GDO hakkında bilmeniz gereken herşey
27 December 2009 Yazan admin
Kategori Sağlık Haberleri
->
GDO nedir, ne kadar zararlıdır?
TÜRK insanı genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) nedeniyle sağlığından mı
olacak yoksa bu teknoloji refah ve avantaj mı sağlayacak? 26 Ekim’de yürürlüğe giren gıda ve yem amaçlı GDO’lu ürünlerin ithalatı, işlenmesi, ihracatı, kontrol ve denetimine dair yönetmelik, bu soruların yanında tartışmaları da beraberinde getirdi ve Türkiye’de gündemin zirvesine yerleşti. Daha önce, gerekli denetim olmadığı için ülkeye girişi yasak olan ürünleri tartışan Türkiye, artık genetiği değiştirilmiş
gıdalarla resmi olarak tanışıyor. Bu şu demek: Akrep geni taşıyan pamuk, tavuk genli patates ve balık genli domates hayal ürünü değil, gerçek. Türkiye’de biyogüvenlik yasası olmamasından denetim mekanizmasına ilişkin şüphelere kadar birçok itirazın yapıldığı konuda en merak edilen şey, bu ürünlerin insan
sağlığına olan etkileri. Acaba bu ürünler birçoklarının iddia ettiği gibi gerçek bir tehlike mi yoksa açlığa ve yoksulluğa çare mi? İşte tüm boyutlarıyla GDO dosyası…
Ceyda ERENOĞLU / GAZETE HABERTÜRK
GDO NEDİR?
DOĞADA kendi başına gerçekleşmeyen, sadece laboratuvar ortamında genetik
değişiklik sonucu üretilen organizmalara “Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO)”
denir. Örneğin, mısıra bir bakteriden alınan genin yerleştirilmesi ancak laboratuvar ortamında ve insan eliyle gerçekleşir.
‘3 KUŞAK SONRA KISIRLIK BAŞLAR’
İstanbul Üniv. İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kenan Demirkol:
Prof. Dr. Kenan Demirkol, Türkiye’nin hâlâ bir biyogüvenlik yasası bulunmadığını ve bu yasa olmadığı için ithal edilen bir gıdanın içeriğini incelemenin mümkün olmadığını söylüyor. “Bir doktor olarak ithal edilen gıdada zehir olduğunu düşünür ve varlığını kanıtlayıp açıklarsam, markaya zarar vermekten dava edilirimancak ürünü üreten firmaya hiçbir şey olmaz” diyen Demirkol, GDO’lu ürünlerin alerji riskini artırmanın yanında insan ve hayvanlarda antibiyotiklere karşı direnç oluşumuna da neden olduğunu belirtiyor. Demirkol, yapılan deneylerin en geç üçüncü nesilden itibaren kısırlık görülebileceği sonucunu ortaya çıkardığını vurguluyor
‘AÇIKLAMALAR YETERLİ DEĞİL’
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Bölümü Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın:
Prof. Dr. Ahmet Aydın, hükümet yetkililerinin GDO tohumlarının bebekmamalarında olmayacağı açıklamasını yeterli bulmuyor ve “Madem bebeklere zararlı olduğunu biliyoruz, neden iki-üç yaşındaki çocuklara yediriyoruz?” sorusunu soruyor. Prof. Dr. Aydın’a göre toksinler ve diğer zararlımaddeler, körpe vücutları daha çok etkiliyor. Hamileler ve çocuk sahibi olabilecek genç erkekler de aynı riski taşıyor.
‘KANSER YAPMAZ’ DİYEMEYİZ
İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü’nden Uzman Dr. Yavuz Dizdar: GDO’lu ürünlerin insan sağlığı üzerindeki etkilerinin yeterince araştırılmadığını söyleyen Uzman Dr. Yavuz Dizdar, şu ana kadar bilinen zararlar arasında, ciddi alerjiler ile bir GDO türüne özgü olan ve ölümcül seyreden kas erimesi olduğunu hatırlattı. Dr. Dizdar’a göre, hiç karşılaşılmayan bir genin etkileri tahmin edilemez. Bu nedenle “GDO’lu ürünler, kanser ve Alzheimer gibi hastalıklara neden olmaz!” demek doğru değil. Dr. Dizdar’a göre tükettiğimiz gıdaların güvenli olup olmadığını bilmemiz binlerce yıldır tüketiyor olmamızın bir sonucu. Oysa GDO’lar son 10 yıldır tüketiliyor. Bu anlamda doğada var olmadıkları ve hiçbir güvenlik araştırması yapılmadığı için halkın bilinmeze itilmesine sessiz kalmamak gerekiyor.
‘GDO’YA HAYIR!’ demek için 5 neden
Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) ile ilgili olarak 30’u aşkın sivil toplum kuruluşunu barındıran “GDO’ya Hayır Platformu” kuruldu. Platform GDO’lu ürünlere 5 nedenden dolayı ‘Hayır’ diyor. GDO’nun insan sağlığı üzerine etkileri konusunda
bugüne kadar yapılan araştırmalar, kesin sonuçlara ulaşmamış. Bu nedenle yapılan araştırmalar yetersizdir. GDO’lu ürünler bebekler için yasak, anne babalar için serbesttir. Bu ürünler zararlı ise emziren ya da hamile kadınlar tarafından neden tüketilmekte; iddia edildiği gibi zararlı değilse bebeklere niçin yasaklanmaktadır? Hayvan denekleri üzerinde yapılan denemeler GDO’ların;
kan yapısını bozduğunu, bağışıklık sistemini çökerttiğini, sinir sistemini tahrip ettiğini, organlarda küçülme meydana getirdiğini ve sonraki nesillerde üreme yeteneğini bitirdiğini göstermektedir. GDO’lu ürünlerde antibiyotik direnç geni kullanılmakta ve bunun insan ve hayvan sağlığı açısından son derece zararlı olduğu bilinmektedir. GDO’lu yemlerle beslenen hayvanlar ve ürünler de GDO’lu
sayılmaktadır. Ancak ürünlerin etiketlenmesine ilişkin hiçbir madde yönetmelikte yer almamaktadır.
DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ NE DİYOR?
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), günümüzde uluslararası pazarlarda satılan
GDO’lu ürünlerin risk değerlendirmelerinden geçtiğini ve insan sağlığına etki edecek herhangi bir zararın tespit edilmediğini söylüyor. Ancak genel gıda
hijyeni prensiplerine göre satış öncesi ve sonrasında risk değerlendirmesi ve sıkı
bir denetleme yapılması gerekiyor.
Bir fincan iç performansın artsın
25 November 2009 Yazan admin
Kategori Sağlık Haberleri
Türk kahvesinin yararalarını inceleyen beslenme uzmanları kafein maddesinin sinir sistemini uyarıp zihinsel aktiviteyi güçlendirdiğini saptadı. Yapılan araştırmalar günde 6 fincan kahve içen 55 yaşındaki bir kişinin düşünme potansiyelinin içmeyenlere oranla 6 kat daha fazla olduğunu gösteriyor. Kahve içtikten sonra organizmada ani değişiklikler olduğunu ifade eden uzmanlar tüm vücudun birdenbire enerji akımı ile dolduğunu söylüyorlar. Bu enerji çocuklarda 3, yetişkinlerde ise 5-7 saat sonra azalmaya başladığını belirten uzmanlar bir de uyarıda bulunuyor: Siz yine de kahveyi çok fazla tüketmemeye dikkat edin!
Hayal Kurmak Beyni Güçlendiriyor
01 November 2009 Yazan admin
Kategori Genel Sağlık, Sağlık Haberleri
Kanadalı bilim insanlarının yaptığı araştırma, hayal kurmanın beynin birçok bölümünün işlevini artırdığını ortaya koydu. Ancak araştırmanın en ilginç yanı, bir kişi düşüncelere daldığında, beynin karmaşık sorunların çözülmesini sağlayan bölümlerinin işlevinin yoğun şekilde arttığını göstermesi.

