. Çoğu hastada, kendini kilolu görerek rejim yapmakla başlar. Yüzde 95 gibi yüksek bir oranda hanımlarda özellikle de genç kızlarda görülür. Vücut kilolarının sürekli kontrol altında tutulması gereken meslektekiler örneğin balerinler, jimnastikçiler, dansçılar, mankenler arasından çıkma olasılığı yüksektir. Özellikle genç film yıldızları, mankenler ve fotomodellerde görülmesi gençlere kötü örnek olmaktadır.

Aneroksiya nervoza
Bu kişiler yemek yeme, vücut kilosu ve zayıflık konularında ciddi takıntılıdırlar. Aşırı derecede kilo kaybetseler bile yemek yemeyi kabul etmez, aç olmadıklarını söylerler. Kalorisi hemen hemen en düşük besinleri tercih ederler. Aneroksiyalar ilk başlarda çevrelerinde fark edilmeseler de, zamanla anlaşılırlar. Çünkü kilo kaybı hayati tehlike doğuracak boyutlara varır. Bunu yakın çevrelerine ve özellikle ailelerine hissettirmemek için kat kat giyinirler. Yemeklerini yemez, saklar, gizlice dışarı atarlar. Takıntılarını belli etmemek için yemekler yapar, çevrelerindekilere ikram ederler.

Belirtiler
Aneroksiyalar aç olduklarını kabul etmez, yemek yemeyi kesin olarak reddederler.
Tabak içerisine bir dilim domates koyar, kenarından keserek yer ve doyduklarını söylerler.
Yemek yemedikleri için kısa zamanda aşırı kilo verirler.
Ara ara kusarlar, ancak bunu çevrelerine belli etmez, gizlerler.
Aşırı kilo kaybetmelerine rağmen kendilerini şişman görürler. Kilo almaktan çok korkarlar.
Hiperaktif olurlar. Sürekli ağır egzersiz yaparlar.
Vücutları zayıf ve sağlıksız olmasına rağmen sürekli yürür, koşuya çıkar, evin içinde de hiç oturmazlar.
Rejim listeleri, besinlerin kalori değerlen konuları ile yakından ilgilidirler.
Depresiftirler.
Hastalığın ciddiyetini inkar ederler.

Bilumia nervoza
Bu kişiler ihtiyaçlarının üzerinde yemek yer, sonrasında çıkarırlar. Genellikle bol kalorili yiyecekler tüketirler. Sürekli kusmalarının yanı sıra laksatif ilaçlar kullanırlar. Vücutlarında, kusmaya bağlı iç kanama, sıvı kaybı ve organ hasarı gibi ciddi sağlık sorunları ortaya çıkar. Sürekli kusmayla bağlantılı olarak, asit diş minelerine zarar verir, çürüme olur. Bilumia çok tehlikelidir, bazı durumlarda ölümle bile sonuçlanabilir.

Belirtiler
Bulimialar ataklar şeklinde, kontrolsüz olarak, çok fazla yiyeceği kısa sürede yerler.
Kiloları sürekli değişir; kimi zaman şişman kimi zaman da zayıftırlar.
Yiyecekleri gizlice satın alır ve yine herkesten gizleyerek yemek yerler.
Aşırı yeme sırasında açlığının farkında olmadıkları gibi doyunca da yemeyi durduramazlar.
Yemekten sonra yediklerini çıkarmak üzere, belli etmeden hemen lavaboya giderler.
Yemek yedikten sonra suçluluk, eziklik duyarak ruhsal çöküntü yaşarlar.
Genellikle alkol veya çeşitli haplar kullanırlar.
Kulağın altında yer alan paratroid bezleri şişer.

Sonraki yazılar »