Düşük şekerin sağlığa etkileri
09 January 2010 Yazan admin
Kategori Şeker Hastalığı
->
Kan şekerinin aşırı derecede düştüğü hipoglisemi; bazen egzersiz sonrasında, bazen sabaha karşı, bazen de yemeklerden sonra görülür. Yüksek şeker sorunu yaşayanlarda oluşabileceği gibi, ileride oluşacak bir diyabet problemine de işaret edebilir.
Kullandığınız ilaçlar, aşırı alkol tüketimi, karaciğer, böbrek sorunları ile bazı hormonal hastalıklar şekerinizi düşürebilir. Burada dikkat edilmesi gereken; orta ve ileri yaşlarda düşük şekerin yüksek şeker kadar tehlikeli olabileceğidir.
Keyfiniz kaçar
Kan şekeri ne kadar düşmüşse, yaşanan sıkıntılar da o kadar fazla olur. Hafif ile orta dereceli bir kan şekeri düşmesinde; kendinizi bir anda halsiz, yorgun ve sinirli hissedersiniz. Dikkatinizi toplayamazsınız. Uykunuz gelir, bir anda acıkırsınız. Başınız ağrır, keyifsizleşirsiniz. Hatta kendinizi depresif ve umutsuz hissedersiniz.
Hafıza kaybı yaratır
Şeker düşmesi daha şiddetliyse, sorunlar da daha ciddi boyutlara ulaşır. İleri yaştaysanız bellek ve bilinç kayıpları, hatta inme bile yaşayabilirsiniz. Kan şekerinizde süregelen bir düşme varsa, bunun altında yatan nedeni araştırmak için doktorunuza görünün.
İnsülin kullanan bir şeker hastasıysanız; özellikle dikkatli olun. Beslenmenizi, öğün sayı ve miktarlarını düzenlemeniz, egzersiz seviyelerinizi ayarlamanız, ilaçlarınızı kontrol etmeniz gerekecektir. Yüksek şeker uzun dönemde yan etkiler yaratır. Düşük şeker ise daha ani sorunlara yol açar.
Diyabet çocuklarda giderek artıyor
07 January 2010 Yazan admin
Kategori Genel Sağlık, Şeker Hastalığı
Bilim adamları Tip 1 diyabetin Avrupa’da beş yaşın altındaki çocuklarda 2005-2020 döneminde ikiye katlanacağı tahmininde bulundu. İrlandalı ve Macar araştırmacılar, beş yaşın üstündeki çocuklarda da vakaların ciddi oranda artacağını söylüyor.
Lancet dergisinde yayımlanan araştırmada yükselişin hızına bakılarak, sebebin yalnızca kalıtsal olamayacağı, yaşam tarzının da önemli olduğu vurgulandı.
Doktorlara göre en büyük artışın, yaşam tarzının Batı Avrupa’ya göre daha hızlı değiştiği Doğu Avrupa’da olması da bunun bir kanıtı.
Araştırmacılardan Doktor Chris Patterson, “İleri yaşlardaki annelerin bebeklerinde Tip 1 diyabet riski az da olsa artış gösteriyor. Aynı şey sezaryenle doğan çocuklar ve küçük yaşlarda hızla kilo alan çocuklar için de geçerli.” diyor.
“Annelerinin emzirdiği bebeklerde ise bu risk biraz azalıyor.”
Doktor Patterson’a göre enfeksiyon ve virüsler de önemli bir rol oynuyor.
Ancak bunlardan hiçbirinin tek başına bu hızlı artışı açıklamaya yetmediğini belirten doktor, artışın sebebini şu aşamada tam olarak bilemediklerini kaydediyor.
Araştırmada 1989 ile 2003 yılları arasında, 20 ülkeden 29.311 Tip 1 diyabet hastası incelendi.
Ve Tip 1 vakalarının her yıl %3,9 arttığı saptandı.
Ancak bu oran, beş yaşın altındaki çocuklarda %5,4.
5-9 yaş grubunda ise %4,3.