Bugüne dek bu bölümlerin karmaşık sorunlar karşısında yavaşladığı sanılıyordu. Araştırmaya imza atanlardan Profesör Kalina Christoff, hayal kurarken, bir işe olduğu kadar yoğunlaşılmasa da beynin birçok merkezine başvurulduğunu belirtti.
Christoff, araştırmanın birçok kişiyi algılarını gözden geçirmeye itebileceğini ifade ederek, insanların fikir almaya alışkın olduğunu ve hayal kurmanın iyi bir şey olmadığını sandığını ancak durumun bunun tam tersi olduğunu vurguladı.
BİRÇOK RAHATSIZLIK BEHÇET HASTALIĞININ HABERCİSİ OLABİLİR
15 October 2009 Yazan admin
Kategori Sağlık Haberleri
Genetik mirasın etkili olduğu Behçet hastalığı, genellikle 20- 30’lu yaşlarda belirti göstermeye başlıyor. Halk arasında İpek Yolu hastalığı olarak da bilinen Behçet hastalığı, toplumda yeterince tanınmadığı için çoğu zaman ihmal ediliyor. Erken tanının tedavide büyük şans yarattığını belirten uzmanlar, hastalığın belirtilerine karşı uyarıyor. ASM İç Hastalıkları ve Romatoloji Uzmanı Dr. Selda Öktem, cilt yakınmaları, görme kusurları, eklem rahatsızlıkları gibi belirtilerle kendini gösteren Behçet hastalığı ile ilgili sorularımızı yanıtladı.
Behçet hastalığı nasıl bir hastalık?
Behçet hastalığı (BH) vücuttaki birçok doku ve organ sistemini etkileyebilme özelliği olan, kronik romatolojik bir hastalıktır. Türkiye’de erkeklerde daha sık görülüyor. Hastalık, çoğunlukla 20- 30’lu yaşlarda başlıyor. Bu hastalarda birçok organ işin içine girdiği için, hasta ilk önce ilgili organlarla ilişkili hekimlere gidiyor. Behçet şüphesi doğmuşsa hastalar hem tanının konması hem de tedavinin düzenlenmesi için romatoloji uzmanına yönlendiriliyor. Behçet hastalığı aslında birçok hekim grubunun ortak çalışmasını gerektiriyor. Ancak, izlemlerin ve tedavi takibinin mutlaka romatolog tarafından yapılması gerekiyor.
Behçet hastalığının belirtileri neler?
En belirgin yakınmalar ağız içinde sık ve çok miktarda olan aft, cinsel organlarda tekrarlayan yaralar, büyük ve yaygın sivilceler ile ağrılı, sıcak cilt altı bezeleri gibi cilt yakınmalarıdır. Gözde kızarıklık, ağrı ve bulanık görmeyle kendini gösteren, görme tabakasında iltihaplanma (üveit) önemli bulgular arasında yer alıyor. Geç fark edilirse ve iyi tedavi edilmezse körlüğe neden olabiliyor. Daha çok diz ve ayak bilek ekleminde görülen şişlik ve ağrı gibi belirtiler yaşanabiliyor. Behçet hastalarında kimi zaman karşılaşılan standart tedavilere dirençli eklem iltihabı, sakatlığa neden olabiliyor.
Hastalarda, omurga boyunca ve kuyruk sokumu bölgesinde, özellikle sabah ağrıları ve tutuklukları ortaya çıkabiliyor. Sıklıkla omurgayı ilgilendiren romatizma sorunları ile birlikte görülüyor. Bazen bacak ve kol damarlarında, bazen iç organları besleyen damarlarda, bazen de beyin içindeki damarlarda pıhtı oluşması ve tıkanıklıklar olabiliyor. Eğer tıkanıklık beyin damarlarında ise ani bilinç kaybı ve felç bulgularına yol açabiliyor. Barsakları besleyen damarlar etkilendiğinde karın ağrısı, kanlı ishal gibi yakınmalar oluşabiliyor. Akciğer ve kalpte daha hafif bulgular yaratır.
Yakınmalar her hastada görülür mü?
Behçet hastalığı birçok sistemde yakınmaya neden olurken tüm bulgular aynı anda ve aynı kişide olmayabiliyor. Bazı hastalar hafif cilt bulgularıyla yıllarca sorunsuz yaşayabilirken, bazı hastalar görme kaybı ve damar tıkanıklıkları nedeniyle yaşamı tehdit eden sorunlarla karşılaşabiliyorlar. Bu nedenle hiçbir Behçet hastası bir diğerine tam anlamıyla benzemiyor. Her insanda hastalık çok farklı seyir gösteriyor. İlginç olarak, hastalık ilk başladığı yıllarda daha şiddetli yakınmalara yol açarken, ilerleyen yıllarda daha selim olma eğilimi gösteriyor. Yıllar içinde hastalık aktivitesinde değişkenlik olabiliyor. İlkbahar mevsiminde yakınmaların arttığı görülüyor.
Ağız içi yaraları her zaman Behçet hastalığına mı işaret eder?
Ağız yaralarının genetik durum, alerji, ilaç, beslenme ve viral enfeksiyonlar gibi çok nedeni olabiliyor. Behçet hastalığında ayda bir veya daha sık, birkaç adet, dudak ve dilde uzun sürede iyileşen büyük yaralar dikkat çekicidir. Ama ağız yarasına genital yara da eşlik ediyorsa, mutlaka Behçet hastalığının araştırılması gerekiyor. Ailesinde Behçet hastalığı olduğu bilinen bir kişide sık sık ağız yarası çıkıyorsa, hasta dikkatle sorgulanmalı.
Hastalığın nedenleri neler?
Behçet hastalığının bilinen ve kanıtlanmış en önemli nedeni genetik bir yatkınlık taşınmasıdır. Özellikle HLA-B5 ve HLA-B51 denen bir genetik molekülün Behçet hastalığına yakalanma riskini artırdığı saptandı. Hastalığın diğer adını aldığı İpek Yolu üzerindeki ülkelerde daha sık rastlanmasının nedeninin de, bu ülkeler arasında evliliklerin sık olması ve genetik yapının karışması olduğu düşünülüyor. Genetik yatkınlığı olan ve ailesinde Behçet hastalığı olan kişilerde geçirilen enfeksiyonlar hastalığı başlatıcı faktör olabiliyor.
Nasıl tanı konur?
Bu hastalığın tanısını koymak bazen kolay, bazen ise zordur. Hastanın yakınmaları ve ayrıntılı sorgulama büyük önem taşıyor. Çünkü hastalar, bazı bulguları dikkate almadıkları için söylemeyebiliyorlar. Tek tek her bulgunun olup olmadığının sorulması gerekiyor. Tanı koymak için bir takım kriterler değerlendiriliyor. Maalesef genetik molekül tespiti dışında tanı koydurucu özel bir laboratuvar testi bulunmuyor. Paterji testi olarak isimlendirilen bir deri testi tanıya yardımcı olabiliyor. Bu testin pozitif olması tanıyı destekliyor ama negatif bulunması hastalık yok anlamına gelmiyor. Yani bu hastalığın tanısının konması bu konuda mutlak deneyimli bir uzman gerektiriyor.
Nasıl tedavi edilir?
Tedaviyi belirlerken tamamen hastalığın şiddetine ve organ tutulumlarına göre hareket ediyoruz. Cilt bulguları ile sınırlı hafif bir hastalık varsa tekli ve basit ilaçlar kullanmak yeterli oluyor. Beyin, damarlar, göz gibi organlarda yakınma varsa o zaman çok daha karmaşık ve özel ilaçlar kullanmak gerekiyor. Çünkü tedavi edilmeyen göz iltihapları körlüğe neden olabiliyor. Damar tıkanıklığı ve beyin tutuluşu yaşamı tehdit edebiliyor ve daha ciddi bir tedavi gerektiriyor. Böyle durumlarda birkaç ilacı bir arada kullanıyoruz. Burada kullanılan ilaçlar çoğu kez kortizon ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlardır. Hastanın yakın ve sık izlenmesi gerekiyor.
Web Sitesi Olanlara Özel
Günlük Sağlık Haberlerini Sizde Sitenizde yayınlayabilirsiniz
Diğer Güncel Haber Başlıkları
>>>ERKEKLERE CİLT BAKIMI TÜYOLARI
>>>ADET DÜZENSİZLİĞİ NEREYE KADAR NORMALDİR?
>>>ÇOCUK BESLENMESİNDE BU ÜÇ KURALI UNUTMAYIN: Fast food, tuz ve abur cuburu azaltın
>>>DOMUZ GRİBİ İLE MEVSİMSEL GRİBİ KARIŞTIRMAMAK İÇİN HAZIRLIKLI OLUN
>>>Kas ve eklem ağrıları Avrupa ekonomilerine yılda 240 milyar €’ya mal oluyor
>>>HASTALARA ‘PROTEZ KULLANMA KILAVUZU’
>>>Prof. Dr. Bingür Sönmez Dünya Yumurta Günü’nde vatandaşa yumurta dağıttı
>>>MİGREN İŞ ARKADAŞLARININ ARASINI AÇIYOR!
>>>ÇOCUKLARDA 6 YAŞ DİŞİNİ SÜT DİŞİ SANMAYIN!
>>>BAKIŞLARINIZA GÖLGE DÜŞMESİN…
-Gizle-
EN SON EKLENEN 5 LİNK
1
Özel Bir İnci Ağız Ve Diş Sağlığı Merkezi
2
ESKA ECZA DEPOSU
3
Tıp ve Tus Paulaşım Sitesi
4
YENİÇAĞ ECZA DEPOSU
5
www.avicenna
SAĞLIK VİDEOLARI
Meme kanseri
Meme Kanseri
Kanserli hücre animasyonu
….
Estetik
plastik cerrahi
Burun estetiği
meme estetiği
Burun estetiği
göğüs estetiği
….
Lazer Epilasyon
Epilasyon
Varikosel Ameliyatı
….
kulak burun boğaz
işitme cihazı
bakımevi
TÜRKİYE’DE YAKLAŞIK 150 BİN KANSER HASTASI BULUNUYOR!
15 October 2009 Yazan admin
Kategori Sağlık Haberleri
Ülkemizde kanser hastalığının tedavisinde, yıllardır hastalar yüksek teknoloji kullanan, genellikle ABD’de bulunan kanser merkezlerine tedavi olmaya gidiyordu. Ancak Acıbadem Sağlık Grubu, son yıllarda yaptığı önemli yatırımlarla hastaların yurtdışına gitmesine gerek bırakmayacak en son teknolojiyi Türkiye’ye getirdi. Grubun İstanbul’daki Kozyatağı, Maslak hastanelerinin dışında, Bursa, Adana ve Kayseri hastaneleri de yüksek teknolojili cihazlarla donatıldı. Bu cihazlar kanserin en etkili ve hızlı şekilde teşhisini, tedavisini sağlarken, hastaların radyoterapi, kemoterapi sırasında beklemesini, olumsuz koşullarda sağlık hizmeti almasını da önledi.
Grubun kanser yatırımları hakkında bilgi veren Acıbadem Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Acıbadem Maslak Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Enis Özyar, Türkiye’de Tunceli nüfusu kadar (yaklaşık 150 bin) kanser hastası bulunduğunu, bu hastaların zamanında ve etkili bir şekilde tedavi edilebilmesi için 250 kanser tedavi cihazına ihtiyaç olduğunu belirtiyor. Bu 150 bin hastanın 75 bininin radyoterapi aldığını, her yıl 150 bin yeni hastanın eklenmesi nedeniyle de zorluklar yaşandığını ifade eden Prof. Özyar, şunları söyledi:
“Bir cihazla yılda en fazla 500 hastayı tedavi edebilirsiniz. Yıllık 150 bin hastaya tedavi verebilmeniz için de 250 cihaza sahip olmanız gerekir. Türkiye’de devletin elinde 110, özel sektörde ise kanser tedavisinde kullanılan 70 cihaz bulunuyor. Devlette kullanılan cihazlara baktığımızda sık sık arızalandığını, bu nedenle tam verimle kullanılamadığını, hasta yükünün arttığını, teknolojinin yenilenemediğini görmekteyiz. Teknolojinin yenilenememesi tedavi kalitesini de olumsuz yönde etkiliyor. Özel sektör bu anlamda yüksek teknolojiye yatırım yapabiliyor. Bu da Türkiye’de verilen kanser tedavisine olumlu katkılar yapıyor. ”
Acıbadem’in Beş Hastanesinde Kanser Tedavisi Yapılıyor
Acıbadem Sağlık Grubu, Kozyatağı Hastanesi’nde tek merkezde kanser yatırımı yapmıştı. Ancak 2008 yılında Bursa’da Radyoterapi Merkezi kuruldu. Ardından grubun yeni açılan hastaneleri Maslak, Adana ve Kayseri hastanelerinde de radyoterapi merkezleri oluşturuldu. Acıbadem’in kanser tedavi sisteminin en önemli ayrıcalığının beş hastanede de aynı teknolojideki cihazların bulunmasının olduğuna dikkati çeken Prof. Enis Özyar, şunları söyledi:
“Tamamında aynı marka cihazlar var, tüm merkezler birbirini görüyor. Böylece hangi merkezde hangi hastaya neler yapıldığını hekimler biliyor ve birbirlerine hastalarıyla ilgili fikir danışabiliyorlar. Bu da hastaların hastane hastane dolaşmasını önlüyor. Birden fazla hekim aynı hastanın tedavisini izlemiş oluyor. Bu neyi getiriyor, merkezlerde istihdam edilen fizik mühendisi sayısı azalıyor, tedavi standardizasyonu artıyor. Bu cihazların hepsi ileri teknoloji ürünü, başka hiçbir merkezde olmayan cihazlar var. Şu anda tüm merkezlerimizde (Maslak, Kozyatağı, Bursa, Adana ve Kayseri hastaneleri radyoterapi merkezleri) IMRT tedavisi yapılabiliyor.”
Klasik Radyoterapi 6 Saat, IMRT 30 Dakika Sürüyor
IMRT: Yoğunluk ayarlı radyoterapi IMRT, 2000′li yılların başında ABD’de bazı araştırma amaçlı merkezlerde kullanılmaya başladı. Çeşitli bilimsel araştırmalarla hastaya daha az zarar verdiği gösterilmeye başlandı. ABD’de tüm radyoterapi merkezlerinin yüzde 90’ı bu IMRT tedavisini yapabilecek kapasitede bulunuyor. Türkiye’de bugün bakınca IMRT yapan merkezlerin oranı yüzde 5-10 oranında. Bunların da tamamı özel merkezler. Devlette henüz yapılamıyor.
Normal radyoterapinin hazırlığı ve tedavi yaklaşık 6 saat sürerken, IMRT’de 30 dakika sürüyor. Bir hastaya 6 saat yerine 30 dakikaya harcanınca, 12 hastalık iş gücünü bir hasta işgal ediyor. IMRT birçok tümörde başarıyı yüzde 10-15 artırıyor, ciddi yan etkiler görmüyoruz. Radyoterapi hastalarının yüzde 25’i IMRT için uygun, ama Türkiye’de hastalar bundan yararlanamıyor, çoğunu devlet tedavi ediyor. Türkiye’de 2005 yılından beri IMRT satın alan dört üniversite var. Ege, İstanbul Tıp, Dokuz Eylül ve Hacettepe. Hacettepe’de 2001’de alımı yapılmış, cihazlar 2007’de getirilmiş ancak kurulamamış. Organizasyon yetersizliği var.