Araştırmacılar, Lancet dergisindeki makalede Avrupa sağlık sisteminin artan hastalara gereken bakımı sağlayacak önlemleri de alması gerektiği uyarısında bulunuyor.
Tip 1 – Tip 2
İnsülin eksikliğinden kaynaklanan Tip 1 diyabette hastalar, sürekli olarak insülin enjekte etmek zorunda kalıyor.
Vücudun bağışıklık sistemi pankreastaki beta hücrelere saldırıp onları yok ettiği için, vücut insülin hormonunu üretemiyor.
Şeker hastalarının yalnızca %10′u Tip 1 diyabetli. Ancak çocuklarda görülen vakaların çoğunluğu Tip 1.
Tip 2 diyabet ise genelde ilerleyen yaşlarda ortaya çıkıyor ve aşırı kilo gibi yaşam tarzından kaynaklanan sebeplere bağlanıyor.
Pankreas yeteri kadar insülin üretmediği için ya da vücut insülini iyi kullanamadığı için ortaya çıkıyor.
Genelde rejim ve egzersiz ile tedavi edilebiliyor.
Akçakavak (beyaz kavak ağacı)
04 January 2010 Yazan admin
Kategori Şeker Hastalığı
Akçakavak (beyaz kavak ağacı) özellikleri
* Hemen her yerde yetişir.
* Dalları yukarı doğru çıkan beyaz bir kavak ağacıdır.
* Yaprakları ve kabukları kullanılır.
Akçakavak (beyaz kavak ağacı) faydaları
* Kurumuş yaprakları ezilerek yaralar üzerine konursa yaraları iyileştirir. Yine merhem gibi yapılarak yaralar
için kullanılırsa fayda verir.
Şeker (Diyebet)
24 November 2009 Yazan admin
Kategori Şeker Hastalığı
Şeker (Diyebet)
Diyabet nedir? Nasıl meydana gelir?
Diyabet, başta karbonhidratlar olmak üzere protein ve yağ metabolizmasını ilgilendiren bir metabolizma hastalığıdır ve kendisini kan şekerinin sürekli yüksek olması ile gösterir. Diyabet hastalarındaki temel metabolik bozukluk, kan yoluyla taşınan glükozun (şekerin) hücrelerin içine girememesidir. Normal koşullarda besinlerden elde edilen veya karaciğerdeki depolardan kana salınan glükoz pankreas tarafından salgılanan İNSÜLİN hormonunun yardımıyla hücre içine girer ve orada yakılarak enerjiye dönüşür. Hücrelerin üzerinde değişik maddelerin girmesine izin verilen kapılar vardır. Bu kapılar normalde kilitlidirler ve uygun anahtar varlığında açılırlar. Diyabet, hücrelerin üzerindeki glükoz kapısının açılamaması durumudur. Bu örnekten ilerlersek diyabet, anahtar işlevi gören İNSÜLİN hormonu yetersizliğine ve/veya insülinin etkilediği reseptörlerin (hücre kapısındaki kilidin) bozukluğuna bağlı gelişmektedir.
Kaç tip diyabet vardır? Diyabet sıklığı ne kadardır?
Nedenlerine göre bir çok diyabet tipi olmakla birlikte diyabet vakalarının çok büyük bir kısmını Tip 1 ve Tip 2 diyabet vakaları oluşturmaktadır.
Tip 1 Diyabet
Daha çok çocuklarda ve genç erişkinlerde görülür. Tip 1 diyabet, pankreasta bulunan ve insülin üreten beta hücrelerinin otoimmün bir süreç (vücudun bağışıklık sisteminin kendi hücrelerini tanıyamaması) sonunda zedelenmesi ile meydana gelmektedir. Mutlak veya görece bir insülin yetersizliği olduğundan hastalar ömür boyu insülin hormonunu dışarıdan (enjeksiyon yoluyla) almak zorundadırlar. Bu nedenle Tip 1 diyabet İnsüline Bağımlı Diyabet (Insulin Dependent Diabetes Mellitus=IDDM) olarak da isimlendirilmektedir. Genel olarak toplumdaki diyabet vakalarının %10’unu Tip 1 Diyabet vakaları oluşturmaktadır. Çocukluk çağında Tip 1 diyabet sıklığı ülkeler (bölgeler) arasında farklılık göstermekte ve her yıl 15 yaş altındaki 100.000 çocuktan 1-42’sinde diyabet gelişmektedir. Tip 1 diyabet genel olarak kuzey ülkelerinde daha sık görülmektedir.