ABD’ye Gitmeden de Kanser Tedavisi Olunur
Acıbadem kanser tedavi merkezlerindeki yüksek teknoloji ürünü cihazlardan biri de IGRT sistemi. Bu sistem görüntü kılavuzluğunda radyoterapi yapılmasını sağlıyor. Akciğer filmi çekilen cihaz makinenin üzerine konuluyor ve bilgisayar teknolojisi ile hızlı şekilde görüntü alınabiliyor. Sistem görüntüleri üst üste bindirip hata payı var mı yok mu gösteriyor. Düğmeye basıp hastayı gerçek merkezine getirip ışınlıyorsunuz. İki robotik kol yardımıyla görüntü alınıyor, ön arka, yan olmak üzere. İki robotik kol, 360 derece hastanın etrafında dönüp tomografi görüntüsü de alabiliyor, 3 boyutlu olarak tedavi alanı görülebiliyor.
Brakiterapi cihazı ile radyasyon vücut içi boşluklarına veriliyor. Bu da Kozyatağı, Maslak, Adana, Kayseri hastanelerinde var.
Gamma Knife ise, Acıbadem Kozyatağı Hastanesi’nde, beyin içi noktasal ışınlamada kullanılıyor.
Rapidarc, çok yeni bir teknoloji. 20-30 dakika süren IMRT’yi 1-2 dakikaya indiriyor. Hasta tedavi masasında uzun süre hareketsiz yatmıyor. Kanserli hastalar, ağrıları var, öksürüyorlar, nefes sıkıntıları var, hareket etme ihtiyacı duyabiliyorlar. Cihaz bu özelliğiyle hastalara konfor sağlıyor. Ekonomik açıdan önemli bir cihaz. Çünkü diğer cihazlara 30 hasta alınırken buna 60 hasta alınıyor. Rapidarc cihazı sayesinde, hastaya verilen doz üçte bir oranında düşürülüyor, bu da önemli bir avantaj. Çocuk hastalarda çok başarılı bir şekilde kullanılıyor. Radyasyona bağlı ikincil kanserlerin oranının azalacağı tahmin ediliyor. 2008 de ilk kullanıldı, Avrupa’da Kopenhag, Amsterdam, Bern’de olumlu sonuçlar yayınlandı. Uluslararası kongrelerde, sonuçların etkili ve yeterli olduğu gösterildi, standart tedavi haline geldi. Bu üç merkezin dışında dördüncü cihaz Türkiye’de Acıbadem Maslak Hastanesi’nde hizmet veriyor.
KAFANIZDAKİ SAATLİ BOMBAYA DİKKAT!
15 October 2009 Yazan admin
Kategori Sağlık Haberleri
Memorial Hastanesi Nöroşirurji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Yaşar Kaynar, “Anevrizma ve tedavisi” hakkında bilgi verdi.
Halk arasında “baloncuk” ismi verilen anevrizmalar, arterlerin (atardamarların yani temiz kan taşıyan damarların) duvarlarındaki bozulma sonucu ortaya çıkan, damarın genel yapısına göre daha zayıf bölümlerinin genişlemelerdir. Damar içi basıncın (tansiyon) artmasıyla beraber, her kalp atışında damar yapısının zayıf olduğu bu noktalar büyüyerek bir baloncuk halini alırlar. İşte bu baloncuğun duvar yapısı çok ince olduğu için; bazen kendiliğinden, bazen de öksürme, ıkınma, cinsel aktivasyon esnasında bu baloncuk patlar. Buna “anevrizma kanaması” adı verilir.
Anevrizma her yaşta görülebilir
Genelde damar içi plak oluşumu ve yüksek tansiyona bağlı olarak dalar yapısında bozulmalar meydana gelmektedir. Bunun yanında; doğumsal damar bozuklukları, travmalar ve enfeksiyon, diğer nedenler arasında sayılabilir.
Anevrizma en fazla 40-60 yaş aralığında rastlanmaktadır ancak her yaşın hastalığıdır.
Genel risk faktörleri arasında hipertansiyon, sigara, alkol ve uyuşturucu madde kullanımını sayılabilir. sayabiliriz.
Anevrizma Kanamasını Nasıl Tanıyabiliriz?
Anevrizma kanamaları en çok “subaraknoid kanama” diye adlandırılan beyin ve onu saran çok ince zarın (araknoid) arasında bulunan kanamalar şeklinde görülür.
Baş ağrısını önemseyin
-En önemli ve değişmez bulgu baş ağrısıdır. Hastalar ani başlayan ve hayatları boyunca daha şiddetlisini yaşamadıklarını söyledikleri bir baş ağrısı tarifler.
-Ani şuur kayıpları, bayılma
-Kusma
-Kimi hastada şuur bulanıklığından bilinç kaybına kadar değişen şuur bozukluğu
-Kanamanın 6-24 saatine kadar ortaya çıkan ense sertliği
Anevrizmanın saptanması için mutlaka bir takım tanı yöntemleri var ile desteklenmesi gerekir. Bu tetkikler hastanın muayene bulgularına göre yapılır.
-Kranial bilgisayarlı tomografi: Subaraknoid kanamanın tespiti için gerekli ilk tanı yöntemidir.
-Lomber ponksiyon: Eğer klinik bulgular ciddi anlamda kanama düşündürüyor ve ancak tomografide kanama saptanmadı ise hastanın belinden alınan beyin omurilik sıvısında kan tespit edilmeye çalışılır.
-Tomografide ya da alınan beyin omurilik sıvısında subaraknoid kanama görüldü ise anjiografi veya CT anjiyo yapılarak damar yapıları incelenir ve anevrizma varsa tespit edilir.
Tedavide en önemli şart sabır ve disiplindir
Hastada kanamış anevrizma tespit edildi ise anevrizmanın yeri ve boyutuna göre bir takım tedavi tekniklerine başvurulur.
-Cerrahi tedavi: Tespit edilmiş anevrizmalar için halen dünyada en çok kullanılan ve en kesin yöntemdir. Anevrizmanın damardan çıktığı boyun bölgesine konulan “anevrizma klip”i ile anevrizmaya giden kan akımının kesilmesidir.
-Endovasküler (damar içi ) tedavi: Anevrizmanın içine damar içinden ulaşarak doldurulan “sert koil” denilen bir madde ile anevrizma içi akımın kapatılması işlemidir.
Tedavi şekli ne olursa olsun anevrizmalar ilk tanı konulduğu andan tedavinin bitiş anına kadar disiplinli ve sabırlı olmayı gerektiren riskli yapılardır.
Evde sigara içen anne babalar dikkat: Sizin yüzünüzden çocuklarınız da günde 5 sigara içiyor!
15 October 2009 Yazan admin
Kategori Sağlık Haberleri
19 Temmuz’da yürürlüğe giren yasa, toplu alanlarda sigara içilmesini engelliyor. Toplum sağlığı adına son derece olumlu bir adım niteliği taşıyan bu uygulama işyeri ve lokanta gibi mekânları duman altı olmaktan kurtarırken, ne yazık ki evlerdeki risk devam ediyor. Pasif içiciliğin yol açtığı tehditleri ortaya koymak üzere gerçekleştirilen araştırmalar ise evlerinde sigara içilen çocukların günde 5 sigara içmiş kadar olduklarını gösteriyor. Uzmanlar, çocukları evlerinde tehdit eden pasif içicilik riskinin astım, kronik amfizem ve bronşit gibi hastalıkları kapsayan kronik obstrüktif akciğer hastalıklarına yol açtığını belirtiyorlar.
19 Temmuz tarihinde başlatılan “% 100 Dumansız Hava Sahası” uygulaması, ülkemizde her gün 200 ila 250 kişiyi ölüme sürükleyen sigara ile mücadelede büyük bir önem taşıyor. Başlama yaşının 12’ye düştüğü sigara, yeni uygulama ile toplum sağlığını tehdit eden bir unsur olmaktan uzaklaşıyor. İşyeri ve lokanta gibi topluma açık yerleri duman altı olmaktan kurtaran bu uygulama ile sigaranın neden olduğu solunum yolu rahatsızlıkları ile kanser, alerji ve benzeri hastalıklara yakalanma riski de azalıyor.
Dumansız işyerlerinin personel sağlığına çarpıcı etkileri
Kapalı ve yarı açık alanlardaki sigara yasağının olumlu etkileri yapılan araştırmalar ile de ortaya konuyor. Örneğin dumansız işyerlerinde çalışan kişilerin akciğer fonksiyonlarında, sigara yasağını takip eden altı aylık süre zarfında olumlu etkiler gözlemleniyor. Sigara dumanına bir saat gibi kısa bir süreliğine bile olsa maruz kalan kişilerin ise akciğer fonksiyonlarında ise önemli bir azalma yaşanıyor.
Araştırmalar ayrıca, sigara içilmeyen barlarda çalışan personelin, sigara içilenlerde çalışan personele kıyasla daha sağlam akciğerlere sahip olduklarını da gösteriyor. Yine bu konuda yapılan bir araştırmada, bazı ofislerde sigara içilmesinin yasaklanmasıyla birlikte personelin, öksürük, hırıltı ve nefes darlığı gibi solunum şikâyetlerinde belirgin düzelmeler görüldüğü belirtiliyor.
Okul çağındaki gençlerin yüzde 82’si evde sigara dumanına maruz kalıyor!
Sigara yasağının yürürlüğe girmesiyle birlikte sigara içiminin evlere taşındığı varsayılıyor. Bir başka deyişle evlerdeki pasif içicilik tehdidi halen varlığını sürdürüyor ve bu tehdit en çok da çocukları etkiliyor. Uzmanlar, evinde sigara içilen çocukların günde 5 sigara içmiş kadar olduklarını belirtiyorlar.
Rakamlar, yeni neslin karşı karşıya bulunduğu pasif içicilik tehdidinin ne denli büyük olduğunu da göz önüne seriyor. Araştırmalara göre okul çağındaki gençlerin yüzde 82’si evlerinde sigara dumanına maruz kalırken, Türkiye’deki annelerin yüzde 86’sı da çocuklarının yanında sigara içiyor.
Çocuklarımızın sağlığını tehdit eden pasif içicilik astım, kronik amfizem ve bronşit gibi hastalıkları kapsayan ‘kronik obstrüktif akciğer hastalıklarına, alerjik reaksiyonlara, orta kulak iltihabına, akciğer fonksiyonlarında azalmaya, öksürük, nefes darlığı ve hırıltıya, obezite riskinde iki kat artışa ve ilerleyen yıllarda kardiyovasküler hastalıklara yol açıyor. Dizel motorlu bir aracın yarattığı hava kirliliğinden 10 kat daha fazla hava kirliliği yaratan sigara dumanının kalp hastalıklarını yüzde 20 ila 70 arasında artırdığı da biliniyor. Sigara, ani bebek ölümü riskini de 2,5 kat artırıyor. Kocası sigara içen kadınların akciğer kanserinden ölme riski de yine 2-3 kat daha fazla oluyor.
Novartis Tüketici Sağlığı Bölümü Medikal Müdürü Dr. Murat Özdoğan, konuyla ilgili şunları söylüyor: “Sigara dumanı olan bir alanda 1 saat bile kalmak akciğer fonksiyonlarında hızlı bir azalmaya neden oluyor. Bu dönemde bağışıklık sistemi de büyük ölçüde gücünü kaybediyor. Sigara dumanına uzun süre maruz kalmak ise ileride hayatı tehdit edecek kronik tıkayıcı akciğer hastalıklarına zemin hazırlıyor. Elde ettiğimiz veriler, sigara dumanına maruz kalan çocuk ve erişkinlerde astım hastalığı oranının çok daha yüksek olduğuna işaret ediyor. Kamuya açık alanlarda sigara içilmesinin yasaklanması bu düşmanı evlere, dolayısıyla aile fertlerinin arasına taşımamalı. Hiç tanımadığımız insanların dumansız hava sahasına saygı gösterirken ailemizi sigara dumanına maruz bırakmamalı ve sigaradan mümkün olan en çabuk şekilde uzaklaşmalıyız. Bunun için de sağlık uzmanlarından yoğun destek alarak sigaradan kurtulmanın en sağlıklı yollarını bulmak, uygulamak ve bu konuda çevremizden de destek almak durumundayız.”
Bu gidişe dur demek elinizde!
Pasif içiciliğe son verecek en etkili yöntemin ise kapalı alanlarda sigara içilmemesi olduğu biliniyor. Bununla birlikte günümüzde, sigarayı bırakmaya karar veren kişilere yardımcı olacak birçok yöntem ve tedavi de bulunuyor. Bunlardan biri olan nikotin replasman tedavisi ise, kendi kendine sigarayı bırakmaya çalışan kişilerin elde ettikleri başarı oranını ikiye katlıyor.
Nikotin replasman ürünleri bedene belli oranlarda nikotin salarak rahatlama sağlıyor, böylece sigarasız yaşama alışmaya çalışırken nikotin eksikliğinin yol açabileceği semptomlar ortadan kaldırılmış oluyor. Uzmanlar, nikotin replasman ürünleri kullanılırken asla sigara içmeye devam edilmemesi yönünde de uyarıda bulunuyor.
Nikotin replasman tedavisi ve bu kapsamda kullanılan ürünler hakkında gerekli bilgi ve yönlendirme doktor ve eczanelerden alınabiliyor.
* Bu yazıda yer alan rakamsal veriler Novartis, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Türk Toraks Derneği, Kaliforniya Üniversitesi (Amerika), Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Tobaccofreekids tarafından gerçekleştirilen farklı araştırmalardan derlenmiştir.
Spor içecekler diş erozyonuna neden oluyor
15 October 2009 Yazan admin
Kategori Sağlık Haberleri
Spor yaparken spor içeceklerini tüketmek birçoğumuzun alışkanlığıdır. Bu tür içecekler spor yaparken bize gereken enerjiyi vermelerine rağmen ağızdaki asit miktarını arttırarak dişlerde erozyona ve hassasiyet oluşmasına neden olabilmektedir.
Son zamanlar da yapılan araştırmalara göre spor içeceklerin uzun süre tüketilmesinin diş minelerinde erozyon meydana gelmesine neden olabileceğini söyleyen Diş Hekimi Mehmet Zahid Kazandı bu nedenle dişler de aşırı hassasiyet görülebileceğini belirtiyor. “Asit erozyonunun ilk belirtileri arasında diş hassasiyeti durumu olarak da bilinen, sıcak soğuk içecek ve yiyecek tüketirken diş ağrısının hissedilmesi sayılabilir. Asit diş minesini aşındırmaya başlayınca dişlerin yüzeyi yuvarlanmış, parlak, cilalı ve hafifçe sararmış bir görünüme bürünüyor. Sonraki aşamalarda, dişlerde sarı lekeler, şeffaflık, aşırı hassasiyet, diş uçlarında çatlaklar ve diş yüzeyinde de küçük çukurlar görülebilir. “Bunun yanında asitli spor içecek tükettikten sonra dişlerin hemen fırçalanmasının da dişlere daha fazla zarar verdiğini ekleyen diş hekimi Mehmet Zahid Kazandı “ asitli içeceklerden sonra hemen dişleri fırçalamak dişlerimizin yüzeyini asitle fırçalamak gibidir. Bu nedenle asitli içecekler tükettikten yarım saat sonra dişlerinizi fırçalamnız en iyisidir” diyor.
Pipet kullanmayı ihmal etmeyin;
Genel olarak asitli içeceklerin dişlerde erozyona neden olduğu bilienmektedir. Bunun engellemenin ise çok kolay bir yolu var. Pipet kullanmak… dişlerimizde çürük, hassasiyet hatta dşi kayıplarına bile neden olabilecek asit erozyonunu engellemek için pipet kullanımının yeterli olduğunu belirten Kazandı bu sayede dişlerimizi koruyup, dilediğimiz asitli içeceği tüketebileceğimizi belirtiyor.