Tip 2 Diyabet
Sıklıkla erişkinlerde ve şişman (obes) kişilerde görülmektedir. Tip 2 diyabetli hastalarda insülin salgılanmasındaki yetersizlikten çok dokulardaki insülin reseptörlerindeki direnç (rezistans) sonucunda glükoz metabolizması bozulmaktadır. Tip 2 diyabetin kuvvetli bir genetik yatkınlık zemininde geliştiği bilinmekle birlikte, genetik mekanizmalar tam olarak aydınlatılamamıştır. Tip 2 diyabetliler hastalıklarının başlangıcında ve sıklıkla çok uzun bir süre insülin ihtiyacı olmaksızın yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Bu nedenle Tip 2 diyabet İnsüline Bağımlı Olmayan Diyabet (Non-Insulin-Dependent Diabetes Mellitus= NIDDM) olarak da isimlendirilmektedir. Genel olarak erişkin nüfusta %4-8 oranında Tip 2 diyabet görülmektedir.
Diyabetin bulguları nelerdir?
Diyabete bağlı klinik bulgular vücuttaki karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasının bozulmasına bağlıdır. İnsülin eksikliği ve/veya insülin direnci nedeniyle hücrelere giremeyen glükoz belli bir serum düzeyini (180mg/dl) aştığında idrarla atılmaya başlar. Böbreklerden atılan glükoz beraberinde sıvı atılımını da arttırır ve sonuçta ÇOK VE SIK İDRAR YAPMA (POLİÜRİ) olur. Vücut, poliüri ile olan sıvı kaybını karşılamak için ÇOK SU İÇİLİR ve bu da POLİDİPSİ olarak isimlendirilir. Organizma, enerji kaynağı olarak glükozu kullanamayınca bir taraftan İŞTAH ARTAR diğer taraftan yedek enerji depoları olan yağlar ve proteinler yıkılmaya başlar ve bunun sonucunda iştah artmasına rağmen KİLO KAYBI olur. Bu klasik bulguların dışında diyabet hastalarında ÇABUK YORULMA, GÖRME BULANIKLIĞI, SIK DERİ ENFEKSİYONU, KADINLARDA VAJİNAL MANTAR ENFEKSİYONU gibi bulgular da görülür.
Diyabet tanısı nasıl konur?
Diyabet tanısı, çeşitli uluslararası kuruluşların (WHO, Amerikan Ulusal Diyabet Veri Gurubu=NDGG) belirlediği ölçütlere göre konmaktadır. Bu ölçütler:
Klasik diyabet bulguları olan bir kişide herhangi bir zamanda ölçülen plazma glükoz düzeyinin 200 mg/dl’ye eşit ya da üzerinde olması,
En az 8 saatlik aç (kalori almayan) bir kişide plazma şekerinin 140 mg/dl’ye eşit ya da üzerinde olması. Yakın zamanda Amerikan Diyabet Birliği açlık kan kekeri sınırını 126 mg/dl’ye eşit ya da üzerinde olarak belirlemiştir.
Şeker yükleme testinde (OGTT) 2. saatdeki plazma glükoz düzeyinin 200 mg/dl’ye eşit ya da üzerinde olması.
Gizli şeker nedir?