GEÇİCİ DÖVMELER DE EN AZ KALICILAR KADAR TEHLİKELİ
15 October 2009 Yazan admin
Kategori Sağlık Haberleri
Son yıllarda özellikle gençler arasında hızla yayılan piercing ve dövme modası, güzel bir görünüm sağlasa da yol açtığı allerjik reaksiyonlar ciddi sorunlar yaratabiliyor. Uzmanlar, daha zararsız olarak bilinen ve özellikle yazın sahil kentlerinde çocuklara dahi uygulanabilen geçici dövmelerin de deride yara oluşumuna neden olduğu konusunda uyarıyorlar. Anadolu Sağlık Merkezi’nden (ASM) Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Figen Akın, dövme ve piercingin zararları konusunda bilgi verdi.
Piercing ve dövme, steril bir ortamda yapılmadığı takdirde, yaptıran kişiye hepatit B, hepatit C, AIDS gibi birtakım hastalıkların bulaşmasına neden olabiliyor. Halk tarafından daha zararsız olduğu gerekçesiyle çocuklara dahi yaptırılan geçici kına dövmesi de en az kalıcı dövmeler kadar riskli. Kınayla yapılan dövmeler sonucu, kalıcı dövmelerde olduğu gibi keloid ve allerji gibi tablolar görülebiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi’nden (ASM) Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Figen Akın şunları söyledi:
“Piercingin deri hastalıkları yönünden en çok görülen yan etkisi o bölgede kontakt dermatit meydana getirmesi yani bir tür egzama tablosu oluşturmasıdır. Ayrıca açık tenli kişilerde ‘keloid’ adı verilen yaralar da oluşabiliyor. Keloid, piercing yapılan bölgede sertlik ve doku kitlesi oluşmasına neden oluyor. Genellikle açık tenli kişilerde ve vücut orta hat (göğüs ön yüz, yüz orta hat ve omuzlar) bölgesine yapılan piercing işlemlerinde keloid oluşma riski artıyor.”
Piercing uygulanan kişilerde metal alerjisi varsa uygulama alanında ciddi kontakt dermatitler (bazı maddelerle temas sonucu oluşan alerjik deri iltihabı) oluşabiliyor. Bu tür reaksiyonlar genital bölge ve ağız içi gibi alanlarda daha ciddi seyredebiliyor. Bazı metal alerjilerinde reaksiyon sadece piercing uygulanan alanla sınırlı kalmıyor. Alerjenin kan yolu ile sistemik dağılımı sonucu reaksiyon vücuda yayılarak daha ciddi boyutlara ulaşabiliyor. Ayrıca uygulanan kişide kanama bozukluğu ile ilgili (hemofili) bir hastalık varsa işlem sırasında buna bağlı olumsuzluklar yaşanabiliyor.
Çocuklarda spor yapabilir
15 October 2009 Yazan admin
Kategori Sağlık Haberleri
Hareket ve sporun çocuğun sağlıklı büyüyüp gelişmesinde çok önemli katkısı vardır. Spor çocuğu fiziksel, sosyal ve kişisel açıdan geliştirir. Amerikan Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Prof. Dr. Nadire Berker sporun çocuklar üzerindeki etkilerini şu şekilde özetliyor: Fiziksel açıdan kalp ve akciğerleri kuvvetlendirir, erişkin dönemde oluşabilecek kalp ve akciğer hastalığı riskini en aza indirir. Kasları, eklem bağlarını kuvvetlendirir, eklemleri besler. Mide bağırsak sisteminin düzenli çalışmasını sağlar ve sosyal açıdan çocuğu geliştirir.
Spor ve egzersizin yararları bilinmekle birlikte başlama zamanı, süresi ve türü tartışmalıdır. Çocukların yetenekleri ve gelişim düzeyleri birbirinden farklı olduğu için her egzersiz her çocuğa uygun olmaz. En doğrusu çocuğun beceri düzeyine göre ilerlemek, özellikle çok küçük yaş gruplarında çocuğun beceri düzeyine uygun zevkli aktiviteler bulmaktır.
Ana hatlarıyla önerilebilecek aktiviteler:
Yaş 2-3
Bahçede veya oyun alanında koşma, salıncak, oyun bahçesi
Su içinde oyunlar
Yuvarlanma
Yaş 4-6
Dans, yakalama, elim sende oyunları
İp atlama
Yakartop
Üç veya 4 tekerlekli bisiklet
Bu yaştan sonra çocuk takım oyunlarına katılabilir.
Önerilen oyunlar
Yakalamaca, yuvarlanma, ip atlama, yüzme, ebelemece, seksek, frizbi, yürüyüş, bisiklet
2-6 Yaş Arası
Bu yaş grubu çocuklar henüz fırlatma, yakalama, koşma, sıçrama, atlama gibi hareketin temel becerilerini öğrenmektedirler. Bu beceriler merkez sinir sisteminin doğru gelişmesine yardım eder. Bu yaş grubundaki çocuklarda düzenli bir egzersiz programı önerilmez. Temel motor becerileri geliştiren oyunlar oynamak daha doğrudur.
7-10 yaş arası
Bu grup çocuklar temel hareket becerilerini edinmişlerdir. Hafızaları ve karar verme yetileri gelişkin olduğundan bazı oyunların stratejilerini kavrayabilirler. Ancak bazı organize takım oyunlarının gerektirdiği karmaşık hareket ve becerileri başaramayabilirler. Bu grup çocukların temel becerilerini daha zor oyunlarda kullanabilmeleri için değişik oyunlar oynanabilir.
Öneriler:
Bisiklet, top oyunları, tenis, masa tenisi, paten, dans, jimnastik, futbol, yüzme
10 yaş ve üzeri
Artık çocuklar karmaşık aktivite gerektiren takım oyunlarına katılabilirler. Futbol ve basketbolda çocuğun fiziksel güvenliği önemlidir. Fiziksel yaralanma riski dışında yarışma sporları ile birlikte kazanma ve kaybetme de başlar. Çocuklar kaybetmeye tahammül edemeyebilirler. Bu nedenle çocuğun doğru yönde odaklanmasına dikkat etmek gerekir. Bu yaşa dek aerobik veya dirençli egzersiz programlarına başlanması doğru değildir. Ergenliğe kadar uzun mesafe koşularına izin verilmemelidir. 10 yaş üzeri çocuklarda orta şiddette bir aerobik egzersiz programına başlanmalıdır. Sıklık en fazla haftada 3 gün olmalı, antremanlar arası bir gün istirahat edilmelidir. Antreman süresi 30 dakikayı geçmemelidir. Tüm kasları geliştirmek için değişik şekillerde aktiviteler gereklidir.
Öneriler:
Organize takım sporları, koşu, paten, bisiklet, ip atlama, aerobik, yüzme, kürek, atletizm.
Kas güçlendirme çalışmalarında dikkat edilecek noktalar:
Tüm güçlendirme aktiviteleri eğitimli personel tarafından denetlenmelidir. Çocuk ne kadar büyük olursa olsun fizyolojik olarak gelişimini tamamlamadığı unutulmamalıdır. Ana amaç tüm egzersizler için doğru tekniğin öğrenilmesidir. Önce teknik öğrenilmeli, direnç daha sonra eklenmeli ve yavaş artırılmalıdır. Doğru nefes tekniği öğretilmelidir. Egzersizin hızı kontrol edilmeli ve ani hızlı germelerden kaçınılmalıdır. Vücut geliştirme ve ağırlık kaldırma yasaktır. Çok eklemi içeren tam eklem hareket açıklığı gerektiren egzersizler yapılmalıdır. Çocuğun söylenileni anladığından ve yapabildiğinden emin olunmalıdır. Yükler set başına 8-12 tekrar yapabilecek kadar olmalıdır, çok ağır yüklerden kaçınmak gerekir. Tüm ana kas gruplarını içeren 8-10 tane farklı egzersizi iki set halinde yapmak, egzersizler arasında 1-2 dakika dinlenmek gereklidir. Güçlendirme antremanları haftada 2 gün yapılmalı ve diğer zamanlarda farklı aktiviteler önerilmelidir.