Halk arasında gizli şeker olarak isimlendirilen durum, normal glükoz dengesi ile diyabet arasındaki metabolik durumu ifade etmektedir. Normalde açlık plazma şekerinin 110 mg/dl olması gerekmektedir. İşte açlık plazma şekerinin 110 mg/dl’nin üzerinde fakat 140 mg/dl’nin altında (yeni kriterlere göre 126 mg/dl) olması bozuk glükoz toleransı olarak tanımlanmaktadır. Benzer şekilde şeker yükleme testi yapılan kişilerde 2. Saatdeki plazma glükoz düzeyininin 140 mg/dl’nin üzerinde fakat 200 mg/dl’nin altında olması da bozuk glükoz toleransı olarak isimlendirilmektedir. Bu durumdaki kişilerin gün boyu kan şekerleri normaldir ve diyabetin klasik bulguları görülmez. Bununla birlikte bu kişiler Tip 2 diyabet için en riskli grupta olduklarından yaşam biçimlerini yeniden düzenlemeleri gereklidi
Diyabet Nedenleri
30 October 2009 Yazan admin
Kategori Şeker Hastalığı
Aşırı kilo ve hareketsizlik diyabet nedeni
Rahat yaşamla birlikte gelen hareketsizlik ve aşırı kilonun diyabeti artırdığını bildirdi.
Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrinoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sena Yeşil, rahat yaşamla birlikte gelen hareketsizlik ve aşırı kilonun diyabeti artırdığını bildirdi.
Prof. Dr. Yeşil, yaptığı açıklamada, diyabetin kan şekerinin çok yüksek olmasıyla ortaya çıkan bir hastalık olduğunu, enerji kaynağı olarak şekerin gerekli olsa bile, fazlasının sorun yarattığını söyledi. Diyabeti olan bireylerde ensülinin olmaması ya da yetersiz olması nedeniyle şeker düzeyinde büyük bir artış olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Yeşil, ensülinin kan şeker düzeylerinin istenilen sınırlar içinde tutulması açısından büyük öneme sahip olduğunu vurguladı.
Diyabetin, Tip 1 ve Tip 2 diye ayrıldığını, bunlardan ilkinin gençlerde, ikincisinin ise ileri yaşlardaki insanlarda sık görüldüğünü belirten Prof. Dr. Yeşil, şöyle konuştu:
“Rahat hayatla birlikte gelen hareketsizlik, aşırı kilo, diyabeti artırıyor, tetikliyor. Tüm dünyada diyabeti olan bireylerin sayısı giderek artmaktadır. Türkiye’deki diyabetli sayısı 5 milyona yaklaşmaktadır. 21. yüzyıl, şişmanlık ve hareketsizliğe paralel olarak diyabetin arttığı bir yüzyıldır. Diyabet, dünyanın en önemli sağlık sorunlarından biri haline geliyor. Dünyadaki diyabetli sayısının 2030 yılında 400 milyon civarında olması bekleniyor.”
-DİYABETİN BELİRTİLERİ VE ÖNLEMENİN YOLLARI-
Diyabetin en önemli belirtilerinin sık idrara çıkma, aşırı acıkma hissi, kilo kaybı, aşırı susama, yorgunluk, bulanık görme, deride kuruma ve kaşıntı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yeşil, diyabetin sinsi bir hastalık olduğu için bu tür belirtiler olmadığı zaman bile ortaya çıkabildiğine dikkati çekti.
Prof. Dr. Yeşil şöyle dedi:
“Ailesinde bu tür rahatsızlığı olanlar, şişmanlar, 40 yaşın üstündeki herkes kan şekerini muhakkak ölçtürmeli. Diyabeti önlemenin tek yolu az yemek ve çok hareket etmektir. Günde yarım saat yürüyüş yapılırsa ve iyi bir diyet programıyla diyabet önlenir. Bunların yapılması halinde şekere yatkın kişilerde bile diyabete yakalanma riski yüzde 58 oranında düşürülebilir. Şekerin iyi kontrol edilmesi diyabeti önler.
Diyabet, dünyadaki en önemli körlük nedenidir. Bu hastalık böbrek yetmezliği ile kalp damar yetmezliğinden ölümlerin önemli bir nedenidir. Diyabet, görme kaybı, böbrek yetmezliği, ağrı, his kaybı ve yaralara yol açabilir. Kalp krizi, felç, ayak sorunları, uzuv kaybına neden olur.”