ÇOCUK SPORUNDA HASSAS NOKTALAR
Büyüyen bağ ve kemikler: Çocukların kemikleri büyüklerinkinden farklıdır, kemik uçlarında büyüme plağı denilen ve uzamayı sağlayan kısımlar vardır. Bu büyüme plakları kızlarda 13-15, erkeklerde de 15-17 yaşa dek açık ve aktiftir. Kemiğe aşırı yük bindiğinde tendon ve bağlardan çok bu büyüme plakları zedelenir. Aşırı kullanıma bağlı olarak büyüme plaklarında enflamasyon oluşabilir.
Aşırı kullanım ve zedelenmeler: Çocuklarda fiziksel aktivite tek bir spor değil, çeşitli fiziksel aktiviteleri içermelidir. Uzun saatler süren antremanlar gerektiren koşu, jimnastik ve tenis gibi sporlarda aşırı kullanıma bağlı yaralanma riski artmaktadır. Maratona katılma yaşı da bu nedenle 16’dan 18’e çıkarılmıştır.
Kazanma Hırsı ve Yarattığı Sorunlar: Sporun sadece katılım için olmayıp madalya için yapılması bazı tehlikeli sonuçlar doğurmaktadır. Sadece kazanmak için yapılan spor, sporcu için riskler taşır.
Kadın Sporcu Üçlemesi: Kız sporcularda görülen kadın sporcu üçlemesi bunların en bilinenidir. Aşırı antreman sonrasında gelişen anoreksi, amenore ve osteoporoz kız sporcuların sağlığını tehdit eden önemli bir sorundur.
Madde Bağımlılığı: Ciddi bir problem çocuk ve ergen sporcularda ergojenik maddelerin kullanımıdır. Profesyonel sporcuların daima kazanım mentalitesi ergen amatör sporculara da yerleştikçe madde kullanımı artmaktadır. Erken cinsel gelişme gösteren sporcularda steroidli maddelerin kullanımı araştırılmalıdır. Genç sporcular üretici firmalar tarafından güvenli oldukları iddia edilen beslenme desteği ürünlerini de kullanmaktadırlar. Kreatin ve androstenedione gibi maddeler internet üzerinden satılabilmektedir. Ancak bu maddelerin çocuk ve ergenlerde uzun vadede güvenli olduğuna dair hiçbir bilimsel kanıt yoktur. Koçlarının bile bu konuda teşvik ettiği genç sporcuları bu tür maddelerin kullanımından korumak hekimin ve ailenin birincil görevidir.
Aşırı Kullanım Sendromları: Genç sporcularda görülen ortopedik sorunların üzerinde önemle durulmalıdır. Yüzücülerde omuz sorunları ve koşucularda bacak ağrıları (shin splints) en sık gözlenen aşırı kullanım sendromlarıdır. Aşırı kullanım sendromlarını tanıyarak erkenden önlem alınırsa bunların stres kıırıklarına yol açmaları önlenebilir.
Spora Bağlı Yaralanmalar: Bu tür yaralanmalar daha çok maç ve yarışma esnasında meydana gelmektedir. İyileşme sürecinde pasif değil, aktif bir istirahat gerekir, çocuğun tekrar spora dönebilmesi için konuda deneyimli bir hekim tarafından izlenmesi ve tedavisinin doğru planlanması şerttır. Futbol gibi saha sporlarında en sık diz ve ayak bilek yaralanmaları, yüzme gibi tekrar eden aktivite içeren sporlarda ise aşırı kullanım sendromları gözlenmektedir.
ÇOK AKTİF ÇOCUKLARDA EN SIK GÖZLENEN YARALANMALAR
Akut yaralanmalar ani ve travma sonrası olur. Küçük yaşlarda ezilme, burkulma ve zorlanmalar görülür. Ergenlerde kemik kırıkları ve bağ kopmaları olabilir. Yaşa bağlı olmaksızın gözde kanama, retina ayrışması, kornea çizilmesi; kemik kırıkları, bağ yaralanmaları, beyin zedelenmeleri, omurilik yaralanmaları görülebilir. Bu tür akut yaralanmaların nedenleri ekipmanın doğru olmayışı veya gerektiği gibi kullanılmayışıdır. Örneğin basketbol ve raket sporlarında göz yaralanmaları nadir değildir.
Aşırı Kullanım Yaralanmaları: Aşırı kullanım yaralanmaları çocukların büyüme gelişmelerini etkilediğinden erişkinlerdekinden daha önemlidir. Kemik ve eklemlerin çok fazla stres altında kalması sonucu görülür.
En sık görülenler
Ayak bileği burkulmaları: Yaşı büyük çocuklarda ayakbileği bağlarında gerilme veya kopma bilek kırıklarından daha sıktır. Hemen tedavi edilmelidir.
Kırıklar: Aşırı kullanıma bağlı olarak büyüme plaklarında kırıklar oluşabilir.
Sever hastalığı: Topuk ağrılarıyla karakterizedir. Topuk kemiğinin büyüme noktasının aşırı kullanıma bağlı enflamasyonundan olur.
Ön diz ağrısı: Diz kapağının altında hissedilir. Diz hassas ve şiş olabilir. Genellikle uyluk etrfaındaki ana kas grupları olan kuadriseps ve hamstring kaslarının gerginliği sonucu oluşur.
Yüzücü omzu: Yüzmedeki tekarlayıcı kol atma hareketine bağlı olarak omuzun şişmesidir. Ağrı aralıklı olarak başlayıp giderek müzminleşebilir.
Bacak ağrıları (shin splint): Bacakların baldır kısımlarında ağrı ve rahatsızlık hissi mevcuttur. Aşırı antreman veya sert zeminde yapılan antremanlardan sonra gözlenir.
Spondilolizis: Bel kaslarının tekrarlayıcı dönme, geriye veya öne bükülme hareketleri sonucu zedelenmesinden olur ve sürgen bel ağrısına yol açar. Futbol, jimnastik, güreş gibi sporlarda sıktır.
Aşırı Kullanım Sendromlarını Artıran Faktörler
Hızlı büyüme dönemleri veya esneklik-kuvvet arası farklar
Yetersiz ısınma
Aşırı aktivite
Kötü teknik
Uygunsuz ekipman
Tekrarlayan yaralanmalar
Yaralanma yeterince iyileşmeden spora dönüldüğünde gözlenir. Tam iyileşmeden spora dönen sporcunun yeniden yaralanma riski çok yüksektir. Vücut yaralı ve taze iyileşmiş kısmını kullanamadığından onu kompanse etmek için gereksiz veya hatalı hareketler yapabilir. En iyi çare tamamen iyileşmeyi beklemektir. Spor öncesi düzenli biçimde ısınma ve sonrasında da soğuma yapmak gereklidir. Müsabakaya çıkış da yavaş yavaş olmalıdır.
Çocuklarda yaralanmaya yol açan faktörler
Genelde 8 yaş altında çocuklar hala büyümekte oldukları için refleks ve tepki zamanları yavaştır, koordinasyonları tam değildir. Çocuklar farklı yaşlarda olgunlaştıkları için de aynı yaşta bile olsalar bazen boy ve kiloları arasında anlamlı farklar görülür. Farklı boyutlarda çocuklar aynı yaşta oldukları için birbirleriyle maç yaptıklarında yaralanma riski doğar. Çocuklar büyüyüp güçlendikçe de bu risk daha da artar. Ayrıca çocuklar bazı aktivitelerin risklerini erişkinler kadar iyi değerlendiremediklerinden farkında olmadan çok riskli durumların içine girebilirler. Temas sporlarında yaralanma riski yüksektir. Futbol diğer sporlara göre daha tehlikelidir. Boks ise çocuklar için uygun değildir. Astıımlı çocuklar spor yapamaz diye bir şey yoktur. İlaçlarla kontrol altında tutulan astımlı çocuklar da yaşıtları gibi spor yapabilirler.
Çocuğunuza spor ayakkabı alırken
Çocukların ayakları sürekli büyür. Bu nedenle ayakkabının burnu ile en uzun parmağın ucu arasında bir parmak mesafe olmalıdır. Dükkanda çocuğa her iki ayakkabı da giydirilmeli, içinde her gün giydiği normal çorapları olmalı, ayakkbı bağcıkları bağlanmalıdır. Birkaç dakika içinde aykkabının uyup uymadığı anlaşılır. Ayaklar akşamüzeri hafifçe şişeceğinden ayakkabı alışverişine akşam üzeri gidilmelidir.
Küçük çocuklarda birçok spor için çok amaçlı ayakkabı yeterlidir. Koşu ayakkabısı çok amaçlı bir ayakkabı olarak uygun değildir, çünkü koşu ayakkkabıları yana doğru harekete izin vermediklerinden yaralanma riskini artırırlar.
On yaşından sonra performansı artırıp ayakları korumak için spora özgü ayakkabılar seçilebilir. Koşu ayakkabısı dışında bütün ayakkabılar genç sporcunun ayağına zarar vermeden birbiri yerine kullanılabilirler.
Ekipman-Alet-Edevat
Bisiklete binen, paten kayan çocuklar kafa koruyucu başlıklar takmalı. Zemin düzgün olmalı, beton sahalar tercih edilmemeli. Koçlar da maçı ve yarışmayı kazanmak kadar güvenlik koşullarına uyulmasına dikkat etmeliler. Tüm çocukların beceri düzeyi, boyut ve fiziksel kapasitelerinin birbirine uymasına dikkat edilmeli.
Spor öncesi hazırlık
Maç veya müsabaka öncesinde yeterli ısınma ve antreman yapıldıktan sonra maça-yarışmaya çıkılmalı. Çocuk iyi beslenmeli, yeterli sıvı almalı ve aralıklı olarak istirahat etmeli.
Organize sporlar için çocuğunuzun bunu istediğinden emin olun, onu asla bir takımda yer almaya zorlamayın.
Bir sporu değerlendirirken çocuğun gereksinim duyacağı ekipman miktar ve fiyatı, fiziksel temas miktarı, kişisel beceri, takım boyutu, çocuğun katılımına fırsat verilip verilmediği gibi sorular da önemlidir. Farklı spor imkanları varsa çocuğun hepsini denemesi ve mümkünse bir miktar öğrenmesi sağlanmalıdır. Çocukların bazıları takım oyunlarını, bazıları bireysel sporları sever, temas sporlaından hoşlanmayanlar olabilir, toplu oyunlarda el- göz koordinasyonu yeterli olmadığından zorluk çekebilir.
Çocuğunuz emin ellerde mi?
Antrenörün güvenlik ve emniyete verdiği önem, tüm katılanları oyuna dahil edip etmediği, kazanma-kaybetmeye olan yaklaşımı, çocuğa verdiği hedefler, antreman öncesi ısınma-soğuma periodları, çocukların fiziksel gelişim ve beceri düzeylerine göre gruplandırılması gibi faktörler çocuğun emniyeti açısından önemlidir.
Anne-Babalara öneriler:
Tüm ana babalar çocuklarını başarılı birer sporcu olarak görmek isterler ancak çocuğa çok fazla baskı yapmak fiziksel ve ruhsal sıkıntılar yaratabilir. Çocuk spordan hoşlanmalıdır, zorlanırsa hayat boyu spordan nefret edebilir.
Üç çocuğu da aktif sporcu olan bir ebeveyn olarak, sporun çocuklara verdiği zevkin yakın tanığıyım. Ancak aşırı heyecanlı ve ihtiraslı anne babalarla antrenörlerin çocuklara verdikleri zararı da yakınen gözledim. Çoğu antrenörün çocuğu fair play, beceri ve eğlenceyi öğretmekten çok kazanmaya ittiğinin farkındayım. Spor bir stres değil eğlence kaynağı olmalıdır. Spor faaliyeti çocuğa hayattaki herhangi bir sorunla başa çıkmayı öğretmenin eğlenceli bir yoludur. Çocuklar kaybettikleri zaman cezalandırılmak yerine ellerinden geleni yaptıkları ve yeni beceriler öğrendikleri için ödüllendirilmelidir.
Her çocuk farklı hızda olgunlaştığından takım sporu yaşı çocuktan çocuğa değişir. Bazen anne-babalar çocuğu bir spora iter ve onda çok başarılı olmasını bekler. Bu durumda çocuk her gün çok uzun süreyle antreman yapar. Ergenlik öncesi çocuklarda bu doğru değildir. Erken yaşta çok sayıda sporu öğrenen bir çocuk ileriki yaşlarda spesifik bir sporda dahja kolayca mükemmele ulaşmaktadır. Genelde 12 yaş öncesinde çocuklar antreman stresi ve sosyal yaşamlarına olan etkisi ile başa çıkacak kadar güçlü değildirler. Bu nedenle çocukların 12 yaşından önce tek bir sporda özelleşmeleri iyi değildir.
Özellikle gün boyu uzun saatler antreman yapmayı gerektiren yüzme, buz pateni, jimnastik gibi sporlarda sizin değil, çocuğun gönlünün bu işin içinde olduğundan emin olun. Çocuğa çok fazla performans baskısı yüklemeyin. Saha sporlarında koşu ayakkabıları kullanmasına izin vermeyin, ayak bileği burkulabilir. Ayakkabıları sık sık değiştirin. Hangi spor olursa olsun koruyucu aksam kullanın. Her zaman olumlu ve cesaret verici olun. Kişisel beceri ve kazanma yerine katılım ve elinden geleni yapmanın önemli olduğunu vurgulayın. Kendiniz de iyi örnek oluşturun. Asıl amacınızın çocuğunuzun sağlıklı, mutlu ve üretken bir erişkin olması olduğunu unutmayın.
Anne-Babaların sık sorduğu sorular:
Çocuğuma sporu nasıl sevdirebilirim?
Televizyon seyretmesini ve bilgisayar oyunlarını kısıtlayın. Kendiniz de spor yaparak ona bir örnek olun. Birlikte yapabileceğiniz koşu, yüzme, bisiklet, tenis basketbol gibi bir spora başlayın.
Aşırı yorulmalarını nasıl önlerim?
Çocuğa serbest oyun zamanı tanıyın. Çok sayıda spora katılmak çocuğun motor becerilerini arttırır, sportmenlik, kendine güven duygularını geliştirir, sosyal yönden çocuğu zenginleştirir. Tek bir spora yönelmesini önleyin.
Çocuk antremana gitmek istemiyorsa, veya antreman öncesi mutsuzsa durumu araştırın.
Çocuğum ilk defa bir takım sporuna başladı. Maçlarda nasıl davranmalıyım?
Sadece çocuğunuz için değil, tüm takım için tezahürat yapın. Çocuğunuzu müsabaka sırasında karışmayın, antrenörlük yapmaya kalkışmayın. Duygularınızı dizginleyin, çocuğunuzu destekleyin ama hep seyirci alanında kalın. Antrenörlere, hakemlere teşekkür etmeyi unutmayın.
Çocuğumun kilo kaybetmesi lazımmış, ne yapmalıyım?
Çocuğunuzu doktora götürüp durumu açıklayarak uygun bir diyet önerisi alın. Hiç bir zaman kilo kaybetttiren ilaçlar, laksatifler, idrar söktürücüler, aşırı kalori kısıtlaması, lastik giysiler, saunalar gibi sağlığı tehdit eden yollara başvurmayın.

